|
|

|
|
|
Kuş ve insan iskeletinin
karşılaştırılması
(Comparison of a human and bird skeleton,
woodcut, 1555)
|
|
|
|
|

|
İlk Uçan hayvanlar ?
|
-
200 milyon yıldan daha uzun bir süre önce, dinazorlarla aynı
zamanda yaşamış olan hayvanların bazıları
uçabiliyordu. Pterozor adı verilen bu hayvanlar, akrabaları
dinozorlar gibi, evrimin büyük başarı örneklerindendir. İlk
kez 215 milyon yıl önce triyas döneminde ortaya çıkıp, 150
milyon yıl sonra kretaz döneminde ortadan kalkmışlardır.
Adlandırılmış 120'nin üzerinde türü vardır. En
küçüğü serçe kadarken, en büyüğünün kanat
açıklığı 12 metreye varmaktadır.
-
Pterozorlar, ilk uçan omurgalılardır. Kanatları tüy yerine zarımsı
bir deriyle kaplı olduğundan, bu hayvanlar kuş olarak kabul
edilmemektedir.
- Taşa
yazılmış pterozor tarihi : Almanya'nın Bavyera
eyaletindeki Fichstät yakınlarında bulunan Solnhofen
Kireçtaşları'ndan, zemin karolarında ve
taşbaskılarda kullanılmak üzere yüzlerce yıldır
taş levhalar kesilip çıkarılmaktadır. Son derece küçük
taneli olan bu taşlar, bu sayede dünyanın en iyi korunmuş
pteroxor fosillerinin pek çoğunun yatağı olmuştur.
-
85 milyon yıl önce Kuzey Amerika kıtasının orta bölümünü
kaplamış olan geniş bir suyolunun yatağında,
Niobrara Kireçtaşı'nda bulunan pretozor kalıntıları
gibi deniz çökellerinde bulunan fosiller, pterozorların
dayanıklı birer uzun mesafe uçucusu olduğunu kanıtlamaktadır.
-
Almanya'daki Solnhofen Kireçtaşları'ında bulunan Pterdodactylus
kochi fosilinde iyileşmiş bir kırığın
izleri korunmuştur. Kırık bacağına kadar
yaşamını sürdürebilmiş, ama kanat kemiğinin
kırılması büyük olasılıkla ölümüne yol
açmıştı. Aynı çökellerde kanat parmağı
kırılmış bir pterodaktil daha bulunmuştur. Bu
nedenle avlanamayan hayvan büyük olasılıkla iyileşene kadar
ölmüştür.
-
Bilim adamlarının kuş olarak tanımladığı
ilk hayvan, günümüzden yaklaşık 140 milyon yıl önce
yaşamış olan Arkeopteriks (Archaeopyterix - eski
kanatlı)'dir. Bu hayvanın pterozorlardan değil, uçamayan
dinozorlardan evrimleştiği sanılmaktadır. Gövdesi ve
kanatları tüylü olan arkeopterik, yaklaşık bir karga
büyüklüğündeydi. Arkeopteriks tahminlere göre pterodaktil gibi
uçamıyor, sadece güçlü arka bacaklarıyla zıpladıktan
sonra tüylü kanatlarıyla havada süzülüyordu. Dişleri ve
ağaçlara tırmanmaya yarayan kanatları vardı. Günümüze
Güney Amerika'da yaşayan hoatzi kuşunda, erişkin hale
geçtiğinde kaybolan kanat pençeleri vardır.
|

|
Kuşlarda uçmaya yönelik adaptasyonlar
nelerdir ?
- Kuşlar, uçma yeteneğine sahip tek
omurgalı sınıfıdır.
- Uçma yetenekleri sayesinde birbirinden oldukça
uzakta bulunan bölgelere erişebilirler ve bu alanlar
yaşamlarının belirli evrelerinde kullanabilirler.
- Çoğu kuş türünde göç
davranışı görülür ve yılın belirli dönemlerinde
beslenme, barınma ve üreme için yeğledikleri alanlar
farklıdır.
- Uçmaya yönelik geliştirilen en önemli
adaptasyon tabi ki kanatların gelişimidir. Kanatlar, özel
yapıları sayesinde su ve havayı geçirmeyecek şekilde
oluşmuştur. Bu da, uçuş sırasında kuşlara
büyük kolaylık sağlar.
- Kanatların :
- Kuşun göğüs kemiğine sağlam
şekilde tutturulması,
- Kuşu havaya kaldırmaya, havada
dengesini ve her yöne hareketini sağlamaya elverişli olması,
- Biçiminin kuşun
ağırlığına ve gövde yapısına göre
ayarlanması,
- Kuşun kanat ve kuyruk tüylerinin hafif,
esnek ve birbiriyle orantılı bir yapıda olması,
- Yani sonuç olarak, uçuşa olanak sağlayan
mükemmel bir aerodinamik yapıda olması gerekir.
- Kanat hareketleri ve özellikle uzun mesafe
uçuşları, büyük miktarda enerji ve kas gücü gerektirir. Bu amaçla
kuşların göğüs kemikleri (sternum) genişlemiş ve
diğer omurgalılara göre çok daha sağlam bir yapı
kazanmıştır. Göğüs kemiğine bağlanan çok
güçlü kaslar da, kanat hareketlerine yardımcı olan diğer bir
adaptasyondur.
- Vücutta enerji üretimi solunum yoluyla
gerçekleştirilir. Kuşların uçarken nefes nefese
kalmamalarının tek sebebi de, dolaşım sistemlerindeki
farklılık sayesinde, aynı anda hem nefes alıp hem
verebilmeleridir.
-
Tüm bunlara ek olarak, uçuş sırasında vücut
ağırlığının azaltılması için,
belirli yapılarda körelmeler görülür. Dişler bu amaca yönelik
olarak yokolmuştur. Gaga ise, uçuş sırasında dengenin
sağlanmasında kuyrukla birlikte işlev görür.
-
Derilerinde hiçbir salgı bezinin bulunmaması (su
kuşlarındaki kuyruk dibi yağ bezi hariç), kemiklerin içinde
hava boşluklarının bulunması, iç organların
arasında ek hava keselerinin varlığı, idrar keselerinin
olmayışı, sağ ovaryum (yumurtalık) ve sağ
yumurta kanalının körelmiş olması, üreme
organlarının üreme dönemi dışında küçülmesi ve
tabi ki tüylerin hafifliği, vücut
ağırlığını azaltmaya yönelik
adaptasyonlardır.
-
Sıcak kanlı oluşları, yüksek enerjili besinlerle
beslenmeleri, sindirim, solunum ve boşaltımın oldukça
hızlı ve etkin olması ve yüksek metabolizma
hızları, uçuş sırasında güçlerinin
korunmasına yardımcı olur.
-
Vücudun aldığı şekil de, uçma sırasında
sürtünmeyi en aza indirecek şekildedir. Ayrıca yine bir uçma
adaptasyonu olarak, büyük ve gelişmiş kasların çoğu
vücudun arka bölümünde yerleşmiştir.
-
Uzun mesafe göçleri öncesinde yağ depolama hızlarını
arttırarak vücut ağırlıklarını
yaklaşık üç katına çıkarmaları da bir başka
adaptasyondur.
|
|

|
Uçuş şekilleri
-
Kuşlar kanat çırparak, süzülerek ya da hava
akımlarını kullanıp önce yükselik sonra süzülerek
uçarlar.
-
Bazı türler havada asılı kalabilirler.
-
Kanat çırparak uçarken, aşağı doğru kanat
çırpma sırasında havayı itip kendini öne çekmek için
primerleri düz tutarak kanatlarını öne ve aşağı
doğru hareket ettirir. Yukarı doğru çırpma
sırasında ise, primerleri aralarından hava geçebilecek
şekilde açık tutarakkanatlarını yukarı ve geriye
doğru kaldırır.
-
Kolibriler kanatlarını hiç durmadan sekiz şeklinde
hızla hareket ettirerek havada sürekli asılı kalabilirler.
-
Kuşlar süzülürken hava akımlarını yakalamak için
kanatlarını gergin tutarlar. Önce yükselip sonra süzülmek için
dikey hava akımlarını kullanırlar. Güneş
toprağı ısıttığı zaman, sıcak hava
dönerek yukarı çıkar. Buna "yükselen sıcak hava
akımı" (termal akım) denir. Büyük yırtıcı kuşların
çoğu uzun kanatlarını açarak sıcak hava
akımlarıyla yükselirler. Kuş kendini sıcak hava
akımına bırakarak, kanatlarını hiç çırpmadan
gökyüzüne yükselir. Kuş termalin en yüksek noktasına
eriştiğinde süzülerek aşağı iner ve bu kez
başka bir akıma binerek tekrar yükselmeye başlar. Bu yolla
hiç yorulmadan saatlerce gökyüzünde kalabilir ve büyük mesafeler
katedebilirler.
-
Koşarak havalanmak : Büyük kuşlar ağır oldukları
için sıçrayarak havalanamazlar. Havalanmadan önce uzunca bir süre su
üzerinde koşarak hız almaları gerekir (flamingo, pelikan,
kuğu, ...)
-
Karabataklar, güçlü deniz
rüzgarlarının estiği kayalıkların tepesinde yaşarlar.
Uçuşa geçecekleri zaman rüzgarın onları yükseklere
taşıması için kanatlarını açarak kendlerini
boşluğa bırakırlar.
|
|

|
Tembel uçucular
-
Sülünler uçmayı pek sevmezler. Ancak bir şeyden korktukları
zaman, geniş kanatlarını açarak, neredeyse dikey bir
doğrultuda havalanırlar. Kısa kanatları sayesinde
uçarken ağaç dallarına çarpmazlar.
|
|

|
Hava tahmincileri
-
Kuşlar gökgürültülü ve şimşekli fırtınaların
yaklaşmakta olduğunu insanlarda çok önce algılayabilirler.
Saniyenin onda biri kadar dalga boyu olan sesleri duyabilmeleri
yanında, bu sesleri içi boş olan telekleriyle de
algılayabilirler. Martılar,
kırlangıçlar ve ardıçlar da hava
basıncına duyarlıdırlar ve fırtınalı
hava yaklaşırken uçmaktan çok tüneyip konlayı
yeğlerler.
-
Yaban kazları uçarken,
havanın yoğun olduğu yükseklikleri seçerler; çünkü,
düşük yoğunlukla havanın kaldırma gücü de azdır.
Buna göre, basıncın yüksek olduğu açık havalı
günlerde kazlar için uygun katmanın çok yükseklerde olmasına
karşın, alçak basınçlı hava kitlelerinin hareketleri
sırasında, bu kuşların rahatça uçabilecekleri katman
yere çok daha yakındır. "Uçan kazların sesleri
yakından gelirse hava iyi, uzaktan gelirse hava kötü olacak
demektir" halk deyişi de bu olgudan kaynaklanmaktadır
|
|

|
Dala konmak
-
Bütün kuşlar güvenli bir şekilde konabilmek için yavaşlamak
zorundadır. Şakrak kuşu konmak için inişe geçerken
kuyruk tüylerini yelpaze gibi açar. Tüyler fren görevi yaparak kuşun
uçuşunu yavaşlatır. Kuş konmak üzereyken
ayaklarını öne doğru uzatır. Kanatlarını
birkaç kez öne ve arkaya çırparak daha da yavaşlar. Konma
anında kaymamak için pençeleriyle dalı sıkıca kavrar.
Dala iyice yerleştikten sonra kanatlarını ve kuyruk
tüylerini kapatır.
|
|

|
Su yüzüne konmak
-
Pelikanlar ve kuğular suyun yüzeyine konarlar. Konarken hız
kesmek için büyük ve perdeli ayaklarını açarak suya dalarlar. Bu
sırada su kayağı yapıyormuş gibi görünürler.
|
|

|
Kanat şekilleri
-
Kanat şekilleri onların kullanımını gösterir.
Hızlı uçuş genellikle dar yüzeyi (doğanlar), yavaş uçuş ise geniş
kanat yüzeyi (kızkuşu)
gösterir.
-
Farklı uçma şekillerine
uygun dört temel kanat şekli vardır :
1.
Atmacalar, alakargalar ve pek çok tüneyici kuş ağaçlar
arasında uçabilmeye uygun kısa, geniş ve yuvarlak
kenarlı kanatlara sahiptir.
2.
Ebabiller, kırlangıçlar ve doğanların, yüksek
hızda uçmak, geriye doğru ani dönişler yapabilmek için sivri
uçlu vardır.
3.
Albatroslar
ve yelkovanlar gibi uzun süre
süzülerek uçankuşlar, uzun, dar ve sizri uçlu kanatlara sahiptir.
4.
Kartallar, akbabalar ve leyleklerin,
çentikli dış primerleri olan büyük ve geniş kanatları
vardır. Bu kanatlar, düşük hızda süzülmek ya da önce
yükselip sonra süzülmek için uygundur.
|
|

