Bilmediğiniz bir sözcük olduğunda ne yaparsınız? Hemen “Google” demeyin, sözlükler ne güne duruyor. İnternetin olmadığı dönemlerde, sözcüğün anlamını öğrenmek için sözlüklere bakardık. Güvendiğimiz, öyle olduğuna inandığımız çok güzel bir de kaynağımız vardı : Büyük Türkçe Sözlük – Türk Dil Kurumu Yayınları.

Lisedeyken edebiyat öğretmenimin “tanım nasıl olmalı?” sorusu aklımdan çıkmaz : Bir şeyi tanımladığınızda, onu hiç görmemiş olan biri bile, sizin sözcüklerinizle onun resmini çizebilmelidir zihninden. Doğal olarak iyi bir tanımda, eksik ya da fazla hiçbir şey olmaz, hatalı bilgiler yer almaz.

Bir gün “flamingo” nedir diye baktım sözlüğüne. Gözlerime inanamadığım flamingo maddesin şöyle tanılanıyordu :

flamingo. İng. flamingo.

a.(l ince okunur) hay.b.Leyleksilerden, tüyleri beyaz, pembe, kanatlarının ucu kara, eti yenir bir kuş. Flaman kuşu (Phoniocopterus ruber).

Bu kuşu yiyebilir misiniz diye sormam bile gereksiz elbette.

TDK Sözlük yetkililerine uzun bir mektup yazdım. Bu kuşun değil yenmesi, avlanmasının bile yasak olduğu, koruma altında olduğu, kaldı ki etinin de yenmeye değer olmayacağı, kendini bilen kimsenin bu eti yemeyeceğini, sözlükteki maddenin düzeltilmesi gerektiğini bildirdim.

Yanıt verme inceliği gösterdiler. Kısa, öz bir yanıt geldi : “Flamingo maddesinin hazırlanmasında, falanca tarihli, zooloji terimleri sözlüğünden yararlanılmıştır.”

Evet, hepsi bu. Sözlüğü ookuyp, flamingo vurup yemeye kalkan bir insana ne kadar kızabilirz ki diyesi geliyor insanın. Tam bir güleriz ağlanacak halimize durumu söz konusu.
Kim söyleyebilir bana, kızım bir sözcüğün anlamını sorduğunda, güvenle “sözlüğe bakmalısın” diyebilir miyim artık ben?

Gerçi bu güzel kuşları bile vuranlar yok değil.Uçan, kaçan her şeye ateş edip öldürmeyi marifet sayan insanlar var ne yazık ki! Kuşçu arkadaşlarımdan birinin anlattığı bir anekdotu paylaşmakta yarar var. Kuş gözlem sırasında, adamı (!) birinin vurduğu flamingoyu omzuna vurup yürüdüğünü görürler. Sorarlar, ya bu güzelim kuşu neden vurdun, yenmez ki bu!!! Aldıkları yanıt çarpıcıdır : “Uçuyordu”.

Sadece avcılar mı, insanın her türlüsünden çeker bu güzeller. Beslenme ve üreme alanları insanlar tarafından sürekli yok edilmektedir zaten. Bunu çok zor koşullarda başarabilen az sayıdaki güzel de yaşama savaşı verir. Kimi zaman, düşüncesiz balıkçıların bırakıverdikleri misinalara dolanan bacaklarını gangren nedeniyle kaybetme pahasına…

Köpekler basar kimi zaman üreme alanlarını. Binlerce yumurta telef olur. O yıl tek bir yavru bile çıkmaz koca koloniden.

Biraz da keyifli şeylerden söz edelim de içimiz kararmasın. Gelin size flamingoyu tanıtalyım biraz.
Bilimsel adı Phonicopterus roseus (Linnaeus, 1758). Phonicopteruformes (Flamingogiller) takımının [Ciconioformes-Leylekgiller değil], Phonicopteridae ailesinin bir türüdür bizdeki bu güzeller (Bizdeki yaygın türü budur. Rastlantısal olarak “Küçük Flamingo” kayıtları da vardır). Boyu 125, kanat açıklığı 150 cm’den fazladır. Sığ, tuzlu sularda beslenirler. Tuzlu sulardaki, “Artemia salina” adı verilen minik bir karidesle beslenirler. Flamingo yavrularının tüyleri kirli griyken, karoten açısından zengin bu beslenme sayesinde o güzel pembe renklerine kavuşurlar.

Üreme dönemindeki kur danslarını izlemnin tadına doyum olmaz. Hepsi birden zun boyunlarını bir o yana, bir bu yana hızla çevirirken, kanatlarını da adeta çakı gibi sert hareketlerle açar, kanatlarının muhteşem renklerini açığa çıkarırlar. Bu dansları, İspanyolların ünlü “Flaman Dansı-Ateş Dansı” na benzetildiğinden dolayı da flamingo adını almışlardır zaten.

Yabancı dillerden aparılan bu adını biz bir zamanların ünlü dizisi “Flamingo “Yolu” sayesinde öğrendik aslında. Oysa yüzyıllardır Anadolu’da çok güzel bir adla anılmaktadır bu güzeller : Allıturna.

Adına çok sayıda türkü, halk öyküsü olan allıturnalar ne yazık ki yaşam alanlarını koruyamazsak bizi bırakacaklar korkarım. Ülkemizdeki en önemli üreme alanları Tuz Gölü ve Gediz Deltası. Bu alanları da ellerinden alırsak vay allıturnaların haline …

Yabancı dillerden aparılan bu adını biz bir zamanların ünlü dizisi “Flamingo “Yolu” sayesinde öğrendik aslında. Oysa yüzyıllardır Anadolu’da çok güzel bir adla anılmaktadır bu güzeller : Allıturna.

Adına çok sayıda türkü, halk öyküsü olan allıturnalar ne yazık ki yaşam alanlarını koruyamazsak bizi bırakacaklar korkarım. Ülkemizdeki en önemli üreme alanları Tuz Gölü ve Gediz Deltası. Bu alanları da ellerinden alırsak vay allıturnaların haline …

Hepinize keyifli bir yaz dilerim…

 

“allıturnam bizim ele varırsan

Şeker söyle, kaymak söyle, bal söyle”

 

Kazım ÇAPACI

www.kazimcapaci.com