Keyifli okumalar …

TÜRK EDEBİYATI / HAYAL KAHRAMANLARI

-        Sünnet armağanı olarak “Laterna Magica” alan çocuk büyüyünce hangi ünlü oldu?

-        Drakula İstanbul’a geldi mi?

-        Fatih Sultan Mehmet, çocukluğunda resimler yaptığı defterine diş ağrısının tedavisi için ne yazdı?

-        Diş sağlığına en çok önem veren hayali kahraman hangisidir?

-        Albrecht Dürer’in ünlü “Eller” tablosundaki eller kimindir?

-        Şirinlerin beyaz kukuletaları nereden gelir?

-        Bilinen en eski kuşevi hangisidir?

-        En İyi Erkek Oyuncu Oskarı’na aday gösterilen ünlü köpek hangisidir?

-        Sinemalarda seyircilerin haremlik selamlık oturması ilk kez hangi ilimizde, salondaki hangi seyircinin emriyle kaldırılmıştı?

-        Patlak gözlü hayal kahramanı hangisidir? Sevgilisinin adı neden zeytindir?

-        Teksas’ın Crystal kentine, kendilerini iflasın eşiğinden kurtardığı için hangi hayal kahramanının heykeli dikilmiştir?

-        Küçük Prens’i ilk kez Türkçeye çeviren ünlü şairimiz kimdir?

-        Fil yiyen boa yılanı ile Cemal Süreya’nın imzası arasında ne benzerlik, ne fark vardır?

-        Veronica adlı asteroid, hangi hayal kahramanının gezegenidir?

-        Beş kez uçak kazası geçiren, en sonunda bindiği uçak yolculuğundan sonra kendisinden bir daha haber alınmayan ünlü yazar kimdir?

-        Daha niceleri…

-        Sunay Akın’ın akıcı anlatımıyla, hayal kahramanları arasında keyifli bir yolculuk yapıyorsunuz.

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1. Basım, Kasım 2015

8/10 - 2017 Kasım

AKHILLEUS - MİTOLOJİ

Puanım yazım hatası değil. Sadece “bir” puan verdim.

Öylesine çok yazım hatası var ki, kitabı okumayı sürdürmeye dayanamadım kısa süre içinde. Kitapta akıcılık yok, bütünlük yok. Birbiri ardına eklenmiş karmaşık bilgiler çorbası. Bilgisayar sayesinde kopyala yapıştır uygulaması izlenimi veriyor ne yazık ki.
İşte hemencecik gözüme takılan bir sayfa:

Tanrılar tanrısı Kronos’tan “budala” diye söz etmek tuzu biberi oldu.

1/10 - 2015 Temmuz

AKHİLLEUS - İTOLOJİ

İşte size güzel bir anlatıma sahip, akıcı bir "Akhilleus" kitabı.

Bayramda çocuğunuzu için güzel bir hediye olabilir. Akhilleus'u o parlak çocuğun filminden değil, kitaplardan öğrenmeye başlasınlar. Eminim bundan sonra Homeros'a atlayacaklardır.

Yazarın dili çok güzel, tam çocuklar için yazmış. Keşke resmeden için de aynı şeyi söyleyebilseydim. Kitabı okusaymış keşke resmederken. En sonunda resimde ok Akhilleus'un sağ ayak topuğuna ok girdi derken, resimde sol ayak var J
Ressamını değiştirirse, daha sevimli resimlere yer verirse puanı artar.

6/10

2015 Temmuz

BACH, SON FÜG - MÜZİK

“Dünyada ahenk olmadığını düşünen kişi için her şey bir şikayet sebebidir. Müzik asla yeterince üstün, icra edenler asla yeterince becerikli, çalgılar yeterli, yetkililer bilgili, halk görgülü, maaş adil, hayat yeterince ucuz, hava yeterince ılık değildir.”

Bach’ın sayılar ve müzikle nasıl oynadığını gördüğünüz de büyük besteciye bir kez daha hayran oldu. Farrachi şöyle yazmış : ”En zorlu engeller, yüksek seviyede hayal gücü olanlar için hiçbir şey ifade etmez.”

“Beste yapmak, sesli havai fişekler gibi, bulutlara değen kubbeler dikmekle aynı anlama gelir.” Ve işte bunun büyük Ustası Bach hakkında.

“Bach’ın hayatı müziğe adanmamıştır; onun hayatı müzikten ibarettir.”

Ölümünden sonra bıraktığı maddi miras neredeyse yok düzeyinde. El yazmaları ve müzikal kütüphanesi para etmediğinden onlara değer bile biçilmemiş. Şimdi o el yazmalarından birine ne paha biçiliyordur acaba?