|
Tüyler
-
Tüyle keratinleşmiş deri hücrelerinden oluşur. Telek
adı verilen kanat ve kuyrukta yer alan büyük tüyler uçmaya ve dönmeye
yarar. Gövdeyi bir örtü gibi kaplayan dış tüyler ise kuşu
ıslanmaktan korur; alttaki yumuşak ve ince tüyle ise vücudun
ısı kaybetmesini önler.
-
Kuşlar bütün türlerini genellikle yılda bir kez, bazı türler
iki kez değiştirir. Tüy değiştirme yavaştır,
1-3 ay sürer. Bu sayede kuşların çoğu tamamen
çıplak kalmaz ve uçma yetemeklerini kaybetmez. Kaz, ördek, kuğu,
turna ve bazı bataklık kuşları uçma teleklerini birden
döktüklerinden birkaç hafta uçamazlar.
-
Kuşlar günlük etkinliklerini sürdürüken tüyleri kirlenir ve
dağılır. Tüylerini sık sık gagalarıyla
taramaları onların iyi durumda kalmasına yardımcı
olur.
-
Tüylerini aga ucuyla tararken, kuyruk ucunda bulunan yağ bezinden
aldıkları yağı tüylerine yayarlar. Bu sayede, tüylerin
su geçirmemesini sağlarlar.
-
Yıkanma ise, kan emen ya da tüyleri yiyen bit, akar, pire gibi
asalakların uzaklaştırılmasına ve tüylerin
temizlenmesine yardımcı olur.
|
|

|
Tüy örtüsü gelişimi
-
Genç kuşların,
kendilerini sıcak tutmaya yarayan, hav tüylerinden oluşan bir
örtüsü vardır. Büyüdükçe uçmak için gerekli olan ilk tüyler çıkar
(gençlik tüy örtüsü). Bunların rengi, genellikle
erişkinlerinkinden farklıdır. Gençlik tüy örtüsü sonbaharda
dökülür ve ergin tüy örtüsü gelişir. Bazı büyük
kuşların ergin tüy örtüsünün gelişmesi iki ya da daha fazla
yıl alır. Kuzey gümüş martısında bu süre dört
yılı bulur.
|
|

|
Uçamayan kuşlar
-
Bazı kuşların uçamayışı evrim kuramı ile
birlikte yer alan bazı prensiplerle açıklanabilir.
Kullanılmayan karakterlerin evrim süreci içinde körelmesi
mantığına dayanan kurama göre, canlının yaşam
süreci boyunca gereksinim duymadığı ve bu nedenle
kullanmadığı karakterler, zamanla tamamen ya da kısmen
körelmeye uğrar.Emu ve devekuşunda da yaşam tarzları
nedeniylekanatların pek fazla bir görei kalmamıştır.
Belirli bir alanda çok izole olarak yaşayan bir kuş türü (sadece
Avustralya'da yaşayan emu, Galapagos adalarındaki uçamayan
karabatak gibi) doğal düşmanlarıyla çok fazla
karşılaşmayacaktır. Alanda kendisine yeterli beslenme,
basınma be üreme koşullarını da bulabiliyorsa, göç
etmesine de gerek kalmayacaktır. Bunun sonucunda, çok da gereksinim
duymadığıkanatları, zaman içinde körelecek ve uçma
işlevini yitirecektir. ancak bu körelme, her zaman bir organın
tamamen yok olması ya da işlevini tamamen yitirmesi anlamına
da gelmez. Tavuklarda da kanat, uçma yetisini büyük ölçüde kaybetmiş
olmasına karşın, kısa mesafelerde halen uçma
yeteneği göstermektedir.
|
|

|
Beslenme
-
Sıvacı kuşları
ve ağaçkakanlar sert
kabuklu yemişleri sabit durmaları için ağaç
kabuklarındaki çatlaklara sıkıca yerleştirdikten sonra
güçlü gaga darbeleriyle açarlar. Çatlakların içinde yarısı
yenmiş yemişler ya da yemiş kabukları bulunabilir.
-
Tırmaşıkkuşları
ağaçların gövde ve kalın dalları üzerinde koşar,
çatlak ve yarıklarda bulduğu larva, tırtıl ve
böceklerle beslenir.
-
İnsanlardan farklı olarak kuşlar dişlere sahip
değildirler ve bu nedenle yiyecekleri çiğneyemezler.
Kuşların çoğu besinlerini bütün olarak yutarlar. Kemik,
kürk, tüy ve böceklerin sert kısımları gibi sindiremedikleri
bölümler, daha sonra öksürerek topaklar halinde geri
çıkarılır. Bunlara kusuk (peled)
adı verilir. Sığırcıkların
da dahil olduğu 330'dan fazla bahçe kuşu kusuk çıkarır.
Bu topaklar genellikle dökülenlerin aksine kurudurlar. Bunları elinize
almak tehlikesiz, incelemek ise büyüleyici olacaktır. Bunları
didiklediğiniz zaman kuşun tam olarak ne yemiş olduğunu
rahatlıkla anlayacaksınız.
-
Karga kusuklarında küçük
taşlar, böcek ve bitki parçaları bulunabilir. Küçük memelilerle
beslenen bir karga, içinde kemikler bulunan daha sert ve koyu renkli bir
kusuk çıkarır. Karga kusukları tarlalarda ve yuvalanma
alanlarının yakınlarında bulunabilir.
-
Yırtıcı kuşların kusukları eski binalarda,
elektrik direklerinin dibinde, tünek yerlerinin altında bulunur. Bu
kuşlar avlarının kürkünü ve etlerini
parçaladıklarından kusuklarındaki kemikler genellikle
kırıktır.
-
Martılar değişik
besinlerle beslenirler. Çöp yığınlarında beslenenler
her şeyi yerler. Kusuklarında plastik ve metal parçaları,
büyük kemikler, hatta cam parçaları bile bulunabilir.
-
Arıkuşları,
arıları yemenin güvenli bir yolunu bulmuşlardır.
İğnesini dışarı çıkarmak ve kırmak için
arıyı gagalarıyla bir dala bastırırlar.
-
Bazı örümcekkuşu türleri,
avlarını daha sonra yemek üzere bitkilerin dikenlerine ya da
tellere takarlar. Bu nedenle eti kancayla asıp, gereğinde kesen
kasaba benzetilerek "kasap kuşu" adını da
almışlardır.
-
Gökdoğan av ararken
yüksekte daireler çizerek uçar. Avını gördüğünde
kanatlarını gövdesine yapıştırarak çok büyük bir
hızla avına dalar. Hedefine ulaştığında
ayaklarını hızla öne uzatır ve avına vurur. Bu
hızdaki çarpışmanın etkisiyle sıklıkla bir
tüy yumağı haline gelen avını pençeleriyle kolayca
yakalar.
|
|

|
Ayaklar
-
Tüneyen kuşların parmakları dalları kendiliğinden
sıkıca kavrar. Böylece bir kuş daldan düşmeden
uyuyabilir. Parmaklarının dizilimi yerde de serbestçe hareket
etmesini sağlar.
-
Kuşları çoğunda her ayakta dört parmak vardır, ama
bazılarında üç parmak bulunur (üç parmaklı ağaçkakan).
Ayağında iki parmak olan tek kuş, devekuşudur.
-
Genellikle parmakların üçü önde, biri arkadadır. Ancak
papağan ve ağaçkakanlarda, ağaçlara rahat tırmanmak
için iki parmak önde, iki parmak arkadadır.
-
Sık yüzen kuşlarda ayaklar perdeli bir kürek şeklini
almıştır. Martılar ve su kuşlarının öne
dönük üç parmağının arası perdelidir.
-
Batağanlar ve sakarmekelerin
yuvarlak uçlu parmakları ve her parmağın ayrı bir
perdesi vardır.
-
Yılanboyun ve aynı aileden diğer kuşlarda dört parmak
birbirine perdeyle bağlıdır.
-
Saz tavuklarının çamurda
ya da su bitkileri üzerinde yürüyebilmeleri için birbirinden ayrık,
uzun parmakları vardır.
-
Balıkçıl, leylek gibi kuşlar
ırmakların ve göllerin çamurlu kıyılarında bulunan
küçük balıklar, kerevit, karides ve yılanlarla beslenirler.
Yiyecek aramak için zamanlarının büyük kısmını
serin sularda gezinerek geçirirler. Kemikli bacaklarında yalıtkan
tabaka olmadığından çok ısı kaybederler. Bu
kaybı en aza indirmek için ayaklarını sırayla
karın tüyleri arasında ısıtırlar.
-
Yalıçapkınının
ayakları pullu bir deriyle kaplıdır.
|
|

