Kazım Çapacı : Pan, Panflüt, Panik

PAN, PANFLÜT, PANİK

Pan: Kır ve çobanların tanrısı. Keçi ayaklı tanrıdan bize kalanların başında panflüt geliyor. Bu çapkın tanrı kırlarda dolaşırken perilerin peşinde koşarmış sürekli. Bir gün güzel orman perisi Syrinx’in peşine düşmüş. Kendini Tanrıça Artemis’e adamış, bakire kalacağına dair yemin etmiş perilerden biri olan Syrinx, tüm çabasıyla Pan’ın elinden kurtulmak için kaçmış. Bir nehir kenarına geldiğinde kendini suya atmış ve su perilerinden yardım istemiş, Pan’ın elinden kurtulmak için. Su perileri de onu saza çevirmişler. Hemen arkasındaki Pan, tam Syrinx’i kucaklayacakken elinde bir demet sazla kalakalmış. Duruma çok üzülen Pan, sazlardan yedisini değişik boylarda kesmiş, balmumuyla birleştirmiş ve Syrinx (Panflüt) denen müzik aletini icat etmiş. O günden sonra kırlarda tatlı olduğu kadar da hüzünlü bir ses çıkaran panflüt çalarak dolaşmaya başlamış.

 

Neden bu giriş? Yakında elimizde çalacak panflüt kalacak sadece de ondan. Yıllardır doğadan gözlem yaparım, Türkiye’de pek çok alanı görme şansım oldu. Pek çoğunu, fazla uzun olmayan sürelerle yeniden ziyaret ettiğimde yaşadığım düş kırıklarını anlatamam. Giderek göller kurudu, sulak alanlar kurutuldu. Sulak alanların kurutulmasında kullanılan silah(!)ların başında gelen okaliptüs adı verilen ağacı yurdumuza ithal edenleri de anmadan(!) geçmek olmaz bu arada. Deltaların toprakları işgal edildi, tarım alanları haline getirildi, getiriliyor. Kocaman, çok şeritli yollarla bölündü bu alanlar. Önce yollar açıldı, sonra imar götürüldü. Bunlarla koşut olarak o alanlarda doğal hayatın nasıl yok olduğunu izledim içim parçalanarak. Yıllar önce kuş gözlemciliğine başladığım alanları şimdi görseniz gözlerinize inanamazsınız. Balıkçılların, onlarca kıyı kuşunun yaşadığı, mahmuzlu kızkuşlarının, cılıbıtların üredikleri alanlarda şimdilerde kocaman fabrikalar, devasa gökdelenler yer alıyor. Rant sahipleri öyle güçlü ki, alanları korumak için yapılan tüm savaşlar, açılan tüm davalar, hatta sözde kazanılan davalara karşın bile bu alanlar hızla yok edilmeye devam ediyor ne yazık ki. Güzel kızı saza döndürdük, elimizde bir tutam sazdan başka bir şey kalmadı neredeyse. Şimdi flüt çalma zamanı, doğanın hüzünlü sesine, feryadına kulak verme zamanı.

 

Panflütten başka bir şey daha bırakmış bize keçi ayaklı tanrı: Panik. Topluluğu kaplayan ani dehşet duygusu, büyük korku olarak tanımladığımız “panik” sözcüğü de kökenini Tanrı Pan’dan alıyor. İnsanları, hiç beklemedikleri anda, çıkardığı gürültülerle korkutur, “panik” yaratırmış Pan. Doğal alanlarımızın nasıl yok edildiğini gördükçe paniğe kapılmaktan kendimi alamıyorum. Ne yazık ki durum her geçen gün daha da kötüye gidiyor, her yıl, bir önceki yılı özlemle anar hale geldim. Hani hep şikayet ettiğimiz avcılar var ya, avcıların en kötüsünün bile verdiği zarar bu rant savaşlarının yol açtığı zararın yanında çok masum.

 

Bu konuda fotoğrafçılara da önemli bir görev düşüyor: Alanların durumunu belgelemek. Kuşların portre fotoğraflarını çekmek için harcayacağımız zamanın çok daha azıyla alanın durumunu belgelemek için çekeceğimiz fotoğraflar çok önemli. Doğa fotoğrafçılığının yaygınlaşmaya başladığı son yıllarda, fotoğrafçı arkadaşlarımızın bunun için de kısacık zaman ayırmaları, yıllar içindeki kayıpları göz önüne sermek için çok önemli.

 

Tıpta hastaları tedavi etmeye çalışırken, hekimlerin Hipokrat’tan kalma bir ilkesi vardır: Primum nihil nocere = Önce zarar verme. Benzeri bir ilkeyi tüm doğa fotoğrafçılarının da kabul etmesi zorunluluktur. Doğadan fotoğraftan başka bir şey alma, ayak izlerinden başka bir şey bırakma, zamandan başka bir şey öldürme… Geçen yılarda, çöl varanını öldürüp fotoğrafını çeken, sonra gazetelerde boy boy poz veren bilim adamı(!) aklıma getirdi şimdi bu elbette.

 

Yazımı doğa fotoğrafçılığında etik kuralları hatırlatan bir bağlantıyla sonlandırmak istiyorum : http://www.kazimcapaci.com/etik.htm

 

Sevgiyle…

 

Kazım ÇAPACI