Bach kel miydi, pipo içiyor muydu, sokakta yürürken ellerini arkasında bağlıyor muydu, horlayarak uyuken oğlu çalmakta olduğu parçayı yarıda kesince ne oldu ? Alışageldiğiniz monografilerden farklı, akıcı bir üslubu var yazarın. Keyif alacaksınız siz de okurken benim gibi. Satır aralarında da olsa eserlerinden, onları yaratırkenki ruh halinden ayrıntılar yakalayacaksınız.

Okuduğum, en ayrıntılı olmasa da, en ilginç Bach kitaplarından. Sıkıcı olmamasıyla benzerlerinden hemen ayrılıyor. Hele “Son füg” hakkındaki ayrıntıların yer aldığı sayfalar su gibi akıyor. Si bemol, la, do, si (B,A,C,H) notalarıyla süslediği füg hakkında yüzyıllardır konuşuluyor; daha da konuşulacağı kesin.

Konu Bach olunca çenem düştü; biri beni durdurmazsa daha çok yazarım.  Klasik müzikte tartışmasız favori bestecilerim arasında yer alan Bach hakkında şimdiye dek okuduğum kitaplar hakkında kendine özel bir yer edindi bu kitap.

Can, 2010.

8/10

BAŞUCUMDA MÜZİK - ROMAN 

Başucunuzda müzik olmadan uyuyamayanlardan mısınız siz de?

Bütün yaşamın bir rüya değil, gerçek olduğundan emin misiniz?

Yanınızdayken bile özlediğiniz kişiler var mı?

Size sadece bir şans verilse, hayatınızın istediğiniz bir anına gitme şansı, seçiminiz ne olurdu? Ya orada sonsuza kadar kalma şansı verilse?

"Sonu ne olacak diye merak edilen romanlara değil de, bir dizesi okunup kaldırılan ve her keresinde başka bir şey anlatabilen şiirlere benzeyen anılar..."

"Sormak isteyip de soramadıklarımızı, tam söyleyecekken vazgeçtiğimiz sözleri, bir başka zamana ertelediğimiz hayalleri, o an için bizi engelleyen bir şey yüzünden pişmanlık duyduğumuz ne varsa yaşamak için bir şans daha verilseydi..."

Bir süre önce aldığım, bir türlü elim erip de okumadığım bir romandı. Bittikten sonra şimdi düşünüyorum da, bu kitabı bir süre sonra yeniden okurum ben; hatta ara ara açar rastgele bir yerinden birkaç sayfa yeniden okurum. İlk alıntıdaki gibi, bitmesi önemli olmadı benim için, sonunu da merak etmedim. Yine de ben bu kitabı yeniden okurum (fazla kitap için demedim bunu). Daha fazlasını yazarsam kitabın tadı kaçar diye korkarım.

"Kelebek etkisi" filmini izlediniz mi? Yaşamınızda mutlaka kırılma noktaları vardır, minik bir değişiklik olsa tüm yaşamınızı kökünden etkileyecek şeyler. Durup düşünüyorum da, benim yaşamımda böylesi epeyce nokta var. Her birindeki ufak değişiklik sonrasını çok değiştirirdi. Hangi noktalarda başka bir zaman boyutuna geçip orada yaşamayı dilerdim acaba? Güzel bir zihinsel egzersiz bu. Aranızda değişmesini istemediğim tek nokta yok diyen var mıdır ki?

Kitap okurken sıklıkla elimde bir kalem de olur, kah satır altlarını çizer, kah bazı notlar alırım. Bu romanda bir süre sonra kalemi elime almaz oldum. Altı çizilecek öyle çok satır var ki.

 

Keyifli okumalar dilerim...

8/10

BİZ YİNE KAPILARDAYIZ - ÖYKÜ

Büyük olasılıkla şimdiye dek okumadığınız bir yazar. Az sayıda öykü kitabı yayınlanmış; onlara da sahaflarda ulaşabildim. Gerçi benim önemli bir ayrıcalığım oldu, kitaplarından birkaçını eşime hediye etti Nafize Hanım.

Ben de bir kez, kısa süre de olsa, sohbet etme şansı buldum bu güzel insanla. Tam bir Atatürk Kadını. Güler yüzlü, hoş sohbet. En kısa zamanda upuzun bir sohbete hazırlıyorum kendimi.

“Biz Yine Kapılardayız” hele yaşı bana yakın olanların keyifle okuyacağı bir kitap. İçinde aşk öyküleri var, kısa kısa. Öyle sıcacık, öyle bizden öyküler ki. Öyle vıcık vıcık, aşkitomlu, canikomlu öyküler beklemeyin. Pembe dizi değil, Türk filmi tadı veriyor öyküler. Hani o düzeyli ama tutkulu aşkların öyküleri var ya işte onlardan. Anlatılan aşk öykülerinde kendinizden de bir şeyler bulacaksınız. Annenizin, ninenizin aşkları var bu satırlarda.