|
Gagalar
-
Gaga, besinin tutulması, yakalanması, taşınması,
parçalanması gibi işlemlerin yanı sıra düşmanlara
karşı bir savunma aracı olarak ya da kur
sırasında da kullanılır. Tüylerin düzeltilmesinde,
yuva yapımında ve daha bir çok işte kullanılır.
Dolayısıyla kuşlarda yaşam biçimine uygun gaga
biçimleri gelişmiştir.
-
Keratinden oluşan gaga üst ve alt gaga olmak üzere iki bölümdür. Üst
gaga, üst çene ve burun kemiklerinin, alt gaga ise alt çene kemiklerinin
birleşmesinden meydana gelir. Üst gaga burundan itibaren devam eden
sırt kısmı, genellikle az veya çok eğik olan gaga ucu
ve keskin gaga kenarlarından oluşur. Gaga kenarlarında
diş şeklinde çıkıntılar veya testere gibi
tırtıklar bulunabilir.. Alt gaga ise her iki alt çene kemiği
uçlarının birleştiği gaga ucu ile çene kemikleri
arasını örten, bazı türlerde yumuşak bir deriden
oluşan gaga altından oluşur. Birçok kuşta üst gaga
dibinde yumuşak ve genellikle sarı renkte bir deri vardır.
Ceroma adı verilen bu kısım sinirlerle
donatıldığından dokunmada önemli görevler
üstlenmiştir. Bir kısım bataklık ve su
kuşlarında bu deri bütün gagayı örter. Burun delikleri
ceromanın kafatası ile birleştiği yerden ya da
ceromanın içinden açılır.
-
Çene kemiklerinin üstü, ince, hafif, boynuzumsu bir tabakayla
kaplıdır. Gaga sürekli büyüyerek, yıpranma ve zedelenmelerin
etkisini giderir.
-
Değişik besinlerin tenmesi için farklı gaga şekilleri
gelişmiştir :
.
Böceklerle beslenenlerin, sözgelimi bülbüllerin yapraklardaki ve ağaç
kabuklarındaki böcekleri toplamak için genellikle ince ve sivri uçlu
bir gagaları vardır.
.
Tohumlarla beslenenlerin, sözgelimi ispinozların tohum ve
yemişlerin sert kabuklarını açmak için güçlü, kısa ve
kalın gagaları vardır.
.
Karatavuk, böcekler, kurtlar ve
meyvelerden oluşan karma beslenmeye uygun, genel amaçlı bir gaga
şekline sahiptir.
.
Etle beslenenlerin, sözgelimi örümcekkuşlarının,
baykuşların, korsan
martıların, yırtıcı kuşların
avlarını parçalamak için kanca şeklinde bir üstçeneleri
vardır. Kerkenezlerin üst
çenelerinde "gaga dişi" adı verilen çentikli iki
çıkıntı vardır.
.
Kazlar, kuğular ve ördeklerin
çoğu su yüzeyindeki tohumları, bitkileri ve küçük hayvanları
toplmaka için oldukça yassılaşmış gagalara sahiptir. Bu
kuşlar, geniş gagalarıyla sudan ve çamurdan besinleri
süzebilir. Bazıları, derin sularda beslenirken baş
aşağı dururlar.
.
Balözüyle beslenenlerin, boru şeklindeki çiçeklerin dibine
ulaşmak için uzun, genellikle aşağı kıvrık
gagaları ve balözü emmeye yarayan fırçaya benzer dilleri
vardır.
.
.Balıkçıllar, leylekler, turnalar, yalıçapkını
ve sumruların balık
yakalamaya çok elverişli uzun, düz, kama şeklinde gagaları
vardır.
.
Pelikanın gagası alt
çenedeki esnek derisiyle kocaman bir kepçe gibidir.
.
Yeşil ağaçkakan ağaçları oyarken, gagası saatte 1300 km hızla
çalışır. Ama kiraz büyüklüğündeki beyni
sarsıntıdan etkilenmez. İki vuruşu arasındaki
zaman farkı saniyenin binde birinde azdır. Ağaçkakanın
sırrı, boyun kaslarındadır. Vurmaya
başladığında baş ve gaga tam bir doğru
üzerinde gelir. Bu doğrudaki en küçük bir sapma beyin
zarının yıryılmasına neden olur.
.
Sıvacı kuşu, ceviz,
fındık ve fıstıkları ağaç
yarıklarına ve dal çatallarına sıkıca
yerleştirdikten sonra, güçlü gaga darbeleriyle açar.
.
Her gruptaki (tohumcullar, böcekçiller,...) farklı kuş türlerinin
gagaları büyüklük ve şekil bakımından çeşitlilik
gösterir. Aynı zamanda çok incelikli uyumları vardır. Bu,
çok sayıda kuş türünün aynı besin türü için rekabet etmesini
önler. Sözgelimi, tohumlarla beslenen ispinozgillerin
çok çeşitli gaga şekilleri vardır : Çaprazgaga,
tohumları almak için gagasının çapraz biçimdeki ucuyla çam
kozalağının pullarını ayırabilir. Saka, devedikeninin
tohumlarını almak için sivri uçlu, ince gagasıyla delikler
açar. Kocabaş, güçlü, geniş gagasıyla zeytin ve kiraz
çekirdeklerini kırabilir.
.
Kıyı kuşlarının, kumlu ve çamurlu yumuşak
kıyılarda besin aramak için özelleşmiş ince
gagaları vardır. Bu grupta yer alan kuşların, özellikle
gaga uzunluklarındaki çeşitlilik, birçok farklı türün
aynı ortamda birbiriyle rekabet etmelerine gerek kalmadan
beslenmelerini sağlar. Poyrazkuşları
uzun ve güçlü gagalarını midyeleri açmak için kullanır. Kılıçgagalar,
sığ sularda ince, uzun ve kıvrık gagalarıyla bir
yandan bir yana süpürme hareketi yaparak küçük kabukluları yakalarlar.
Taşçevirenler, küçük
yengeçleri ve kum böceklerini bulmak için kalın, kuvvetli
gagalarıyla taşları hareket ettirirler. Kervançullukları, solucanları ve diğer
canlıları bulmak için gagalarıyla derin delikler açarlar. Kızılbacaklar ise
solucanları ve küçük kabukluları bulabilmek için orta uzunluktaki
gagalarıyla çamurun içinde delikler açabilirler.
-
Flamingo ile balina
arasındaki benzerlik : Her ikisinin de ağızları
elek gibidir. Üst çeneleri alt çenelerinden daha dardır. Etli dilleri
alt çenenin dibinde yer alır. Ağız dolusu
aldıkları suyu süzüp içindeki besinleri aldıktan sonra, su
bu elek gibi ağızlarında kolayca süzülür. Bu durum,
aynı atadan olduklarını, fakat milyonlarca yıl içinde
değişim göstererek bugünkü biçimlerine
ulaştıklarını düşündürmektedir.
|
|

|
Gözler
-
Kuşların yaşamlarını sürdürebilmelerinde görme
duyuları çok önemlidir.
-
Kuşları görüşü çok güçlüdür. Atmaca gibi bazı türler, insandan on kat daha iyi
görürler.
-
Kuşların gözleri vücutlarına oranla çok büyüktür.
Gözkürelerini bizim gibi hareket ettiremezler, ama başlarını
bunun etkisini giderebilecek ölçüde daha çok döndürebilirler.
-
Kuşları gözü hem teleskop, hem de mikroskop özelliği
taşır. Görme keskinlikleri inanılmaz derecede fazla
olup, bazen insanın 1oo katına ulaşmaktadır. Bu sayede
insanın 1 metreden zor görebileceği bir tohumu 1oo metreden
görebilmektedir. Bu benzersiz görme yeteneği bir gereksinimden
doğmuştur, çünkü kuşların koku duyuları çok az
gelişmiştir.
-
Bir çok kuşun gözü geniş bir görme alanı sağlayacak
şekilde başın iki yanına yerleşmiştir.
İki gözün görme alanlarının kesiştiği dar bir
alanda üç boyutlu görebilirler. İki gözle (üç boyutlu) görme,
kuşların uzaklıkları doğru belirlemelerini ve avlarının
yerini kesin olarak saptayabilmelerini sağlar.
-
Baykuş gibi avcı
kuşlarda gözler yüzün önündedir. Bu görme alanını
daraltır, ancak avlanma sırasında işlerine yarayarak
geniş bir üç boyulu görme alanı kazandırır.
Baykuşlar, göz kürelerini hareket ettiremezler, ama
boyunlarını çok fazla hareket ettirebilirler.
-
Çulluklar gibi kıyı
kuşlarının gözleri, beslenirken bile her yönü görmeyi
sağlayan bir konumdadır (başlarının
arkasını bile). Görme alanları 360 derecedir.
Başlarının arkasında ve galarının ucundaki
alanı üç boyutlu olarak görebilirler.
|
|

|
Uyum
-
Yaşamlarının çoğunu suda ya da su kenarında
geçiren su kuşlarının, derin sularda besin
ararkenişlerine yarayan uzun bacakları vardır. Ayakları
kavrama becerileri büyül ölçüde kaybetmiştir. Türlerin çoğunda
arka parmak küçülmüştür ve yere deymez. Bazılarında ise
tamamen yok olmuştur.
-
Uzunbacaklar, gövde
büyüklüğü ile bacak uzunluğu karşılaştırıldığında
en uzun bacaklı kuşlardır. Arka parmağı yoktur.
Parmakları, çamur ve kumda yürümeyi kolaylaştıracak
şekilde birbirinden ayrıktır.
-
Havada uyuyanlar : Ebabiller,
yaşamlarının büyük bir bölümünü havada geçirirler. Yuvalanma
zamanı dışında bacak ve ayaklarını çok az
kullanırlar. Bacakları ve ayakları öyle
kısalmış ve zayıflamıştır ki,
yürüyemezler, dallara ya da tüneklere tüneyemezler. Keskin
tırnaklı dört küçük parmaklarıyla yuvalarına girerken
binalara ve kayalara tutunabilirler.
-
Uzaktan görülemeyenler : Deniz kıyılarında yaşayan
yarım perde ayaklı halkalı
cılıbıt, gerçekte göz alıcı deseni
olmasına karşın, uzaktan bakıldığında
kumsaldaki çakıl taşlarından ayırt edilemez.
-
Kocagöz, yere
yapışmış gibi yatarak kendini olduğundan küçük
gösterir. Bu konumda gölgesi de olmayacağından
düşmanlarının onu görebilmesi iyice zorlaşır.
-
Kulaklı orman baykuşu,
kanatlarını açıp tüylerini kabartır ne görünüşünü
normal büyüklüğünün iki katına çıkararak
düşmanlarını korkutup kaçırır.
|
|

|
Geçmişte kalan kuşlar
-
Bir zamanlar, Afrika kıyıları açıklarındaki
Madagaskar adasında fil
kuşları ve komşu Mauritus adasında dodo kuşları
yaşardı. Kanatları çok küçük olduğundan uçup
avcılardan kaçamıyorlardı. İnsanlar buralara
yerleşince bu kuşları avladılar,
yumurtalarını çaldılar. Bu nedenle bu iki ilginç kuş
türü artık ortadan kalktı.
|
|

|
Ötüş
-
Bilinen 8500 kuş türünün yaklaşık yarısı ötücü
kuş grubuna girer. Geri kalanlar ise, ister erkek, ister dişi
olsunlar, yıl boyunca sadece kısa çığlıklar
atarlar. Oysa ötüşler uzun, incelikli çağrılardır.
Üreme dönemi boyunca öten erkek ötücüler, bu dönem dışında
diğer kuşlar gibi çığlıklar atarlar.
-
Birçok türde sadece erkek kuşlar öter. Yaşam alanını
belirlemek, sahip olduğu yaşam alanını korumak, ve
eş çekmek için çoğunlukla üreme dönemlerinde öterler.
-
Bir ötüş günde binden çok kez yinelenebilir.
-
Kendi türüne özgü ötüşün çok sayıda çeşitlemesini yapabilen
erkek kuşlar kısa sürede eş bulurlar. Eş bulabilen
kuş ya daha az öter ya da hiç ötmez.
-
Bülbüller, kendi türlerine özgü
yüzlerce ötüş yaparlar. Gün boyunca gizlendikleri yerde öterlerken,
geceleri diğer kuşların tünediği sırada da
öterler. Bazı kuşlar ise (szg kaktüs
çıtkuşları)yaşadıkları alanı savunmak
için yıl boyu sürekli öterler.
-
Bazı türlerin erkekleri yaşama alanlarındaki TV antenleri,
çatılar, çitler ya da telefon direkleri gibi göze çarpan yerlerde
öterler.
-
Bir kuş genellikledüzenli olarak aynı ötüş tüneklerini
kullanır.
-
Karabaşlı ötleğenler
ve çalıkuşları ise ötme tüneği olarak genellikle gözden
uzak yerleri kullanırlar.
-
Kuşlar kendi türlerinin temel ötüş/sesleniş yeteneğiyle
doğarlar. Daha karöaşık ötüşler, ilk yıl içinde
ana-baba ve diğer kuşlardan öğrenilir.
-
Ötüşler aynı tür içinde bile değişilkikler gösterir ve
farklı yöre kuşları "farklı lehçelerde
şarkı söylerler."
-
Bazı türler sadece kendi türüne ait ötüşleri öğrenirken,
bazıları ise "yanlış" ötüşleri
öğrenirler.
-
Bir alanı ele geçiren bir kuş hemen ötmeye başlar. Bu,
diğer kuşlara açık bir mesajdır : "Benim
alanıma giren kuşun vay haline!"
-
Erkek ve dişi kuşların ses organı aynıysa da,
sadece erkek kuşlar öterler. Bu seranatlar ne kadar farklı
olurlarsa olsunlar hepsinin anlamı aynıdır :
"Bekarım, hayatımın baharındayım ve bir parça
toprağım var."
-
Bu şarkılar sayesinde dişiler, yuva kurmak isteyen erkekleri
bulur.
-
Çıt kuşlarının etkeği bu mesajıgünde 2340
kez, ağaç incirkuşu
ise 3377 kez tekrarlar.
-
Kuş şarkılarının gelişiminde özellikle
cinsiyet hormonları rol oynar. İlkbahar
şarkılarını başlatan neden de cinsiyet hormonundaki
mevsimsel değişikliktir.
-
Kanarya beynindeki şarkı denetleyen alanların mevsime uyarak
daralıp genişlediği, iki beyin yarımküresinin
farklı işlevler üstlendiği, şarkı söyleme
merkezinin insanda da konuşma merkezinin bulunduğu sol
yarımkürede olduğu saptanmıştır. Kanarya beyninde
şarkı söyleme alanıyla şarkı sayısı
arasında da bağlantı bulunmuştur.
-
Kanaryalar her mevsim ötüş repertualarını
değiştirirler. Nöronlarının her yıl yenilenerek
eski hücrelerin yerini almasına bağlı olduğu
düşünülen bu işlem, kanaryanın yaşamı boyunca
sürmektedir.
-
Bölgemden uzak dur !
-
Bir kuş genellikle kendi türünden diğer kuşlara seslenmek
için öter. Komşusunun ötüşünü duyan ve mesajı alan kuş
diğerinin bölgesine girmemeye dikkat eder. Martı ve benzeri kuşlar "burası
benim bölgem" mesajını vermek için basit bir ses
çıkarırlar. Karatavuk
ise bu amaçla daha karmaşık ötüşlere başvurur.
-
Her kuş tütünün kendine özgü bir uyarı ötüşü vardır. Bu
görev genellikle erkek kuşlar tarafından yerine getirilir. Erkek
kuş bu ötüşü, daha küçükken erişkin kuşları
dinleyerek öğrenir. Kuş kendi bölgesine sahip olacak kadar büyüdüğünde
bu ötüşe yeni notalar da ekler ve böylece "uzak dur!" mesajını
daha da güçlendirir.
-
Uyarı sesleri
-
Uyarı sesleri, bu sesleri çıkaran kuşun yerinin belli
olmaması için genellikle kısa ve keskindir. Alarm sesi, alarm
veren kuşu ele vereceğinden çoğu kez ustalıkla
oluşturulur. "Dikkat et" seslenişi öylesine tiz bir
ıslık şeklinde yapılır ki, baykuş ya da tilki
gibi düşmanların küçük kuşların yerini bulması pek
mümkün olmaz.
-
Bir ses genel bir uyarı olabilir ya da ötücü kuşlarda genellikle
yırtıcı kuş tehlikesini belirtir.
-
Bazı kuşlar bir tehlike sezdikleri zaman
çığlığa benzer yüksek bir ses çıkarırlar.
Korkulacak bir şey olduğunu anlayan diğer türdeki
kuşlar da onlara katılırlar.
-
Bir karga uzaktan bir insanı gördüğünde uzun bir
"ka-a-a" sesiyle takırdar ve anında tüm kargalar
havalanır. Bir avcı ormana girer girmez tüm saksağanlar
gevezeliğe başlar. Kuşlar tehlikeyi diğer hayvanlara da
haber verirler, bunun için kısa aralarla kısa sesler
çıkarırlar.
-
Çeşitli türdeki ötücü kuşlar kimi zaman tohumlar ve
böğürtlen benzeri meyveler aramak için biraraya gelirler.
Ötüşleriyle yiyeceğin nerede olduğunu söyler ve birbirlerini
düşmanlara karşı uyarırlar.
|
|

