Kazım Çapacı : Aman Avcı

Aman Avcı …

Kış kapıda. Havalar iyiden iyiye soğudu tüm yurtta. Havaların soğumasıyla beraber herkesi bir telaş aldı. Yakacaklar hazırlandı, sobalar kuruldu, kışlık giysiler sandıklardan çıkarılıp elbise dolaplarındaki yerlerini aldı.

Telaşta olanlar yalnız biz değiliz. Küçük dostlarımız kuşlar da telaş içindeler. Göçmen kuşlarımız yurdumuzdan geçip gittiler; Afrika’ya kadar sürecek olan uzun, zorlu yolculuklarını tamamladılar artık bugünlerde. İlkbahara kadar onları görmeyeceğiz artık. İlkbaharın ilk günlerinde gözlerimiz yine onları arayacaklar.

Kış konuklarımız gelmeye başladılar artık: Ördekler, kazlar, kuğular başta olmak üzere pek çok konuğumuz bizimle birlikte olacaklar. Kuzey ülkelerinin dondurucu soğuğundan kaçıp bize sığındılar. Peki biz, bu konuklarımıza nasıl davranacağız?

Ne yazık ki dostlarımıza pek iyi davrandığımızı söyleyemeyiz. Onlar bize sığınıyorlar, biz onları katlediyoruz. Doğru sözcük “katletmek”, evet. Bu yazıyı okuyan avcıların hemen savunmaya geçeceklerini biliyorum. Sözüm avcılığı kurallarına uygun olarak yapanlara değil, katillere.

Avlanmak, insanın genlerine yerleşmiş bir dürtü. Spor olarak bile kabul ediliyor hatta. (Nasıl sporsa bu!) Her ne kadar, benim asla yapamayacağım bir şey olsa da, bunu kabullenmek zorundayım. Dileğim, kurallarına uygun olarak yapılması sadece.

Nedir bu kurallar diye bir göz atalım, özellikle ördek, kaz, çullukgillerin avının büyük hız kazanacağı şu günlerde.

Her av dönemimde, Çevre ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından Merkez Av Komisyonu Kararı yayınlanır resmi gazetede. Bu kararda hangi hayvanların avlanabilecekleri, avlanma süreleri, avlanabilecek hayvanların her türe göre belirlenen sayıları, ava açık ve avın yasak olduğu alanlar, avı kesinlikle yasak olan hayvan türleri ayrıntılarıyla yazılır. Tüm bunlar bir kitapçık olarak basılır ve dağıtılır. Yukarıda söz ettiğim, kurallara bağlı avcılar işte ceplerinde bu kitapçıklardan bir tane taşır ve kurallara sıkıca uyarlar. Avlanmanın tanımı açık :” Merkez Av Komisyonunca avına izin verilen yaban hayvanı türlerini, izin verilen yerlerde, tespit edilen zaman ve miktarlar ile belirlenen esas ve usullerle canlı veya ölü ele geçirmeye çalışma veya ele geçirme.”

Avlanma için ön koşulların başında avcılık belgesine sahip olmak gelir. Gün doğumundan bir saat öncesi ile gün batımından bir saat sonrası avlanılabilir. Koruma altındaki hayvan türlerini avlamak; avına izin verilen türleri, izin verilen yerler, belirlenen zamanlar, belirlenen miktarlar dışında ya da zehirleyerek, tuzak ve kapan kurarak veya yasaklanan diğer yöntemlerle avlamaya çalışmak ya da avlamak yasaktır.

Tadorna tadorna – Kuşaklı ördek. Türkülerimizden birçoğuna konu olmuş Suna. Bu son, ona hiç yaraşmıyor doğrusu.

 

“Öyle büyük bir rant ki av silahı ticareti, bunların önünde bir avuç doğa korumacının durması olanaksız

Kurallar açık, ama ne yazık ki bu kuralların çiğnendiğini sıkça görüyoruz. Gün içinde birkaç ava izin varken, yüzlerce ördeği vuranları, sadece uçtuğu için her türlü kuşu vuranları, av yapamayınca, bugün kötü geçti diyip büyük yırtıcıları nişan tahtası yerine kullananları, zaten fazlasıyla daralan yaşam alanlarını hiçe sayıp, ava yasak bölgelerde avlananları,..