Satır aralarında aşk bir ılgım mıdır, işin aslı hüsn-ü muhabbet midir gibi çok hoş detaylar var. Namus cinayetlerine parmak basmayı unutmadığı gibi, oyaların dilini de merak etmemi sağladı bu güzel öyküleriyle "Nafize Teyze".

Kum Yayınları, 2003

7/10

HOŞGÖR KÖFTECİSİ - ÖYKÜ

Orhan Veli'nin az sayıdaki öyküsü ilk kez bir kitapta toplanmış. Değişik bir tat veriyor okuyucuya. Erkenden ölmeseydi harika şiirlerinin yanısıra öyküleriyle de çok severdik belki de.

Doğumunun yüzüncü yılında büyük ustanın anısı önünde saygıyla eğiliyorum ...

6/10

KREUTZER SONAT - ROMAN

Tolstoy’un en çok okunulan, en çok tartışılan kitabı. Yayınlandığında hemen her ülkede sansürlenmiş. Evlilik kurumunun çöküşünü, aşktan nefrete geçiş aşamalarını anlatıyor. Bu kitabı okuyan bekarlar, evlenmekten hemen vazgeçebilirler, evlilerse hiç durmaz, en hafifinden boşanırlar J.

İncil’den alıntı bir epigrafla başlıyor roman : ““Bir kadına şehvetle bakan her erkek, zaten yüreğinde onuna zina etmiş demektir.” (Matta, bab v.28)”

1889’da yazdığı romandaki saptamalar günümüzde de geçerli. Görünüşte seçen erkektir diyor Tolstoy, oysa gerçekte seçen kadındır ve bunun için cinselliğini kullanır. Erkek bir kadına yaklaşır yaklaşmaz afallar ve onun egemenliğine girer. Kadın egemenliği öyle belirgindir ki, alışveriş merkezlerine bakın. Hemen her şey kadınların tüketimi ve lüks içinde yaşamaları içindir. Kadınlar cinsellikleriyle köleleştirdikleri erkekleri kendileri için çalıştırırlar.

“Kadınlar da, madem bizim sadece şehvet aracı olmamızı istiyorsunuz, o zaman biz de şehvet aracı olur, sizi köleleştiririz diyorlar.

“Kadın, bir erkeği büyülediği zaman mutlu olur ve istediği her şeyi elde eder. Dolayısıyla kadının başlıca ödevi, bir erkeğin başını döndürebilmektir.”

Nil Karaibrahimgil bir şarkı söylüyor şu anda : “Her zaman mümkün değil, sevmeden sevişmek.” diyor. Alın size üzerinde tartışacağınız bir cümle daha …

Roman adını Beethoven’in aynı adlı sonatından almış.  Tolstoy romanda müziğin ruhları, dolaylı olarak da bedenleri tahrik ettiğini söylüyor. “Zinanın toplum içinde sinsice yayılmasına, çoğu zaman böyle yakınlıkların, özellikle müzik meşguliyetinin neden olduğunu bilmeyen var mıdır?” diyen yazarın bu ifadesi çok tartışmaya yol açmış olmalı.

Tüm roman boyunca evlilik kurumundaki ahlaki çöküşten söz ederken, müziğin buna etkisini de analiz ediyor. “Ruhları tahrik edip sonuca ulaştırmayan bir araç” olarak tanımıyor müziği ve şöyle diyor : “sözgelimi şu Kreutzer Sonat’ın prestosu salonlarda açık saçık giymiş kadınlar arasında çalınabilir mi hiç”

Evlilik, aşk, seks, aldatmak üzerine okuyucuyu düşünmeye sevk ediyor, sık sık ikileme düşürüyor yazar.

Kitabı okurken sorgulamadan geçemiyor okuyucu. Evlilik aşkı öldürür mü? Ya seks, aşkın masumiyetini zedeler mi? Aşk bu kadar kolayca nefrete dönüşebilir mi? Yaşamın amacı ne? Bu amaca ulaşamadığımız için mi sürekli üremeye çalışıp, bu amaca ulaşmayı bizden sonraki nesillere mi bırakıyoruz? Eğer öyleyse üreme dışında da neden habire çiftleşiyoruz? Ya XVI. bölümde çocuklar için yazdıkları. Durup düşündürüyor kesinlikle okuyucuyu.

Kitaptaki pek çok görüşe katılırsınız ya da katılmazsınız; pek çoğu uzun uzun tartışılabilir. Ama uzun uzun da düşündüreceği kesin olan, sarsıcı bir roman.