|
Alan Koruma
-
Yaşadığı alana başka kuşların girmesini
istemezler. Bu alan çok geniş olabildiği gibi, çok küçük de
olabilir. Bir martı, ortasında yuvası bulunan küçük
çaplı bir dairenin içinde yaşar. Bu dairenin çapı,
martının yuvasından ayrılmadan bir başka
martıyı gagalamasına yetecek kadardır. Ketenkuşu benxeri bazı küçük
kuşlar 10-250 metrekarelik alanları korurlar. Bülbülün alanı
daha da geniştir : 1200-2000 metrekare.
-
Kızılgerdanlı incirkuşları, davetsiz
konukları komşularının yardımıyla kovar.
-
Ak kuyruksallayanlar da büyük bir
dayanışma içindedir. Her alanda bir erkek yaşar, henhangi
bir alan "saldırı" olursa, komşu alandaki erkekler
uçarak gelir ve birleşerek düşmana saldırır.
-
Bir erkek ağaçkakan yüksek
bir tak tak tak sesi çıkararak bölgesini belli eder. BU sesi,
gagasını içi boş bir dala ya da ağaca vurarak
çıkarır. Ağaçkakan bu mesajı vermek için
gagasını saniyede 25 kez ağaca vurur. Beslenme sırasındaysa
sadece birkaç kısa tak tak sesi çıkarır.
|
|

|
Güzel kuşlar
-
Çoğu zaman dişilerden daha göz alıcı olan erkek
kuşlar, parlak renkli tüylerini dişilere gösteri yapmak için
kullanırlar. Güzellik ve renklilik en geçerli iletişim
araçlarından biridir. Dost ve düşmana büyüklük, güç, yaş ve
cinsiyet konularında fikir verir.
-
Erkek kuşların çoğu, dişilere çekici görünmelerini
sağlayan parlak renklere sahiptir. Bu, erkek ve dişilerin üreme
amacıyla biraraya gelmesine yardımcı olur.
-
Erkek kuş çok belirgin şekilde daha güzeldir. Büyüklük, güçlülük
ve hepsinden önce renk görkemiyle dişisinden farklıdır. Bu
gerçeğin altındaki neden ise gösteriş ve etkileme arzusudur.
Bu arzu genellikle bir sürü üzerinde egemenlik kurmak ya da rakiplere
karşı bölgeyi korumak gerektiğinde kendini gösterir.
-
Dişi kuşların renkleri ise sade ve gösterişsizdir. Bu
da, yuvadaki yumurtaların ya da yavruların yanında kalan
dişinin düşmanların dikkatinin yuvaya çekilmemesini
sağlar. Dişi öncelikle kuluçkayı düşünmeli, yavrusunun
korunmasıyla ilgilenmeli, yani olabildiğince sade görünmelidir.
-
Erkek kuşların güzelliklerine bu kadar düşkün
olmalarında erkek cinsiyet hormonu testesteronun büyük rolü
vardır. Erkek ve dişi kuş arasındaki renk
farklılığı üreme döneminde en üst düzeye çıkar.
Erkek kara tavukların gagalarının testesteron enjekte
edildikten sonra iyice sarılaştığı
gözlenmiştir. Erkek ördekler, cinsel hormonları yapan
organları alındıktan sonra dişi ördekteki tüy örtüsüne
bürünmüşlerdir.
-
Erkek kuşun parlark renkleri dişileri olduğu kadar
düşmanları da çeker. Gözalıcı renklere bürünen erkek
kuşlar düşmanları tarafından da kolayca fark edilirler.
Bir eş bulduktan sonra ise, üreme örtüsündeki parlak renklerini terk
ederek bir sonraki üreme dönemine dek öyle kalırlar.
"Damatlıklar çıkarılmıştır
artık.".
|
|

|
Kur
gösterileri - Çiftleşme
-
Bazı türlerde kur gösterileri sadece birkaç dakika sürer.
Bazılarındaysa çok uzun, karmaşık, görsel ve sesli gösteriler
şeklindedir.
-
Kur döneminde pek çok kuş eş çekmelerine yardımcı
olacak renkli bir tüy örtüsüne bürünürler.
-
Kur yapmanın amacı, aynı türe ait kuşların
çiftleşmesini sağlamaktır. Başlangıç hareketleri,
genellikle kuşların aynı türden bir kuşa kur
yaptıklarını anlamalarına yardım eder.
-
Özel sesler ve hareketlerden
oluşan kur gösterileri esas olarak renkli tüy örtüsünü kullanan erkekler tarafından
yapılır. Gösteriler, eş çekmeye çalışmaktan
başka, kuşun bir yuva yeri bulduğunu da belirtmeye yarar.
-
Bazı türlerde erkekler gösteri yapmak için her yıl
"lek" adı verilen toplanma bölgelerinde bir arayagelirler
(döğüşken kuş, toy). Her erkek, küçük bir alana sahiptir.
Daha yaşlı erkeklerin alanları leklerin merkezindedir.
Gürültülü ve enerjik gösteriler saatlerce sürer. Dişiler
geldiklerinde, çiftleşmek için merkeze yönelirler. Eşler
arasında bağlılık yoktur.
-
Erkek döğüşken kuşlar
her bahar toplanarak tüylerini kabartır ve birbirleriyle
döğüşürler. Bu gösteriyi izleyen dişiler, en iyi
döğüşen erkekleri kendilerine eş olarak seçerler.
-
Erkek ve dişinin benzer görünüşlü olduğu türlerde hem erkek
hem de dişi, karada, suda, hatta havada, dansa benzeyen uzun
gösteriler yaparlar. Bu, eşler arasındaki
bağlılığı güçlendirir ve kuşları
çiftleşmeye hazırlar.
-
Kuğularda her yıl üreme
dönemi yaklaşırken zarif kur gösterisi törenlerini tekrarlarlar.
-
Üreme döneminde bahrileri kur
dansı gerçekten görülmeye değerdir. Eşi olmayan bir bahri,
eş aradığını duyurmak için yüksesk sesler
çıkararak etrafta yüzer. Eşlerden biri,
kanatlarını açıp kıvırarak ve kendini suyun içine
batırarak diğerine yaklaşır. Kuşlar yüz yüze
dururlar ve başlarını sallarlar. Gösteri boyunca bu, birkaç
kez yinelenir. Çift bazen ot çıkarmak için suya dalar. Sonra birlikte
yüzer ve otları birbirlerine sunmak için yükselirler. Vücudun düz
uzatılması şeklindeki gösteri yuvanın yanında
yapılır. Bu, kuşun çiftleşmeye hazır olduğunu
gösterir. Çiftleşme, genellikle kuşların dal ve otlardan
yaptığı yüzen sal benzeri bir yuvada gerçekleşir.
-
Dişiye hediye sunmak da sık görülen bir kur
davranışıdır. Küçük kerkenezde böcek olan bu hediye,
sumrularda güzel bir balıktır.
-
Kur gösterileri, genellikle 1o saniyeden kısa süren çiftleşmeyle sona erer.
Bu sırada erkeğin spermleri dişiye aktarılır.
Erkek dişinin sırtına konar ve dengesini sağlamak için
kanatlarını çırpar. Dişi kuyruğunu yana çekerek
kloak adı verilen açıklığının
erkeğinkine değmesini sağlar. Ördeklerdeyse çiftleşme suyun içinde
gerçekleşir ve dişinin sırtına binen erkek onu suya
batırır.
-
Birkaç tür kuş, her üreme döneminde birden fazla eşle
çiftleşir. Ama genellikle herüreme döneminde bir eşleri olur. Kuğu, angıt gibi bazı türler ise
yaşamları boyunca aynı eşle yaşarlar. Ama her
üreme döneminde çiftleşmeden önce kur törenin tekrarlarlar. Bu durum,
eşler arasındaki bağlılığı
arttırır. Sibirya
kazları da tek eşlidir. Tek eşliliğin en önemli
nedeni türün devamını garantiye almaktır. Kutup bölgesinin
dayanılmaz kışlarından uzaklaşmak için binlerce
kilometre yol almaları gerekir. Aşırı soğuk
nedeniyle yumurtlayacakları kutup yuvalarına erken gelemezler.
Öte yandan, sonbahar başlarında da güneye göç
başlamalıdır. Bu nedenle çiftleşmek, yumurtlamak, yavru
çıkarmak ve onlara uçmayı öğretmek için çok az
zamanları vardır. Başlangıçta bir eş seçip, bu
birliği sonuna dek sürdürmek, çok zaman alan eş bulma
girişiminden daha güvenli ve türün devamı için çok önemlidir.
-
Besinlerden gelen renkler : Flamingo yavruları kirli gri
renkteyken, gençlerde
renkleri giderek açılır ve açık gri-beyazımsı hale
gelir. Erişkin hale
geldiğinde ise renkleri parlak pembe hale gelir. Bu işin
sırrı beslenmelerinde gizlidir. Su bitkilerinde bulunan karoten
adlı bir boya maddesi bu renklemenin nedenidir. Flamingolar karoten
içeren su bitkilerini yiyen artemisya türü deniz kabuklularıyla
beslendiklerinden "yedikçe pembeleşirler". Hayvanat
bahçelerindeki flamingolar, genellikle doğadakiler kadar pembe
değildir. Bunun nedeni besinlerinde yeteri kadar karoten
olmamasıdır.
-
Yanar döner tüyler : Kuşların çoğu canlı ve
parlak renklere sahiptir. Bazı türlerde güneş ışığının
geldiği yöne göre tüyleri renk değiştirerek mavi ya da yeşil olur.
-
ALbinizm : Bazı kuşların tüyleri melanin maddesinin
eksikliğinden dolayı bembeyaz olur.
|
|