Av baskısıyla başa çıkmak zor. Öyle büyük bir rant ki av silahı ticareti, bunların önünde bir avuç doğa korumacının durması olanaksız. Bu durumdan “gerçek avcılar” da yakınıyor elbette. Köylerdeki sohbetlerimiz sırasında, “Nerde eski günler. Av bırakmadılar ki!” diyorlar o katilleri kastederek. Yaban hayatı çok iyi bilen bu gerçek avcılar, katliam yapanları, yaban hayvanlarının sayılarının ve türlerinin günden güne nasıl azaldığını gördükçe giderek daha az ava çıkar, hatta tüfeklerini tamamen bırakır hale gelmişler.

Kuş gözlemciliği anlatırken: “Bir düşüm var: Her eve bir kuş gözlemcisi.” derim. Bir düşüm daha var: “Her avcının tüfeği yerine, bir fotoğraf makinesi”. Fotoğrafını çekerek ölümsüzleştirmenin tadına bir varsalar, tüfeği fotoğraf makinesiyle bir değiştirseler, değmeyin o zaman keyfime. Bunun çok iyi örneklerini de yakından biliyorum. Çok sayıda abim var, eski avcılardan. Sonradan kuş gözlemeye, kuş fotoğraflamaya, avcılık günlerindeki deneyimlerini bizlerle paylaşmaya başladılar. Ne de iyi yaptılar. Bu eski avcı, yeni gözlemci ağabeylerimden biri şöyle dedi : “Eskiden bir kuşu bir kez avlardım. Şimdi ben avlıyorum (fotoğrafını çekiyorum), yanımdaki arkadaşım avlıyor, bir ay sonra aynı kuşu Türkiye’nin öte ucunda avlıyorlar, gelecek yıl yeniden avlıyoruz hatta. Hem her av sonucu duvarımda güzel bir fotoğraf baskısı olarak yer alıyor.” Saygıyla eğiliyorum önlerinde bir kez daha.

Denizlerin prensi Karabatak.

“yapılacak işlerin başında, çocuklarımıza sapan değil, kuş gözlem kitabı ve dürbün vermek geliyor.”

Yaban hayata sahip çıkmazsak, bu hızla tüketmeye, yok etmeye devam edersek ne yazık ki çocuklarımız bu güzellikleri görme fırsatı elde edemeyecekler. Çektiğiniz yaban hayvanları fotoğraflarını iyi koruyun, belki bir daha çekilemeyecek o fotoğraflar. Çocuklarınız sadece o fotoğraflarda görecekler onları.

Hele kuşlar, o rengârenk dostlarımız. Nasıl kıyarlar onlara bir lokma etleri için anlaşılmaz. Bakmayın kocaman göründüklerine bazılarının, tüy kabası onlar hep. Hani insan çok sevdikleri zarar görmesin diye onlardan uzak kalmayı bile göze alır ya, işte varsın onlar yaşasınlar, ben görmesem de olur, fotoğraflamasam da olur. Bir yerlerde, keyif içinde yaşamaya devam etmekte olduklarını bilmek bana yeter. Bir gün üzerlerindeki insan baskısı azalırsa, belki benim ülkemde de yaban hayatlarla iç içe yaşar hale geliriz, şehir içinde kazları görürüz, parklarda tahtalı güvercinlerle yarenlik ederiz. Sanırım yapılacak işlerin başında, çocuklarımıza sapan değil, kuş gözlem kitabı ve dürbün vermek geliyor.

Sadece av baskısı mı yaban hayatın önündeki tehdit. Keşke öyle olsaydı. Diğer tehditler de en az bunun kadar önemli, hatta çok daha ciddi tehditlerle de karşı karşıyalar. Zülfü yare dokundurmak için önümüzdeki günlerde diğer tehditlerden de söz etmek üzere…

 

Sevgiyle kalın…

Tüfeklerimizi bırakıp,

Teleskop, dürbün, fotoğraf makinesine geçersek

Çocuklarımız da bu güzellikleri yaşayabilecekler…

 

Yazı ve Fotoğraflar : Kazım ÇAPACI

Aralık 2008