2008’de aynı adla filme de uyarlanmış. Şimdiye dek bir kitabın filmini beğendiğim olmadı neredeyse. Yine de yeniden deneyeyim bakalım bu kez filmi nasıl olmuş.

Bu arada meraklısına Beethoven Kreutzer sonat hakkında dip not. Beethoven’in büyük bir aşkla bağlandığı ama bir türlü kavuşamadığı aşkına (kimine göre yengesine) yazdığı notalarından içinde acı ve çaresizlik akan bir ağıttır. Aşkına duyduğu özlem ve acıyı tasvir ettiği bu 9 numaralı (Op. 47 la majör) sonat, yaylı ve piyanoyla çalınan bir eserdir ve her Beethoven eserinde olduğu gibi keman erkeği, piyano ise kadını temsil eder. Sert geçişler ve hızlı ses dönüşleri vardır. Müzik tarihindeki ilk hakiki “aşk” şarkısı olarak kabul edilir.

“Paris Müzik Konservatuvarı üyesi, Güzel Sanatlar Akademisi Saray Orkestrası 1. Kemancısı R. Kreutzer için yazılmış ve ona ithaf edilmiş olan bu sonatı gören Kreutzer, bu bestenin çalınamayacağını, Beethoven’in kemandan anlamadığını iddia etmiştir. Kreutzer kendi adını taşıyan bu sonatı bir kez bile çalmamış olsa da, sonatın adı Kreutzer Sonatı olarak kalmıştır. Buna karşılık çağın en ünlü kemancısı Pablo de Sarasate’nin repertuvarına aldığıtek keman sonatı da Kreutzer Sonatı’dır… Eser bugüne kadar yazılmış en zor ve en güzel keman sonatıdır. Üç bölümden oluşur ve uzunluğu 43 dakikadır ki bu uzunluk normalin çok üzerindedir. Pek çok konçerto, hatta senfonik yapıt bile bu kadar uzun değildir.

Neyse romandan çok müziğe daldım. Keyifli okumalar size…

 

Türkiye İş Bankası, 2013.

8/10

MİTOLOJİ VE İKONOGRAFİ - MİTOLOJİ

Yunan mitolojisi, yüzlerce yıl sanatçılara ilham verdi. Ressamlar, heykeltraşlar...
Mitoloji dipsiz bir kuyu olsa da bir göz atmak isteyenlere...

8/10

2015 Haziran

MİTOS’TAN LOGOS’A - MİTOLOJİ

Geçenlerde sohbet sırasında bir mit anlattım kısaca birine. "Masal bunlar canım." yanıtını aldım ve sustum.
Mitosların altında yatan logosları merak edenlere.
Bir de masalları sevenlere…

8/10

2015 Haziran

ÖLÜM VE ÖLMEK ÜZERİNE

Ölüm korkusu evrensel bir korkudur. Günümüzde insanın kendi evinde huzur içinde ölmesine izin verilen günler çok geride kaldı. Belki de sorulması gereken soru şu : daha mı insanlaşıyoruz, yoksa insanlığımızı mı kaybediyoruz?

Ölümcül hastaya yavaş yavaş bir nesne gibi mi davranmaya başlıyoruz. Ona sorulmaksızın pek çok karar aldığımızın farkında mıyız? Dinlenmek, huzur bulmak, saygı görmek isteyen insana, serumlar, ilaçlar, monitörler, trakeostomi ile ne katıyoruz. Yaşamını uzatmak bu kadar mı önemli? Kimin için? Nezaket, duyarlılık, anlayışa ne oldu? Amaç insan ömrünü uzatmak mı, yoksa onu insani hale getirmek mi? Hangisi için çaba gösteriyoruz? Bireysel ilişkiler bu çabanın neresinde? Tıp fakültelerinde hayatı uzatmak için pek çok şey öğreniyoruz. Ya hayatın özü konusunda?

“İnsan kendine karşı bariyer kurar. – Tagore –“.

Ölümcül hasta için verdiğimiz, hastanın yüzüne bakmak yerine, tahlil sonuçlarına ve mekanik cihazların monitörlerine bakarak verdiğimiz çaba, bu bariyerin göstergesi mi?

Ölmek üzere olan bir insan, yakınları ne hisseder, neler yaşar ? Ölüm hiçbirimize uzak değil ama olasılıkla ölümü kendisine yakın görmeyenlerin de yaşamı sorgulamalarını sağlayacak bu kitabı, herkesin, özellikle sağlık profesyonellerinin okuması gereken, altını çizerek okuması gerekiyor.

Sadece epigrafları için bile olsa okunası.