|
Yuva
-
Kuşlar yuva yapma konusunda en usta canlılar olarak bilinirler.
Her kuş türünün kendine özgü yuva teknikleri vardır ve hiç
şaşırmadan, kolaylıkla bu kusursuz yapıları
inşa ederler. Kuşların yuva yapmalarının en önemli
nedeni yumurtalarının ve daha sonra bu yumurtalardan çıkacak
olan yavrularının son derece savunmasız
olmalarıdır.
-
Bazı kuşlar üreme dönemlerinde dişilerine gösteri yapmak
için çeşitli yuvalar kurarlar ve bu yuvaları çekici hale getirmek
için süslerler.
-
Yeni Gine'de yaşayan çardak kuşları dişilerine
gösteriş yapmak için yuva yaparlar. Dişilerine
yaptıkları gösterilerde tüylerini kabartmak yerine, küçük
çardaklar kurar ve buldukları "değerli" şeyleri
sergilerler. Erkek çardak kuşu, dişi kuşu çekmek için kuru
dallardan bir çardak yapar ve bunu çevrede bulduğu deniz
kabukları, çiçekleri, çeşitli renkli ve parlak nesnelerle süsler.
Her çardak kuşu türünün seçtiği belli bir renk vardır. Ama
genellikle parlak mavi renkli cisimleri seçerler. Belli bir renkte
olması koşuluyla sopa, taş, çiçek, tohum ya da o renkte
herhangi bir şeyi süs eşyası olarak kullanırlar.
Dişi çardak kuşu eş seçmeden önce en az iç kez çardağı
ziyaret eder ve em güzel çardağı yapan erkeği seçer. Bir
dişi çardağa yaklaşırken, erkek nesnelerden birini
gagasıyla tutar ve çalımla gezinip gıdaklayarak ve
ıslık sesleri çıkararak gösteri yapar. Daha sonra erkek ve
dişi kuş birlikte yuva yaparlar.
-
Avustralya'daki erkek beşik kuşu, önce uzun otlarla sivri
şapka şeklindeki yuvayı kurar. Sonra, etli küçük
yemişleri pençeleriyle ezerek bunlardan mor bir özsu
çıkarır. Gagasında tuttuğu bir ağaç kabuğunu
ressam fırçası gibi kullanarak hazırladığı
yuvayı ve kendi göğsünü boyar. Ardından dişinin
karşısında uzun bir düğün dansı yapmaya
başlar. Bunun üzerine dişinin bu çekici adayı kabul edip
yuvaya yerleşmesine de pek şaşmamak gerekir.
-
Hindistan'da yaşayan terzi kuşları gagasını
dikiş iğnesi gibi kullanır. İplikleri ise örümcek
ağlarından elde ettikleri ipek, tphumlardan
oluşturdukları pamuk, ağaç kabuklarından
kopardıkları liflerdir. Yuvalarını yaparken
ağaçtaki gelişmekte olan yaprakları seçerler ve
kenarları üst üste gelecek şekilde bu yaprakları çekerek
şekle sokarlar. Sonra her yaprağın kenarına
gagasıyla bir delik açar. Sonra örümcek ağı, lifleri
gagasıyla güzelce delikten geçirir ve her ilmiği düğümler.
Aynı işlemi diğer uçta da yaparak iki yaprağı
birbirine diker. Diktiği yaprakları kendi etrafında
doluşturarak oluşturduğu kesenin içini çimlerle doldurup
döşer. Bu kesenin içine dişinin yumurtalarını
koyacağı gizli bir yuva daha yapmayı ihmal etmez.
-
Dokumacı kuşları bitki liflerini, ip olarak
kullanabilecekleri bitki saplarını "dokuma"
şeklinde örerek çok sağlam yuvalar yaparlar. Yeşil ve taze
yapraklardan ince uzun şeritler keser ya da yaprakların orta
damarlarını alırlar. Kuş öncelikle çatallı bir
dala, bir yapraktan kopardığı uzun bir lifin ucunu sararak
işe başlar. Bir ayağıyla lifin ucunu dalın
üzerinde tutarken, diğer ucunu gagasıyla idare eder. Liflerin
düşmelerini engellemek için onları düğüm atarak birbirine
bağlar. İlk olarak bir çember oluşturur. Bu
yuvasının girişidir. Daha sonra gagasını mekik
gibi kullanarak yaprak liflerini diğer liflerin üstünden ve
altından sırayla geçirir. Dokuma işlemi sırasında
her lifin ne kadar çekilmesi gerektiğini de hesaplayabilmelidir.
Çünkü, eğer okuması gevşek olursa yuva hemen çöker.
Ayrıca yuvanın son halini zihninde canlandırabilmelidir ki,
duvarların ne zaman kavisleneceğine ya da dışarı
doğru çıkıntı verileceğine karar versin.
Girişi dokuduktan sonra yuvanın duvarlarını dokumaya
başlar. Bunun için baş aşağı durur ve içerden
çalışmaya devam eder. Gagasıyla bir lifi diğerinin
altına sokar ve sonra hassas bir şekilde dışarıda
kalan ucunu tutar ve sıkıca çeker. Böylece son derece mükemmel
bir dokuma oluşturur.
-
Yavrular için yapılan yuvaların en önemli amaçlarından biri
de, yavruları soğuktan korumaktır. Yavrular tüysüz
doğarlar ve pek hareket edemedikleri için de kaslarını hiç
çalıştıramazlar. Bu nedenle yavruların donmamak için
soğuktan izole edilmiş yuvalara gereksinimleri vardır.
Özellikle "örgü yuvalar", yapıları itabarıyle
yavrulara bu sıcaklığı sağlayabilirler. Bu
yuvaların yapımı oldukça detaylı ve zordur. Dişi
kuş yuvayı çok uzun bir sürede ve büyük bir itinayla örerel
oluşturur. Yuvanın içini tüy, lif ve kıllarla da
doldurur ve böylece yuvanın izolasyonunu arttırmış
olur.
-
Her türden yuva için gerekli malzemenin sağlanması son derece
önemlidir. Kuşlar gün boyunca, yapacakları inşaat için
gerekli malzemeyi toplarlar. Kuşların gagaları ve
ayakları çeşitli malzemeleri taşımak ve kullanmak için
özel tasarlanmıştır. Kuşlar bu mimari şaheserleri çamur, yaprak,
sarmaşık, tüy, kağıt, dal parçaları gibi maddelerden yararlanarak
yaparlar.
-
Yuvaların özellikleri kullandıkları malzemeye ve
uyguladıkları tekniklere bağlıdır. Yuvalar, kullanılacak
malzemenin elastikiyeti, dayanıklılığı ve
sertliği göz önünde bulundurularak yapılır. Malzeme,
sıkıştırma ya da gerilmeye elverişli
olmalıdır. Değişik türden malzemelerin birlikte
kullanılması da yapının koruyucu özelliklerini
arttırır. Sözgelimi çamurla karıştırılan
bitki lifleri, yuvadaki çatlakların yayılmasını önler.
-
Kuşlar topladıkları malzemelerle önce inşaatın
harcını oluştururlar. Kırlangıçlar
gagalarıyla çamur
ya da kil parçaları toplarlar. Çamuru yapışkanımsı
salyalarıyla karıştırıp düzgün bir çanak
şeklindeki yuvalarını oluştururlar. Kızıl
kırlangıçlar ise benzer şekilde yaptıkları yuvalarında
yuva giriş deliğini tüp şeklinde uzatırlar.
-
Bazı Güney Afrika kuşları (Anthoscopus), iki bölüme
ayrılmış özel yuvalar kurarlar. Bu yuvalarda kuluçka odasına
asıl giriş gizlenmiştir. Yuvanın diğer (sahte)
girişi ise gizlenmiştir. Bu ayrıntı, avcı
hayvanlar için hazırlanmış bir aldatmacadır.
-
Gümüş martı yerde
açtığı bir oyukta yumurtlar. Su taşkınlarıyla
yuva bozulsa ve yumurtalar başka yere sürüklenseler de hayvan, sanki
kuluçkaya devam ediyormuş gibi yaşamını sürdürür.
- Boz kaz kendisi yuva
yapmadığı gibi, balık kartalının
yuvasını işgal etme alışkanlığına
sahiptir. Ama hergün, yavrularını sırtına alıp
yuvadan aşağı indirmek zorunda kalır.
-
Guguk kuşu, küçük ötücülerin kuluçka parazitidir. Kendi
yumurtasını saz bülbülünün yuvasına bırakır. Saz
bilbülü yuvadaki yumurtalara çok benzeyen bu yumurtayı kendi
yumurtası sandığı için sahiplenir. Guguk yavrusu, saz
bülbülünün yavrularından daha önce yumurtadan çıkar ve ilk
işi saz bülbülünün yumurtalarını yuvadan
aşağı atmak olur. Guguk yavrusunu kendisisnin sanan
sazbülbülü onu besler. Kısa sürede yavru guguk, sazbülbülünün iki
katından daha büyük hale geldiği halde buna devam eder. Uçacak
hale gelen guguk yavrusunun son yaptığı kötülük, yuvadan
ayrılmadan hemen önce yuvayı dağıtmak olur.
|
|

|
Yuvada yemek
bekleyenler
-
Yavrular uçmayı
öğreninceye kadar yuvada kalıp ana-babalarının onlara
yiyecek getirmesini beklerler.
-
Yuvada iç savaş - Kardeş öldürme (fratrisid-kainizm) : Küçük ak balıkçıl
yavruları sık sık birbirini gagalar ve galarını
bıçak gibi kullanarak diğerini yaralar. Bu savaş genellikle
ölümle sonlanır. Kartal
yavruları kardeşlerinin üzerine oturarak onları ezer. Baykuş ve atmaca yavruları, eğri ve keskin
gagalarıyla birbirlerini paramparça etmeyi denerler. Uçurumda yuva
yapan kuşlar, içlerinden en zayıfını uçurumdan
aşağı atarlar.
-
Kovulan yavru yalnızlık ve açlıktan ölür. Çünkü ebeveyn
yuvadan atılan yavruyu bir daha yuvaya kabul etmez. Ebeveygüçlü
yavrunun kardeşini öldürmesini de engellemez. Neslin sürmesini, en
güçlü yavrunun yaşamasında görür. Bu olay, kuşlarda sık
görülen "civciv azaltma" yöntemlerinden biridir. Buna zorunlu
olarak başvurulur, çünkü herkese yetecek kadar besin yoktur. Kendi
kanından olan kardeşine bile lütufta bulunmanın bir
sınırı vardır. Bazen, "kardeşimin genlerinin
yarısı benimki gibi" deyip uysal ve nzaik bir kardeş
olurken, bazen de "kardeşimin genlerinin yarısı benden
farklı" deyip bencilliği seçmektedir. Ebeveyn de kardeş
cinayetlerini önlemek bir yana, buna zemin hazırlar. Her
yumurtanın kuluçkada kalma süresinin farklı tutarak, farklı
yaşlarda civcivler çıkarır. Böylece civciv,
karşısında ağbi ya da ablasının keskin
gagasını bulur.
-
Kardeş öldürme neden bazı kuşlarda varken diğerlerinde
yoktur? Aslında bu, öldürücü silahları olup olmamasına
bağlıdır. Kaşıkçı
kuşları da birbirini gagalar. Ama gagaları
bıçağı değil, kaşığı
andırdığından birbirlerini "bıçaklamak"
yerine "kaşıklarlar" ve bu da "kaşık
havası" ile oynanan bir oyun gibidir.
-
Düşmanı çok olan türlerde de bir an önce büyüyüp düşmanla
savaşabilmek için besini kendi tekeline alma zorunluluğu
vardır. Bu da, kardeş sayısını azaltmayı
gerektirir.
-
Erişkin martıları alt gagalarında parlak renkli bir benek vardır. Yavru
martı bu beneğe gagasıyla dokunur. Bu uyarıyı alan
anne martı, midesinde özel olarak biriktirdiği besinleri geri
çıkararak yavrularını besler.
|
|

