|
Kazım Çapacı : Araknofili
|
|
Arachnos (örümcek) ve phobos (korku) Latince
sözcüklerinin birleşmesinden oluşan bir sözcük. Eh zaten fobilerin
çoğu asılsızdır, bu güzellerden korkmak da öyle.
Hayatında değil yılan ısırmasıyla
karşılaşan, yılan görmeyen biri, yılan
fotoğrafına bile bakamaz, çığlıklarla kaçar.
Örümceklerle karşılaşsa da kısa süreliğine görüveren
insanlarda da çok yaygındır bu fobi. Adı da pek şık
doğrusu: Araknofobi. Aynı adlı bir çok film yapılmış, bir çok kitap
yazılmış. Gerilim dozunu yükseltmek kolay sanırım
örümceklerle J. Buna tepki olarak araknofili terimini türettim ben de. Böyle bir terim yok
elbette; ama örümcek seven insanları, onlarla ilgilenenleri bu ad
altında toplamak istedim: Yaşasın araknofilikler
J. Böcekler dünyasına
fotoğraflama yoluyla daldığımda, örümcekler en çok ilgimi
çeken canlılar oldu. Bir örümcek gördüğüm zaman, çevremdeki
diğer böcekler siliniveriyor gözümden, hemen o güzele
odaklanıyorum. Kızım da alıştı artık
onlara iyice. Hatta özellikle örümcek arıyoruz bahçede birlikte. Bir
kokar böcekle ilgileniyordum geçenlerde, bahçede tohuma kaçmalarına izin
verdiğim terelerimde çiftleşiyorlardı. O sırada Selen de
bana başka böcekler arıyordu. Bana az sonra seslendi,
kırmızı örümcek buldum diye, önce böcektir o kızım
dedim. Hayır örümcek diye ısrar edince
(kokar böcekten ayrılmak zor geldi sanırım bana J) yanına gittim ve şimdiye
dek gördüğüm en güzel örümceklerden biriyle
karşılaştım. Neslinin tehlike altında olması
nedeniyle bazı ülkelerde koruma altına alınan bir Eresus nigerin gülen
suratıyla karşı karşıyaydım. Sevimli sevimli bize bakıyordu. Gerçekten
birçok örümcek türünde abdomende insan yüzüyle karşılaşmak
mümkün. Çoğu zaman gülümseyen bir yüz, bazen bir palyaço.
Suretimizi gördüğümüz türlerin yaşamasına daha fazla izin
veriyoruz sanırım. Eh bu da doğal seçilimin
iyi bir örneği. Geçenlerde bir arkadaşım
paylaşmıştı: Japonyada sırtında çekik gözlü
bir insan figürü olan yengeci yakaladıklarında hemen suya geri
bırakırlarmış. Benim örümceklerim de böyle güler yüzlü
işte. |
|
|
|
Eresus niger |
|
O kadar da
çok türü var ki, minik bahçemde her seferinde değişik örümcekler
görüyorum. Çektiğim fotoğrafları görenler bana Amazonda
mı yaşıyorsun demeye başladılar. Bir bilseler
onların bahçeleri, hatta evleri de bu güzellerle istila edilmiş
durumda (gel de bundan korku filmi çıkarma şimdi :). Geçen hafta
kahvaltı için bahçeden nane, dereotu, maydanoz topladım bir parça.
Mutfakta bir kaseye bıraktım
yıkansın diye. Bir süre sonra eşim seslendi naneleri
yıkarken, örümcek çıktı bunların arasından diye. Eee bana da fotoğraflamak düştü sadece.
Adı da hazırdı nasılsa bu minik yengeç örümceğinin
: Dereotu Örümceği J. |
|
|
|
Yengeç örümceği dereotu |
|
Gerçekten
mükemmel kamuflaj ustaları bir kısmı.
Bahçemdeki papatyaların sarı kısmına kafasını
gömmüş bir arı gördüm geçen gün. Arılar kafalarını
gömüyorlar ve uzun uzun besleniyorlar bu
şekilde. Sonra her tarafları polene bulanmış halde
yandaki çiçeğe uçuyorlar. Ama bu kez arkadaşımız bir
türlü yandaki çiçeğe uçmamıştı. Amma da yedi diye
düşünürken birden fark ettim ki, papatyanın sarısında kamufle olan usta bir avcıya yem olmuştu
aslında: Sarı yengeç örümceği. |
|
|
|
Sarı yengeç örümceği |
|
Altı
bacaklı böceklerin tersine, sekiz bacaklıdır bu
arkadaşların hepsi. Böcekler gibi oradan oraya uçmalarını
sağlayacak kanatları da yok hem. Eklembacaklıların önemli
bir sınıfını oluşturuyorlar akrepler ve akarlarla
beraber. Genellikle iki sıra halinde dizilmiş sekiz gözleri var.
Diğer sınıftaki böcekler insanların çoğuna
iğrenç gelirken, örümcekler daha çok korkunç diye
tanımlanıyor. Bu da gözümdeki değerlerini arttırıyor
sanırım. Hele çok yakından baktığınızda bidicikleri bile korkunç görünüyorlar bazen gerçekten.
Hani evimizde yaşıyorlar sıklıkla; ama iyi ki de
yaşıyorlar. Zira evimizdeki o iğrenç dediğimiz böceklerle
besleniyorlar. Büyük kısmı etobur -iyi ki bizi yiyecek kadar
kocaman değiller- J. Hanımlar köşe bucakta
ağlarının doluşmasına kızıyorlardır
eminim ama ağları yok ettiklerinde, diğer böcekleri eve
saldıklarını düşünüyorlar mı acaba? |
|
|
|
Hele o
ağları yok mu, tam bir sanat eseri gerçekten. Bu sanatın
mükemmelliğini Yunan mitolojisinde de görmek mümkün. Evinizin
karanlık köşelerinde, sessiz sedasız ağ ören o minik
şeyin aslında çok güzel ve yetenekli bir kız olduğunu
biliyor musunuz ? Arakne,
gergef işlemekte çok başarılı olan güzeller güzeli bir
kızdır. Öyle ki su perileri bile yaptığı işleri
hayranlıkla izlerlermiş. Bir gün Arakneye
sana bu kadar güzel işlemeyi Athena mı
öğretti diye sormuşlar. Babası Zeusun kafasından
doğan bu güçlü tanrıçanın öfkesini çekmekte gecikmez elbette
bu sözler. Bir ölümlünün zeka, sanat ve savaş
tanrıçasından kendini üstün görmesi Athenayı
deliye çevirir. Hemen aralarında bir yarışma düzenlenmesini
emreder tanrıça. İkisi de gergef işlemeye başlarlar.
Elbette Athenanın gergefi mükemmeldir;
tanrıçalara yakışan düzeydedir. Ama Athena
bakar ki, Araknenin gergefi de kendisininkinden
aşağı kalır değil. Savaş tanrıçası
kimliği öne çıkar birdenbire. Madem bu kadar güzel gergef
işliyorsun seni ölümsüz kıldım; ölmeyeceksin ve
hayatını insanlardan uzakta, karanlık köşelerde sürekli
gergef işleyerek geçireceksin der ve güzel kızımızı
örümceğe çevirir. Şimdi gelin de evimizin köşesinde gergef
işleyen bu güzeli gördüğünüzde hayranlıkla onu izlemekten
kendinizi alıkoyun bakalım. |
|
|
|
|
|
|
|
Hepinizi sekiz
bacağımla kucaklıyorum J |