8/10

2015 Ocak

SEKİZİNCİ GÜNAH - ÖYKÜ

Birbirine, sıkıca olmasa da, girmiş öyküler. Her bir öyküde, kitabın adının yönlendirmesiyle, bu kez hangi ölümcül günah çıkacak karşıma diye aklınızın bir kenarında duruyor. Kolayca kendini belli edenler olduğu gibi, ikilemde kaldıklarım da oldu. Kiminde de güzelmiş bu günah dedim, Adem Baba’nın yediği elmayı anımsayarak belki de…

Öykülerden biri ilginç örüntüsüyle dikkati çekiyor. “sonu” diye başlıyor öykü, birkaç sayfa sonra “başı” diye başlayan bölümle öncesini okumaya başlıyorsunuz. Öncesini bilmediğiniz bir olayın ortasına balıklama dalıyorsunuz önce, ardından başa geri döndürüyor sizi yazar. Hani hep sonunu merak eder, sonunu tahmin etmeye çalışırsınız ya; bu kez tersine işliyor saatin çarkları.

Bende biraz terslik var sanırım, öykülerde zorunluluktan dolayı yapamasam da, gazeteleri, dergileri sondan okumaya başlayarak okurum. Sayfaları tersine çevirmek hoşuma gider. Belki de o “ters”, benim için “doğru”. Genel geçer fotoğraf okuma kuralı, fotoğrafın soldan sağa okunması olsa da (kim demişse insan gözü soldan sağa takip edermiş), benim için geçerli değildir bu. Bakış yönünü sola vermeyi yeğlerim genel alışkanlığın aksine söz gelimi. Filmlerde iyi adam kazanır hep ya hani. Alışılmadık olarak kötünün kazandığı filmleri daha çok severim, kalıcı bir iz bırakırlar bende. Ötekilerin hayal, bununsa daha gerçek olduğunu bildiğimden beli de. Konu dağıldı yine. Ters adamın tekiyim işte deyip konuyu bağlayayım.

Kitapların tozunun alınmasının beş saniye sürdüğünü söyleyen bir öykü beni lise yıllarıma alıp götürdü. İzmir Milli Kütüphanesi’nde geçirdiğim uzun saatler geldi aklıma. Kütüphanenin müdavimlerinden olduğumdan, kütüphane memuru Kadriye Abla, öğrencilerin alınmadığı büyük okuma salonuna girmeme izin verirdi benim. Yüksek tavanlı, kocaman salondaki sessizlik hala kulaklarımda (sessizliğin sesini bilir misiniz?). Hele o tarihi mekanın, kitapların kokusu. Kadriye Abla’nın tekrarlayan ısrarlarıma dayanamayarak beni soktuğu el yazmaları bölümünde nefes almaktan bile korkarak büyülenmişçesine geçirdiğim zamanlar. Çocuklarımız bundan yoksun büyüyorlar ne yazık ki. Bilgisayar çağının getirdikleri yadsınamaz. Ama ya götürdükleri…

Öykülerde öyle güzel tanımlamalar var ki, alıp götürüyor insanı bazen sadece bir cümle …

“… insanı Tanrı’nın varlığına neredeyse inandıracak kadar güzel boynuna …”

 “Yeni tanıştıkları belliydi. Yine de aynı kitabı, ayrı dönemlerde, aynı coşkuyla okumuş, kurşun kalemle aynı satırların altını çizmiş kişilere özgü bir sırdaşlık vardı aralarında. Ya da ayrı dönemlerde aynı erkeğe tutulmuş, şimdi birbirlerinden habersiz onun paylaşılası gizlerini paylaşan kadınların sevgililiği.”

“Sustukları sırada bile konuşabildiklerine göre yıllardır tanışıktılar bir anlamda.” Ya sizin sustuğunuz zaman bile konuşabildiğiniz biri var mı yaşamınızda? Ya da yolculuk sırasında rastgele yanınıza oturan biriyle laf olsun diye konuşmak zorunda kaldınız mı? Uçağa atlayıp, her şeyi geride bırakmak geçti mi aklınızdan?

Bu kitabı okurken muhteşem yorumuyla Du Pre dinledim. Pek yakıştılar birbirlerine.

Öykülerden birinde şöyle bir tanımlama var : “kişiliksiz müzik”. Açıktır Du Pre hayranlığım. O tanımlamayı okuduktan sonra gözlerimi kapattım ve uzunca bir süre sadece müzik dinledim. Ve…

“Sonra notalarla harfler, teker teker usulca eridi.”

YKY, 2005

7/10

ŞİMİEK HIRSIZI vd … - MİTOLOJİ - FANTASTİK

Yunan mitolojisine modern yaklaşım. Pek keyifle okudum seriyi. Yunan mitolojisindeki karakterler öyle ilgi çekici çekilde çıkıyor ki zaman zaman karşınıza. 
"Melez Dosyaları"nı 4. ve 5. kitaplar arasında okumayı unutmayın 
J 
Çocuklarınıza Yunan mitolojisini sevdirmek çin birebir. Siz de kaçırmayın bence....