|
Göç
-
Kuş bilimciler, kuşların kalıtsal göçünün
kıtaların kayması ve buzul devirlerinin
oluşmasıyla ortaya çıktığı görüşündedir.
Mevsimlere bağlı olarak ortaya çıkan hormonal
değişiklikler yılın aynı günlerinde göçün
başlamasını sağlar.
-
Birçok kuş türü her yıl sürüler halinde dünyanın bir
bölgesinden diğerine göç ederler. Kuşlar bu yolculuğu
kış aylarında bol yiyecek bulabilmek için yaparlar.
-
İçlerindeki bir şey tıpkı saat gibi çalışarak
ne zaman yola çıkmaları gerektiğini haber verir. Göç çok
eziyetli ve zordur. Birçoğu 20 gramın altında olan
milyonlarca kuş, gece, soğuk, sıcak ve bozuk havalarda,
dağların, denizlerin, çöllerin üzerinden binlerce kilometre
uçarak orta, haffa güney Afrika'ya kadar giderler, ilkbaharda yeniden
aynı güçlüklere göğüs gererek geri dönmek üzere...
Milyonlarcası yolda kalır, aç, donmuş, boğulmuş,
insalnlar tarafından vurulmuş, düşmanları
tarafından yenmiş olarak. Buna karşın bütün gerilim,
yorgunluk ve ölüm tehlikesine karşı koyarlar, zira Orta
Avrupa'nın kışı herhalde daha korkunçtur. Tüylerinin
altında bir miktar yaü edinmiş olanlar, gittikçe kıslana
gündüzlerin, değişen havaların zamanında farkına
varanlar, içgüdü ve yılların verdiği deneyimle
zamanında kanatlarında bir "göç huzursuzluğu"
duyabilenler tam zamanında güneye doğru yola çıkabilirlerse
yaşama şansını yitirmemiş olurlar. Göç zamanı
yaklaştıkça kuşlar bu uzun yolculuk için enerji toplamak
amacıyla her zamankinden daha çok yemeye başlarlar. Yine de incirkuşları, kuyrukkakanlar Avrupa'dan
Akdeniz'i geçmek üzere yola çıktıkları zaman Kuzey Afrika
kıyılarını görmekte çok fazla umuda kapılmazlar.
İster Ege'den, ister Büyük Sahra'dan, ister Afrika!nın batı
kıyılarından ya da kum çöllerinden geçsinler, bu küçük dünya
göçmenleri eşittir. Bu nedenle 300-600 metreden uçan bu "yüksek
uçucular" Akdeniz'le Büyük Sahra'dan hiçbir yere konmadan bir
çırpıda geçmek zorundadırlar. Birçokları hedefleerine
en son yağ rezervleriyle, "bitmiş" durumda
erişirler. Eğer "yakıtları" bitmek üzereyse,
kaslarındaki proteinden enerji üretimi için yararlanırlar. Bundan
en fazla etkilenen kalp kasıdır ve bütün kuvvetlerinin bitip
tükenmesi çok yakındır. Çöl yıllardan beri güneye doğru
genişlemekte olduğundan, yakın zamanda burasının
büyük bir kuş tuzağı olacağı kesindir.
-
Kuşların hiç durmadan bir çırpıda uçuşunu
İngilizlerin Malta ile Cebelitarık arasında
yaptıkları incelemeler kanıtlamıştır. Bu
incelemeler içibn bir uçak gemisinin radarından
yararlanmışlarıdr. Radar ekranları üzerinde göçmen
kuşların kanat çırpmaları yüzünden titreşen minik
noktalar görülmektedir. Saniyedeki kanat çırpmaları ve uçuş
hızları her tür için karakteristik olduğundan, radar
ekranında hangi tür kuşların geçmekte olduğu
anlaşılabilmektedir.
-
Ötücü kuşlar Akdeniz'i geçmeden önce son molayı Girit ya da
diğer Ege adalarında verirler. Fakat burada da onları ölüm
tehlikesi beklemektedir. Bir tür şahin sürüler halince, kıyı
çizgisinde avlarını beklerler. Akşam Yunanistan'dan
yola çıkan göçmenler, ilk gün ışığıyla
beraber inecekler yerde karşılarında
düşmanlarını bulurlar. Geri dönmek diye bir şey yoktur.
Bu nedenle bu transit yolcular daha yükseklere çıkarlar ve kurşun
gibi giderek düşman sıralarının arasından geçerek
adanın sazlıkları içine inerek güvenceye varırlar.
Sonra gecenin karanlığından yararlanarak yollarına
devam ederler. Ertesi gün çölün üzerindeki güneş dayanılamayacak
kadar sıcak olunca sayıları 2.5 milyarı bulan ve
sonbaharda çölü geçmeye çalışan bu küçük göçmen
kuşların birçoğu biraz serinlik bulmak için normal uçuş
yüksekliklerini bırakır ve 2000 metre
yüksekliğe kadar çıkarlar. Çölde 2000 km kadar tutan bu
susuz yolÇad Gölü'ne kadar eski kervanların yollarını izler.
Bunun birçok iyi nedeni vardır. Burada her 100 km'de bir vahaya
rastlarlar ve gerektiğinde zorunlu bir iniş için uçuşa ara
verebilirler. Diğer yandan bunun tersine, yollarını kaybeden
bedevil bu göçmen kuşların uçuş doğrultusunu izlerler,
zira bu doğrultunun kendilerini su bulunan en yakın yere
götüreceğinin bilirler.
-
Son yıllarda kervan yolları kuşlar için daha da çekici
olmuştur. Bunun nedeni, garip görünmekle beraber, onlar için ölüm
tehlikesi yaratan çevre kirliliğidir. Yol kenarındaki eski
otomobillerin enkazı ve oraya buraya atılmış boş
benzin varilleri, birdenbire karşılaşacakları kum
fırtınalarında onlara bir sığınma ve
kurtulma olanağı verir. Zira, kum fırtınası
sırasında sığınacak bir yer bulamayan bir insan ya
da kuş ölmüş demektir. Kum fırtınasından haftalar,
hatta aylar sonra oradan geçen biri bu felaketin kurbanlarını
görebilirler : kurumuş kuş iskeletleri. Bunları, göçmen
kuşların ölüleriyle yaşayan çöl fareleri ve çöl tilkileri
çok iyi karşılarlar.
-
Çölü geçerken karşılaştıkları bu tehlikelerden
dolayı, alçaktan uçan kırlangıçların 15-20 kuşluk
guruplar halinde uçmak zorunda kalmaları olasıdır. On
binlerce kuşluk filolar halinde uçsalar ve bir kum fırtınasına
ya da deniz üstünde bir fırtınaya yakalanmış
olsalardı, bir anda bir yörenin tüm kırlangıç nüfusu yok
olabilirdi. Bu nedenle kırlangıçlar göçerken ufak guruplar
halinde uçmayı yeğlerler. "Bir kırlangıçla bahar
olmaz" sözü de bundan kaynaklanmış olabilir.
-
Buna karşın, kırlangıçlar sürü halince yalnız
çölde ya da denizde ölmezler, bu durum Orta Avrupa'da da olabilir. 1974
sonbaharında böyle bir olaya rastlanmıştır. Kuzey
Avrupa ve Kuzey Almanya'dan gelen milyonlarca kırlangıç, Alplerin
kuzeyinde pek sık rastlanmayacak derecede kötü bir havayla
karşılaştılar. KAnatları soğuktak duygusuz
kesildi, vir yandan da sürekli yağmur yağıyordu.
Kırlangıçların biricik besini olan böcekler de artık uçmuyorlardı.
Kuşların yüzlercesi bir samanlığa
sığındılar, bir yığın halinde
sıkışarak ısınmaya çalıştılar.
Böyle hareketsiz bir halde 3 haftaya yakın bir süre aç susuz
yaşamyı başardılar. Bu sırada kuzeyden bir sürü
kırlangıç daha geldi ve bu transit limanı ağzına
kadar doldurdular. Kuş uzmanları buna "havayla
koşullanan gö çığı" adını verirler ve
havaların düzelmesiyle "yol"un
açılacağını söylerler. Ancak 1974'te soğuk devam
etti ve yağmur kesilmedi. Eğer insanlar yardıma
koşmasayd bu olay bütün kuzey ve orta Avrupa kırlangıç
nüfusunun ölmesiyle sonuçlanabilirdi. Alman Kuşları Koruma ve
Hayvanları Koruma Birlikleri, o zaman tartışmaya konu olan
bir eylemle, yüz binlerce kırlangıcı uçakla Kahire'ye kadar
taşıttılar. Bazı ornitologlar bunu protesto ettiler ve
havanın düzelmesini beklemenin daha doğru olacağında
ısrar ettiler, fakat hava kolay kolay değişmedi.
-
Kötü hava bölgelerinin etrafından oldukça uzaktan geçip kurtulan
biricik kuşlar, kayalıklarda yuvalanan ebabillerdi.. Bunlar
saatte 90 km
hızla uçabiliyorlardı. İçlerindeki "hava
gözlemevi" ile 1977'de Alp zincirinin kuzeyindeki güneşli
havalarda Po düzlüğünde korkunç fırtınalar olduğunu
sezmişler ve yollarını
alışkanlıklarının tersine Güney Fransa ve
İspanya'ya yöneltmişlerdi. Yüksek hızları sayesinde
ebabiller, bütün öteki göçmen kuşlardan önce Büyük Sahra'ya
varmışlardı.
-
Kuşların içindeki "gözlemevi"nin nasıl
işlediği saptanamamıştır. Yalnız, bu
kuşların bir barometreye sahip oldukları ve bunun
yardımıyla hava basıncındaki değişiklikleri
saptadıkları bilinmektedir.
-
Göç sırasında yollarını bulmak için gündüz
güneşten, gece yıldızlardan ve aydan yararlanırlar.
Kötü havalarda güneş bulutun arkasında kaldığında
yollarını şaşırabilirler. Sığırcıklar
kalıtımsal bir duyguyla göç doğrultularını
güneşin yardımıyla saptarlar. Turnalar ve birçok gece göç edici kuş
yıldızların konumuna göre yön seçerler. Nehir, deniz
kenarı, göl kenarı, dağ sıraları, vadiler gibi
coğrafi şekilleri de göç sırasında rehber olarak kullanırlar.
Deniz dalgalarının içerilere kadar girerek
oluşturdukları son derec kısa ses dalgalarının
kuşlar tarafından duyulabildiği düşünülmektedir.
-
"Yuvaya dönme içgüdüsü" kuşların sahip olduğu
düşünülen bir özelliktir. Bazı çalışmalarda kutuplara
konup yuvadan oldukça uzak yerlere bırakılan kuşların,
yuvaya geri dönebildikleri gözlenmiştir. Bunu yaparken koku alma
duyularından yararlandıkları düşünülmektedir.
-
Kuşlar göç sırasında dünyanın manyetik
alanını da rehber olarak kullanırlar. Bunun için doğal
bir pusulaya sahip oldukları üzerinde durulmaktadır.
Kızılgerdan, nerede bulunursa bulunsun her zaman göç edeceği
yöne doğru döner. Bunun için dünyanın manyetik alanından
yararlanır, ama bu düzeneğin nasıl işlediği
bilinmemektedir.
-
Göç eden farklı türdeki kuşların birbirlerine rehberlik
ediyor olmaları da olası bir yön bulma yöntemidir.
-
Göçmen kuşlar her yıl aynı yerdeki, aynı ağaçtaki,
aynı yuvaya dönerler.
-
Küçük kuşlar genellikle geceleri göç ederler. Bu nedenle onların
göç ettiğini göremeyiz. Gündüzleri böcek bulmak daha kolay
olduğundan yere inip böcek yerler.
-
Kırlangıçlar,
telgraf tellerinde toplandıktan sonra göçe başlar.
-
Çoğu kuş saatte 40-50
km hızla uçar. Uçuş hızı,
kuşun ağırlığına, gövde ve kanatlarının
şekil ve büyüklüğüne bağlıdır. Her şeye
karşın bu, olası en az enerji tüketiminin
karşıladığı hızdır, ki bu da çok
yavaş uçuşla (düşmemek için kanatlarını
çırpmaya başladıkları zaman), çok hızlı
uçuş (çok yüksek hava direnciyle
karşılaştıkları zaman) arasındadır.
-
Kuşların en uygun, en ekonomik şekilde uçmayı nerden
bildikleri hala bir gizdir.
-
Bazı kuşlar göç sırasında binlerce km uçarlar. Bu kadar
uzağa gidebilmek için enerjilerini çok etkin kullanmaları
gerekir. Bazı kuş sürüleri (kazlar, ördekler) uçarken
"V" şeklini alırlar. Bu sayede arkadaki kuşlar
daha az hava direnciyle karşılaşırlar. ve önemli ölçüde
enerji tasarrufu sağlarlar. Doğal olarak en başta uçan
kuş en fazla enerjiyi harcar. Buna bir çözüm olarak sürüdeki
kuşlar sürekli olarak yer değiştiriler, öndeki kuş
yorulunca arkadakiyle yer değiştirir.
-
Boz kazlar : Uçarken
kuyruklarındaki beyaz lekeleri izlerler.
-
Okyanus aşanlar : Kuzey Avrupa'da yaşayan atlantik
yelkovan kuşları Brezilya kıyılarına varmak için
Atlas Okyanusu'nu boydan boya aşarlar. Kış sonunda evlerine
dönmek için de aynı yolculuğu yinelerler. Bu yolculuk
yaklaşık yirmi gün sürer.
-
Kutup göçmenleri : Ötücü kuğular, kuzey kutup dairesi
içinde kalan Sibirya'da yuva yaparlar. Kış Aylarında büyük
bir bölümü Kuzeybatı Avrupa'ya göç eder.
-
Çölleri aşanlar : Küçücük söğütbülbülü,
Avrupa'dan Afrika!ya göçü sırasında Büyük Sahra Çölü'ni geçmek
için dört gün dört gece hiç durmadan 4000 km'den fazla
uçar.
-
Dağları aşanlar : Çubukbaşlı kazlar,
Himalaya dağlarını aşabilmek için jet
uçaklarının uçtuğu 8000 metreyi geçen yüksekliklere
çıkarlar.
-
En uzun yol : Kutup
sumrularının kuluçkası Kuzey Kanada
kıyılarındadır. Sonbaharda önce doğuya doğru uçarak
Atlas Okyanusu'nu geçer ve İngiltere kıyılarından
güneye döner. Batı Afrika kıyıları boyunca uçarak
kışı geçirecekleri tam güney uç ile Antarktika
kıtası arasına gelirler.
-
Yüzerek göç : Uçarak göç
edenlerin yanında yüzerek göç edenler de vardır. Bahri ve kızıl boyunlu
batağan sonbaharda günde 13
km yüzerek İsveç ile Finlandiya arasında
gidip gelirler.
-
Uçuş yüksekliği : Uçuş
yüksekliğini havanın açık ya da kapalı olması,
rüzgarın yönü ve şiddeti, atmosfer basıncı gibi
çeşitli faktörler etkiler. Bu etkenlerin yanısıra
genellikle, küçük kuşlar alçaktan, büyük kuşlar yüksekten uçarlar
: halkalı güvercin 2400
m, ekin
kargası 2500 m,
kazlar kuzey denizi üzerinde 2600 m, kaşıkçı 3960 m, turna 4300 m, serçe gündüz 1500 m, gece 4000-4200 m.
-
Uçuş hızı : kırlangıç
44, karga 52, gökdoğan 59, sığırcık 74,
yağmurkuşu 180, ebabil 320 km/saat, leylek 120-150 km/gün
-
Göç yolunda ölüm nedenleri : Soğuk,
don, kar, fırtına, aşırı sıcaklar,
kuraklık, kum fırtınası, TV anten kulelerinin manyeik
alanları, şehirlerdeki bazı kuvvetli ışıklar,
bulutlardan yansıyarak kırılan kuvvetli
ışınlar, pestisitle, avcılık.
|
|