8/10

2015 Haziran

 

 

ŞİMŞEK HIRSIZI vd … - MİTOLOJİ - FANTASTİK

Çizgi roman okumaya hala bayılırım. Bir şeyler yerken okumanın tadına ise doyulmaz.

Tam da bunun için ..

8/10

2015 Haziran

 

 

 

TARİHTE YAŞANMAMIŞ OLAYLAR - ÖYKÜ

Julius Caesar nasıl öldü?

Bir fırtına, İkinci Dünya Savaşı’nın gidişatını nasıl değiştirdi?

Kediler, Mısır’da neden kutsaldır?

Mayalar’ın sonunu hazırlayan olay nedir?

Cheng Hanedani nasıl başladı?

Daha pek çok tarihsel olay hakkında bilmedikleriniz bu kitapta. Bilmeniz olası değil, çünkü hepsi yazarın uydurması, hiçbiri doğru değil.

Ülkü Tamer’in dili öylesine akıcı ki, kitabı elinize aldığınızda hemencecik öykülerin sonuna varıveriyorsunuz. Tadı damağınızda kalacak, daha da olsaydı keşke diyeceksiniz.

Resmi tarih nedir, kim yazdı, ne kadar gerçek ? Kazananların tarihi mi? Ya ötekiler ? Tamer, en azından açıkça söylüyor en başta “Bu kitapta yazılanlar tarihte hiç yaşanmadı. Hepsini ben uydurdum.” diye.

Kitaptan bir alıntı :

“Doğa alışılmadık sevgilerle doludur. Bulut toprağı sever. Onu yükseklerde, tepelerde kucaklar. Ulaşamadığı yerlerde ise ona gözyaşlarını yollar. Kurt aya tutkundur. Ona bakarak umutsuz sevgisini söyler, ağıtlar yakar. Rüzgâr, çiçekleri götürmek ister gittiği yere.”

İyi okumalar.

8/10

YANIK SARAYLAR - ÖYKÜ

Bu kitapta yer alan öyküler buram buram yalnızlık kokuyor, umutsuzluk kokuyor. Ya çok seveceksiniz, ya hiç beğenmeyeceksiniz bu kitabı, arası yok.

Kırk yıldan beri bir pencere kıyısında kımıldamadan oturanlar, sessizce ölümü bekleyenler, umutsuzlar, yalnızlar …

Ölümden korkmayacak kadar yalnız olmak …

Ölüm ne renktir, Ölümün çiçeği hangisi, ne renk?

Hangimiz sık sık söyleşmeyiz ki kendi kendimizle. Ama hiç “Sevgili Kendim” diye başlayan bir mektup yazdınız mı?

Sevim Burak aykırı bir yazar. Yanık Saraylar 1965’te yayınlandığında da uzun tartışmalar yaratmış.  En iyisi siz de benim gibi yapın, rakınızı koyun ve öykülerin arasına dalıverin.

YKY, 2008

8/10

YUNAN MİTOLOJİSİNDE AŞK - MİTOLOJİ

Önce Kaos vardı. Sonra Gaia (Toprak) oldu. Gaia, Uranus (Gök)'ü yarattı. Sonra çocukları oldu, çocuklarının çocukları...
Bu anlatıda önemli bir eksiklik var. Daha hiçbir şey yokken Aşk (Eros) vardı. Her şey Aşk'tan doğdu...

8/10

2015 Haziran

 

 

ZİNCİRE VURULMUŞ PROMETHEUS - TRAGEDYA - MİTOLOJİ

Azra Erhat’In önsözüyle mitolojik bir öykü,

Erhat, doyumsuz anlatımıyla önsözde Yunan Mitolojisi’ni bir çırpıda özetleyiveriyor.

“İnsan, başkaldıran yaratıktır. İnsan, doğanın ya da geleneğin kurulu düzenine karşı ayaklandığı an insan olmuştur, insanlığını da hep yeni baştan başkaldırdıkça sürdürebilir.”

“Tek ülkümüz insan olmak. Bu ülkü uğruna göze alamayacağımız çaba, katlanamayacağımız cefa yoktur. Bu ülkünün ilk temsilcisi, Prometheus’tur.”

“Prometheus, insanlığa yaptığı hizmete karşılık, kör iktidarların baskısına uğrayıp olmadık cezalara çarptırıldığını da bilir. Aiskhylos’un tragedyasını bu açıdan okuyunca göreceksiniz ki, çağımızın ve özellikle yurdumuzun dramını yansıtır. Bu kadarıyla Prometheus, politik piyesin ta kendisidir.”