|
Rekortmen kuşlar - Bunları biliyor musunuz?
-
Aralıksız uçuş : Ebabiller
hiç durmadan 3 yıl uçabilirler. Bu kuşlar, yeme, içme,
yıkanma, uyuma gibi tüm gereksinimlerini uçuş sırasında
giderirler. 18 yıl yaşayan bir ebabil, bu süre içinde 8 milyon km
uçabilir. Bu da dünya çevresinde 220 kez dönmeye eşdeğerdir.
-
Uçan kuşların en büyüğü : Güney Amerika'daki And
Dağları'nda yaşayan bir akbaba türü olan Kondor'un kanat
açıklığı 3.2 metredir.
-
En uzun mesafe uçuş : Kutup sumrusu her yıl bir kutuptan
diğerine uçar ve yazı sırasıyla bir kuzey kutbunda, bir
güney kutbunda geçirir. Her iki kutupta da güneş yaz ayları
boyunca hiç batmaz. Bu nedenle kutup sumruları aynı zamanda
dünyanın en çok gün ışığı gören
kuşlarıdır.
-
En küçük kuş : Vatanı
Küba olan bir tür kolibrinin boyu (gaga ucundan kuyruk ucuna kadar) sadece 57 mm'dir.
-
Kara kızılkuyruğun kalp
atım sayısı insandan 12 kat daha fazladır.
-
Çalıkuşu, 4 gr ağırlığıyla
Avrupa'nın en küçük kuşudur. Çok ince dallara dek
gidebildiği için buradaki böcek ve sinekleri kolayca avlar.
-
Baca ebabili (Bace süpürücü - Chaetura pelagica)
kanatlarını aynı zamanda değil, bir biribi bir ötekini
sırayla çırpan tek kuştur.
-
Çiğdeci serbest yaşamında son derece saldırgan bir
kuştur. Papağan
gibi kelimeleri öğrenebilir, hatta cümleler kurabilir.
-
Gökdoğanın
hızı saatte 350
km'dir. 1524 metre yükseklikten yataya 45 derecelik
açıyla dalışa geçen gökdoğanda hızın 370-386 km/saat'e
ulaştığı hesaplanmıştır.
-
Taçlı ötleğen (Sarı sırtlı ötleğen - Dendroica
coronata)!nın yuvasını hazır bulan boz
başlı inekkuşu (Molothrus ater) burayı
işgal ederk yumurtlar. Ötleğen, çatışmaya girmeden eski
yuvanın üzerine yenisini yapar. İkinci yuva da işgal
edildiğinde, ikincinin üzerine üçüncüyü de yaptığı
görülmüştür.
-
İskete kuşunun mavi bir türü çok sevimli bir
yaratıktır. Posta kutularına, evlerin pencere
köşelerine yuva yapar. İnsalnlar tarafından gerek
sevimlilikleri, herekse sinek ve böcekleri yediği için çok sevilir. Bu
kuşun bir başka merakı da diğer kuşların
yuvalarındaki yavruların kafalarını delip, büyük bir
zevkle beyinlerini emmektir.
-
Amerika'da yaşayan bir tür kartal, maymun, karaca, tilki ve domuz
yavrularına aniden saldırarak beyinlerini parçalar ve sonra o
bölgeden uzaklaşır. Bir süre çevrenin güvenli olduğundan
emin olduğunda, öldürdüğü avının yanına gelerek
onu taşıyabileceği büyüklükte parşalara
ayırır ve yuvasına götürür. Bu davranış, yavrusu
öldürülmüş kızgın bir ananın intikamına
karşı aldığı korunma önleminden başka bir
şey değildir.
-
Kaya kartalı göz
kapağını kapamadan güzeşe doğru bakabilir. Çünkü,
ikinci bir göz kapağı vardır.
-
Karabataklar mükemmel
dalgıçlardır. 50
metre derinliğe kadar dalabilirler. Bunun
sırrı tüylerinin yağsız olmasıdır. Ama
dalmalarını kolaylaştıran bu özellik bir
dezavantajı da beraberinde getirir. Daldığında
yağsız olduğundan ıslannan tüylerle uçması
olanaksızdır. Bu nedenle bir tüneğe çıkıp
kanatlarını açar, güneş ve rüzgarla onları kuruttuktan
sonra yeniden uçabilir.
-
Ekin kargası, kendisi kapkara
olduğu halde en çok korktuğu renk siyahtır. Fakat korkulacak
bir şey olup olmadığını araştıracak
kadar da zekidir. Yapılan deneylerde beşe kadar saymayı
becerebildiği gösterilmiştir
-
Kuş beyinli ? Kuşlar en
küçük birim hacme en fazla sayıda beyin hücresi
sığdırarak memeli hayvanlarla yarışabilmektedir.
Çalıkuşunun beyninin her bir milimetre kübünde 135.000 kadar
nöron vardır. Bu sayı kaşalotta sadece 1000!dir. Buna
karşılık 4 gramlık çalıkuşunun beyni 250 mg
iken, 30 tonluk kaşalotun beyni sadece 10 kg'dır.
-
Yalıçapkını
neden çapkın ? - Yalıçapkını avlanırken suyun birkaç
metre üzerinde, havada asılı kalır ve balığı
gördüğünde hızla suya dalarak avını büyük bir yetenekle
yakalar. Rivayete göre, kuşu böyle havada asılı
kalırken gören yalılarda oturan genç bayanlar "vayy
çapkına bak, bizi gözlüyor" demişler ve o günlerden sonra da
kuşun adı çapkına çıkmıştır.
-
Alakarga : Saksağanla
beraber, kargaların arasında en az kargaya benzeyen türdür.
KAnadındaki mavi-beyaz bölgeler, kanat ucu ve kuyruğundaki siyah
bölgelerle kontrast oluşturur. Sonbahar ayları
dışında ağaçlık bölgelerin dışına
pek çıkmazlarken, bu dönemde sıkça görülürler. Alakargaların
meşe palamutlarını bulup gömdükleri bu dönemde kolayca görülürler.
Topladıkları palamutları daha sonra yemek üzere
toğrağa gömerler. Bazen günde bin tane palamut gömdükleri olur.
Ormanda her yer birbirine benzerken sakladıkları yeri bulmak için
çok akıllıca bir iş yaparak, buralara işaret koyarlar.
Bunun için bazen ağaç dallarını, bazen taş
parçalarını kullanırlar. YApılan deneylerde 9 ay sonra
bile sakladıkları yerleri buldukları gözlenmiştir.
Türkiye'de altı değişik alt türü vardır. Besinini
böcekler, meyveler, yumurtalar, zaman zaman da diğer
kuşların yavruları oluşturur. Genelde çok
utangaçtır, ama oldukça gür bir sesi vardır. Küt uçlu, geniş
kanatlarını yavaş yavaş çırpar. Kanatları bu
şekilde uçan kuşlar genellikle kısa mesafe
uçucularıdır. Kanatlarının bu şekli sayesinde
ağaçların arasında kolayca uçarak dolanır. Çok iyi bir
ses taklitçisidirler. Düşmanlarını korkuratak
yavrularından uza tutmak için çok iyi alaca baykuş ya da
şahin taklidi yaparlar.
--
Saksağan : Siyah-beyaz
renklerin harika birlikteliğinden oluşan güzel rengiyle
Türkiye'nin birçok yerinde görülür. Genellikle şehir
dışına çıkmaya başladığınızda
görmeye başladığınız bu güzel kuş, nazı
illerde adeta leş kargasının yerini alarak şehir içine
yerleşmişken (ANkara), bazı illerde de neredeyse hiç yoktur
(Antalya). Ağaçların bulunduğu açık arazilerde ve
vadilerde yaşamayı yeğler, sık ve dik ormanlarda
genellikle görülmez. Uzun kuyruğu, siyah beyaz rengi ve düzensiz
kanat vuruşlarıyla kolaylıkla ayırt edilir. Neredeyse
her şeyi yer. Parlak nesnelere özel bir düşkünlüğü
vardır. Bunları toplayarak yuvasına taşır.
Yuvasını bir de çatı ekleyerek
sağlamlaştırdığı için kolayca
tanınır.
-
Sarı gagalı dağ kargası : Dağlardaki
kayalıklarda ürer. Yakın akrabası kırmızı
gagalı dağ kargasından ayırmak gemellikle kolay
değildir. KIrmızı gagalıya göre daha kısa
gagalı, ince kanatlı, kısa parmaklıdır. Kuyruğu
daha uzun ve ucu yuvarlaktır. Koloniler halinde yüksek bölgelerdeki
kayalıklarda ürer. Çok sosyal ve oyuncudur. Süzülme konusunda tam bir
uzmandır, akrobatik hareketler sergiler. Türkiye'de Toroslar,
Kaçkarlar ve Denizli'de ürer. Kışın daha alçak bölgelerde de
görülür.
-
Kırmızı gagalı dağ kargası : Sarı
gagalı akrabasından biraz daha iridir. Gençlerdeki turuncu gaga
nedeniyle ayırt edilmesi zor olabilir. Kışın koloniler
halinde alçak bölgelere de iner. Toroslar, Kaçkarlar ve Güneydoğu
Anadolu'da ürer.
-
Küçük karga : Karadeni ve Akdeniz sahil bölümleri
dışında her yerde bulunur. Şehirlerde de sıkça
görülür ve kalabalık gruğlar oluşturarak gezerler. Uçaren
çok belli olmayan parmakları ve hızlı kanat çırpışı
belirgindir. Sesi de diğer kargalardan farklıdır.
-
Ekin kargası : Uzun, güçlü, gri gagası, sivri kafasıyla
diğer kargalardan ayrılır. Uçarken parmakları kolayca
belli olur. Uçuşta küçük kargayla
karıştırılabilir. Bozkır ve ekili alanların
yakınındaki ağaçlarda kalabalık koloniler halinde ürer.
-
Leş kargası : Gövdesindeki gri bölgeler sayesinde kolayca
tanınır. Diğer kargalar gibi koloniler oluşturmaz,
aileler halinde görülebilir. İzmir ve İstanbul'da çok
sayıdayken Ankara'da çok az rastlanır.
-
Kuzgun : Kargaların en
zekisidir. İri gövdesi, büyük kanatları, iri gagası, baklava
şeklindeki kuyruğuyla kolay tanınır. Genellikle
dağlık bölgelerde yaşar, ama her yerde görülebilir.
Genellikle koloni halinde değil, çift halinde yaşarlar. Üremeyen
gençler koloniler oluşturabilir.
-
Kuğu : Kuğu masallarda ve efsanelerde her zaman
soylu bir hayvan olarak anlatılır. Lekesiz bir beyazlıktaki
tüyler, zarif bir boyun, onurla yüksek tutulan bir baş, garip bir
çağrıyı andıran çığlık. İşte
beyaz kuğu... 60 yıl kadar yaşayan bu kuşun gerçekten
soylu olduğunu gösteren iki olay vardır. I.Kuğular sürü
halinde uçarken aralarından biri hastalanırsa ya da yorulursa onu
asla kaderi ile başbaşa bırakmazlar. II. Erkek kuğu,
eşi öldükten sonra asla başka bir eş aramaz, ölünceye kadar
bekar kalır. Bu soylu yaratığın doğal bir ölümle
aramızdan ayrılması nadirdir. Açlık, kötü hava
koşulları, uzun göç sırasındaki bitkinlik ve
düşmanlarının saldırısı çoğu kez ölümüne
neden olur. Ölmeden önce, en tatlı sesiyle, en tatlı
şarkısını söyler. Bu nedenle edebiyatta bir insanın
son sözleri için "kuğunun şarkısı"
deyimi kullanılır.
|
|