“Kıyamet de kopsa son söz özgür düşüncenindir.”

“Hephaistos, Prometheus!a şöyle der:

Ne kadar ağlayıp sızlansan,

Ne kadar yanıp, yakılsan, boşuna!

Zeus’un yüreği yumuşamak bilmez;

Gücü yeni elde eden sert olur.”

Aiskhylos’un, Promethhous konusunda üç tragedyası var. “Zincire Vurulmuş Prometheus” bu üçlemenin birinci ve elimize ulaşan tek piyesi. Adlarını bir oyun listesinden öğrendiğimiz diğer ikisi ne yazık ki elimize ulaşamamış : “Kurtarılmış Prometheus” ve “Ateş Taşıyan Prometheus”. Onları okuyamayacağımı bilmek çok üzücü.

Kitabın sonundaki ekler bölümü de ayrı bir tad veriyor. Hesiodos’un Theogonia’sının 507-616. dizeleri yine Prometheus’u anlatıyor bize. Bu dizelerde kadınların çok hoşlanacağı (!) bir bölüm var J

Yine Hesiodos’un İşler ve Günler’inden eklenen 42-105.dizeler Pandora efsanesini anlatıyor bize. En sona da Goethe’nin kaleminden Prometheus eklenmiş.

Kitabı okurken düşünmeden edemiyor insan, yaklaşık 2500 yıl önce de değişen pek bir şey yokmuş. Gerek o zaman yazılanları, gerekse Azra Erhat’ın 1967’de yazdığı önsöze baktığımızda günümüzde de geçerliliğini ne yazık ki koruduğunu gösteriyor.

Prometheus’a ihtiyacımız var…

İyi okumalar

10/10

EDGAR ALLAN POE – BÜTÜN HİHAYELERİ - ROMAN Fantastik, Korku, Gerilim

Türün başyapıtlarını yazmış Poe hakkında fazla söze gerek yok.

Zaman zaman elime alıp kimi öykülerini yeniden okuduğum, başucu yazarlarımdan biri.

“Bütün hikayeleri” kitaplığınızda yerini almalı.

İthaki Yayınları, 1. Baskı, 2002.

10/10

poe bütün şiirleri ile ilgili görsel sonucu

EDGAR ALLAN POE – BÜTÜN ŞİİRLERİ - ŞİİR

Poe’nin şiirlerinin tadı bir başkadır.

Kuzgun, Annabel Lee ve diğerleri.

Her okuduğumda farklı tatlar veren ozanların başında gelir Poe.

İthaki Yayınları, 5. Baskı, 2007

10/10

DON KİŞOT - ROMAN Dünya Klasikleri

Ne yazık ki okuma alışkanlığımızın gün geçtikçe azaldığını görüyorum üzülerek.

Geçenlerde tıp fakültesi beşinci sınıftan on öğrencimle sohbet ediyordum. Üzülerek gördüm ki Don Kişot’u hiçbiri okumamıştı, dolayısıyla atının adını da, sevgilisinin adını da bilmiyorlardı, yel değirmenlerine neden saldırdıklarından habersizlerdi.

Ne dersiniz çocuğunuza bu hafta sonu okuması için Don Kişot’un en azından kısaltılmış bir kopyasını satın almaya …

YKY, 4. Baskı, 2003

10/10

Dostoyevski beyaz geceler ile ilgili görsel sonucu

BEYAZ GECELER - ROMAN Dünya Klasikleri

 “Hayallerim nerede? Yıllar ne çabuk geçiyor? Hayatımın en iyi yıllarını nereye gömdüm? Yaşadım mı, yoksa yaşadığımı mı sanıyorum?” diyen hayalperest bir erkekle bir kızın öyküsü.

Dostoyevski’nin 1848’te henüz yirmi yedi yaşındayken yazdığı, gençlik dönemi romanlarından biri.

Kitabı okurken kendinizi eski Türk filmlerinden birini izliyormuş gibi hissedebilirsiniz.

Alıştığınız Dostoyevski romanlarından farklı.

İletişim Yayınları, 18. Baskı, 2013.

6/10

http://images.ykykultur.com.tr/upload/image/muzikofili_oliver-sacks-4081.jpg

MÜZİKOFİLİ - İNCELEME, MÜZİK

Olgular eşliğinde beyin-müzik ilişkilerini inceliyor bu kitap. Hastalık ya da kazalar sonrasında müziğe karşı aşırı duyarlılık gelişen olguların derlemesi.

Bir nöroloğun kaleminden çıktığı için yer yer fazlaca bilimsel yaklaşıldığından sıkıcı olabilir ama ben pek çoğunu sevdim olguların.

Müzik ve beyin üzerine düşünmeye itiyor insanı. Sık sık Beethoven, Bach gibi büyük bestecilerin beyinlerinin nasıl çalıştığını merak ederken buldum kendimi kitabı okurken.

YKY, 1. Baskı, 2014

7/10

YERDENİZ – 1-VI

Çocuksu yanını yitirmeyenlerden misiniz?

Le Guin tam size göre bir yazar öyleyse. Fantastik edebiyatın başyapıtlarından “Yerdeniz Büyücüsü” serisi. İlk kitaba başladıktan hemen sonra serinin diğer kitaplarını da okumak için sabredemeyeceksiniz.

Hani çocukların ellerinden düşürmedikleri Harry Potter serisi var ya, J.K. Rowling’in Yerdeniz Öyküleri’nden esinlenmekten fazlasını yaptığını düşünüyorum açıkçası.

Büyükler için Harry Potter diye nitelendirebileceğim altı kitaptan oluşan bu seri tek kitapta toplanmış, hep çocuk kalanlar için.

Metis Edebiyat

10/10

KADINLAR, RÜYALAR, EJDERLER - ÖYKÜ

Le Guin’den Seçme Yazılar…

Metis Edebiyat, 3. Basılm, 2006

10/10

AYA TIRMANMAK - ÖYKÜ Fantastik

…

Metis Edebiyat, 2012

10/10

SESLER - ROMAN Fantastik

…

Metis Edebiyat, 2008

10/10

MARİFETLER - ROMAN Fantastik

Le Guin’in en sevdiğim eserlerinden biri.

Babasının oğlu, anasının kızı olmayıp, kendileri olmak isteyen özgür ruhlu çocukların öyküsü.

Metis Edebiyat, 2006

8/10

MÜLKSÜZLER - ROMAN Fantastik

…

Metis Edebiyat, 2006

10/10

KARANLIĞIN SOL ELİ - ROMAN Fantastik

…

Metis Edebiyat, 1993

10/10

https://1.bp.blogspot.com/-gi3fCzp2S64/WbKH_-p7bLI/AAAAAAAAC_U/a2rSRLSWVvkzOqZBgD4hak2d_hVmJPGwgCLcBGAs/s640/gorunmez-adam-hg-wells-ekitap.jpg

GÖRÜNMEZ ADAM - ROMAN Fantastik

Dr. Moreau’nun adasının yazarından fantastik bir roman daha. Jules Verne seviyorsanız bu romanı da seveceksiniz.

Görünmez adam olmak ister miydiniz? Ne kadar fantastik, ne kadar hoş bir düşünce değil mi? Görünmez olmayı düşlemeyeniniz var mıdır aranızda?
Ya görünmez adam olmanın kötü yanlarını düşündünüz mü hiç? Yanıtları kitabın sayfaları içinde.

Wells’in kitapta düştüğü bir çelişkiyi saptayanlar bana mesaj atsın J

Dipnotların kitabın sonunda olması beni biraz yordu açıkçası. Sayfa altı notları şeklinde verilseydi keşke.

 

 

İthaki, 2013

8/10

http://www.dogankitap.com.tr/images/kapak/sesler.o.jpg

SESLER - ROMAN Polisiye

Polisiye meraklıları için bu roman ancak “idare eder”. Deniz kenarında okunacak, çerez tadında bir kitap istiyorsanız size göre olabilir.

Bu romanı okuduktan sonra kilise korolarında şarkı söyleyen erkek çocukların seslerini dinlemek isteyeceksiniz.

Polisiye bir roman olmakla beraber, çocuğunuz geleceğini kendisi çizebiliyor mu, yönlendirmek dışında zorlamalarınız var mı, bunun sınırı nerede diye sormanıza neden oluyor. Dahası, onun çocukluğunu yaşamasına izin veriyor musunuz?

 “Ben senin çocukluğunu elinden aldım mı Eva?”

Kitabın arka kapağında Arnaldur Indridason’un Avrupa’nın en iyi polisiye yazarlarından biri kabul edildiği yazılı olsa da, okuduğum ilk romanından sonra aynı görüşte olduğumu söyleyemem.

Doğan Kitap, 1. Baskı, 2012.

3/10

ANADOLU TANRILARI & ARŞİPEL

Mitolojiyi bir de Halikarnas Balıkçısı’ndan okumak gerekli kesinlikle. Tanrıların Anadolu’dan Yunanistan ve Roma’ya gitmeden önceki efsanelerini merak edenler için. Kybele’nin Aphrodite ve Venüs’e uzanan serüveni, zeybek dansının, sünnetin arkasında yatanlar, İzmir adının kökeni, daha niceleri.

Kasım 2017

8/10

 

DÜNYAYA ORMAN DENİR

…

ROCANNON’UN DÜNYASI

…

İÇDENİZ BALIKÇISI

…