|
Yırtıcı kuşlar
Gündüz
yırtıcılar (Falnoniformes=Accipiteriformes) ve gece
yırtıcıları (Strigiformes = Baykuşlar) olarak
temel iki gruba ayrılırlar.
Ortak
özellikleri :
-
Tek eşlidirler (monogam)
-
Yılda bir kez kuluçkaya yatarlar.
-
Yumurtadan çıkan yavrular uçacak duruma gelene dek yuvada
kalırlar.
-
Kuluçka bakımını anne-baba ortak olarak yürütür.
-
Kuvvetli gaga ve pençeleriyle beslenirler.
-
Sindirilemeyen kıl, tüy, kemeik gibi parçalar kusuklar halinde
ağızdan dışarı çıkarılır.
Farklı
özellikleri :
-
Gündüz yırtıcıları aydınlıkta aktif olup
avlarını ve yönlerini görerek, baykuşlar ise işiterek
ve dokunarak bulurlar.
-
Gündüz yırtıcılarının kafaları dardır ve
gagaya kama gibi bağlanır. Gözleri hareketlidir.
Baykuşların kafası yuvarlak ve oldukça büyüktür. Her iki
yöne 180 derece dönebilir. Gözleri kafanın ön kısmında yer
alır. Yüzleri bir peçe ile çevrelenmiştir.
-
Yumurtadan yeni çıkan baykuş yavrularının gözleri
kapalı, gündüz yırtıcılarının
yavrularının gözleri ise açıktır.
-
Birçok göndüz yırtıcısı türünde erkek dişiden %3o
kadar daha küçük olduğu halde, baykuşlarda her iki eşeyde
büyüklük farkı yoktur.
-
Gündüz yırtıcılarının kusuklarında kemik
(sindirildiği için) bulunmadığı halde, baykuş
kusuklarında daima vardır.
-
Gündüz yırtıcılarında dışkı
püskürtülerek yuva dışına atılır. Her tarafa
bulaşan pislikten orada bir yırtıcı kuşun
varlığı kolayca anlaşılır. BAykuşlar ise
pisliklerini püsküretmez, yuvadan dışarı
bırakırlar.
|
|

|
Yurdumuzdaki
yırtıcılar :
Türkiye'deki
yırtıcı kuş sayısı 47 olup bunlardan 39'u
gündüz yırtıcılarıdır. Bu, dünyadaki 267 gündüz
yırtıcısının %13.6'sı demektir. Avrupa'daki
gündüz yırtıcısı sayısı ise 41 olup, TR bu
açıdan son derece önemlidir.
39
ggündüz yırtıcının 34'ü yerleşik ya da
yurdumuzu sadece kuluçka alanı olarak kullanırken, 5'i transit
göçmenlerdir.
Soyları
tükenme telikesinde olan 7 yırtıcının 4'ü
yerleşik, 3'ü ise kuluçkaladıktan sonra göçmektedir. Bu türlerden
yılan kartalına
bütün bölgelerimizde, balık kartalı ve ulu doğana ise
Güneydoğu Anadolu dışında tüm bölgelerde
rastlanmıştır. Tavşancıl,
bozkır kartalı, korsan kartal ve ada doğanı ise
başta Karadeniz olmak üzere, Ege, İç Anadolu ve Akdeniz
bölgelerinde, ada doğanı dışındakiler Doğa
Anadolu bölgesinde gözlenmiştir.
Şahin :
Genellikle
açık alanlarda avlanır. Genellkile bir yerde oturup
avını bekleyen, bazen havada süzülerek hızla
avının üzerine atılarak onu yakalayan avcı bir
kuşumuzdur. Havada ağır ağır uçar. Geniş
kanatlı ve kısa kuyrukludur. Büyük renk varyasyonu gösterir. Çok
açık renkli-beyaz tüylü bireylerden, koyu kahverengiye dek
değişen renklerde olabilir. Ama, kural olarak üst tarafları
koyu kahverengi ve hafifçe lekeli, alt tarafları daha açık
renklidir. Göğsünde açık renkli bir kuşağı vardır. Şahinin
ortalama ağırlığı 900-950 gramdır. En önemli
besinini tarla fareleri oluşturur. Günlük besin gereksinimi 150 gr
kadar olup, bu da 3-4 tarla faresine eşdeğerdir. Tarla faresi
dışında kurbağa, kertenkele, gelincik, köstebek ve
yılanla beslenir. Yuva yapımı şubat ortası -
mart ortasıdır. 2-4 yumurtayı nisan ortasına kadar
yuvaya bırakırlar. YAvrular 35 gün sonra yumurtadan çıkar.
Kuluçka başarısı benlenmeye bağlıdır. Tarla
faresinin az olduğu yıllarda kuluçka yapmayabilir. Yaşam süresi
25 yıldır.
Çakır
:
Kapalı
orman bölgelerinde yaşar. Yaşama alanı nedeniyle oldukça
çevik ve hareketlidir, uzun bir kuyruğu vardır. Üst tarafı
koyu kahverengiden kül rengine kadar değişir, alt tarafı
beyaz renklidir, koyu renkli bantları vardır. Gözleri gençken
sarıdır, yaşlanınca kırmızı-sarı
olur. Dişi çakır 1200 gr, erkek 800-850 gr'dır. Günlük besin
gereksinimi 160 gr'dır. Bu da bir alakargaya eşdeğerdir.
Besininin büyük kısmını fare, genç tavşan, karatavuk, alakarga ve diğer kuşlar oluşturur.
Yuvasını şumar-mart ayında yapar, mart sonu-nisan
sonunda 2-4 yumurta bırakır. YAvrular 38-40 gün sonra yumurtadan
çıkar. Genellikle 1-2 yavruyu uçurur. Yavruları toplnaıp
eğitilerek avda kullanıdığından son yıllarda
sayısı çok azalmıştır. Yaşam süresi 23-25
yıldır.
Gökdoğan :
İri
doğanlardandır. Kanatlarını açıkken yarımay
şeklinde tutar. Kuyruğu dar, kuryk ucu yuvarlaktır. Uçarken
avlanır. Pike uçuşunda hızı 300 km'yi geçer. Erkek
bireyler daha küçüktür. Koyu renki, geniş, "pala"
bıyıklıdır. Besininin önemli bir kısmını
diğer kuşlar oluşturur. 2-4 yumurtadan 30-32 gün sonra
yavrular çıkar. Doğada 15 yıl, esaret altında 25 yıl
yaşar.
Kerkenez :
Küçük
doğanlardan olup yurdumuzda en sık rastlanan
yırtıcıdır. Günde 50 gr besin tüketir. En önemli
besinini fareler ve diğer küçük memeliler oluşturur. Dar bir
bıyığı vardır. Nisan ortasından itibaren 4-6
yumurta bırakır. 28-30 gün sonra tavrular yumurtadan çıkar.
Yaşam süresi 16 yıldır.
Kaya kartalı :
Yurdumuzdaki
en güçlü yırtıcı kuştur. Yavaş ve tempolu uçar.
Ormanlık alanların üstünde tüm görkemiyle süzülürken gözlemeye
doyum olmaz. Kemirgenler, tavşan, karaca, hatta tilkiyi bile avlayabilir.
Eşeysel olgunluğa 5 yaşında ulaşır. Martta
bıraktığı 2 yumurtadan 44 gün sonra yavrular
çıkar. Esaret altındaki yaşam süresi 44 yıldır.
|
|

|
Gece avcıları - Baykuşlar
-
Baykuşların büyük bölümü gündüzleri uçmak yerine kuytu yerlerde tüneyerek uyur
ve ancak hava
karardıktan sonra avlanmak için ortaya çıkarlar.
-
Gece avlanan kuşlar olan baykuşların bu
davranışları onların bazı yörelerde
"uğursuz" damgası yemelerine neden olmuştur. Oysa
özellikle farelerler beslenerek son derece yararlı olan bu kuşların
uğursuzlıkla ilgileri yoktur. Geceleri bazen av bulamayıca
ışık olan yere doğru uçarlar ve oralarda avlanmak
isterler. Özellikle kırsal kesimde, gecenin bir yarısında
eğer bir evde ışık yanıyorsa o evde ya düğün
vardır, ya ağoır hasta ya da ölü. Eğer ışığa
gelen baykuş bir de öterse, hastanın sahibi bu durumu
baykuşun hastaları için geldiği şeklinde yorumlar ve
onu uğursuz sayarlar.
-
Oysa birçok ülkede baykuş "bilgelik" sembolü
sayılmaktadır ve bu kimliğiyle masal kitaplarında bile
sıkça yer almaktadır.
-
Fare, kuş ve kertenkele ve kurbağaları bütün olarak yutar,
daha sonra sindiremedikleri kemik, kıl, tırnakları
"kusuk" halinde ağızlarından çıkarırlar.
-
Gece kuşları olan baykuşların kanat, göz ve kulak
yapıları karanlıkta uçmaya ve avlanmaya uygundur.
Baykuşların kanat tüylerinin yüzeyi yumuşaktır. Bu
özellik sayesinde baykuş avlanırken küçük hayvanların
duyamayacağı kadar sessiz uçabilir.
Birecik'te
hemen altında durduğum sık yapraklı bir
ağacın içinde tüneyen bir kulaklı orman baykuşuyla göz
göze gelmiştim. Bi süre birbirimizi süzdük. Çok güzel bir
hayvandı, gözlerimi alamıyordum bir türlü.
Fotoğrafını çekmek için omuzumda asılı duran
çantamı açıp makinemi çıkarmak için bir an gözlerimi ondan
ayırdım, hemen makinemi çıkardım. Ama yeniden
durduğu yere baktığımda, geçen bir kaç saniye içinde
bana hiç hissettirmeden uçuvermişti.
-
Alaca baykuşun kanatları ağaçların arasında
uçabilmesi için diğer baykuşlardan daha kısadır.
-
Baykuşların çok iri gözleri
vardır. Kulakları başın iki yanında, yüzü
çevreleyen ve yüz çemberi
adı verilen tüylerin arkasındadır.
-
Sivri ve kıvrık gagalarıyla avlarını kolayca
taşır ve parçalarlar. Sivri tırnakları pençeleri
avı yakalamaya ve öldürmeye yarar.
-
Peçeli baykuş çok çevik bir
uçucudur. Büyük ve geniş kanatlarını ağır
ağır çırparak uçan bu kuş, yerden dikey olarak
havalanabilir ve uçarken birdenbire durup boşlukta asılı
kalabilir. Bu özellik onun çok iyi bir avcı olmasını
sağlar. Havada sessizce süzülerek yeri gözler ve sesleri dinler. Bir
fare gördüğü zaman tam üzerine gelerek bir an hareketsiz
kaldıktan sonra aniden dalışa geçer. Son anda keskin
pençelerini öne uzatarak herşeyden habersiz avını yakalar.
-
Görünmeyen avcılar : Kar baykuşları karlarla
kaplı kuzey kutup bölgesinde yaşar ve lemming adı verilen
küçük canlıları avlarlar. Lemminglerin karların
arasındaki bu bembeyaz kuşu görmeleri çok zordur. Kar
baykuşunun tüyleri yerdeki karlar ve gökyüzü ile aynı renktedir.
|
|