|
|

|
|
|
Kuş ve insan iskeletinin
karşılaştırılması
(Comparison of a human and bird skeleton,
woodcut, 1555)
|
|
|
|
|

|
İlk Uçan hayvanlar ?
|
-
200 milyon yıldan daha uzun bir süre önce, dinazorlarla aynı
zamanda yaşamış olan hayvanların bazıları
uçabiliyordu. Pterozor adı verilen bu hayvanlar, akrabaları
dinozorlar gibi, evrimin büyük başarı örneklerindendir. İlk
kez 215 milyon yıl önce triyas döneminde ortaya çıkıp, 150
milyon yıl sonra kretaz döneminde ortadan kalkmışlardır.
Adlandırılmış 120'nin üzerinde türü vardır. En
küçüğü serçe kadarken, en büyüğünün kanat
açıklığı 12 metreye varmaktadır.
-
Pterozorlar, ilk uçan omurgalılardır. Kanatları tüy yerine zarımsı
bir deriyle kaplı olduğundan, bu hayvanlar kuş olarak kabul
edilmemektedir.
- Taşa
yazılmış pterozor tarihi : Almanya'nın Bavyera
eyaletindeki Fichstät yakınlarında bulunan Solnhofen
Kireçtaşları'ndan, zemin karolarında ve
taşbaskılarda kullanılmak üzere yüzlerce yıldır
taş levhalar kesilip çıkarılmaktadır. Son derece küçük
taneli olan bu taşlar, bu sayede dünyanın en iyi korunmuş
pteroxor fosillerinin pek çoğunun yatağı olmuştur.
-
85 milyon yıl önce Kuzey Amerika kıtasının orta bölümünü
kaplamış olan geniş bir suyolunun yatağında,
Niobrara Kireçtaşı'nda bulunan pretozor kalıntıları
gibi deniz çökellerinde bulunan fosiller, pterozorların
dayanıklı birer uzun mesafe uçucusu olduğunu kanıtlamaktadır.
-
Almanya'daki Solnhofen Kireçtaşları'ında bulunan Pterdodactylus
kochi fosilinde iyileşmiş bir kırığın
izleri korunmuştur. Kırık bacağına kadar
yaşamını sürdürebilmiş, ama kanat kemiğinin
kırılması büyük olasılıkla ölümüne yol
açmıştı. Aynı çökellerde kanat parmağı
kırılmış bir pterodaktil daha bulunmuştur. Bu
nedenle avlanamayan hayvan büyük olasılıkla iyileşene kadar
ölmüştür.
-
Bilim adamlarının kuş olarak tanımladığı
ilk hayvan, günümüzden yaklaşık 140 milyon yıl önce
yaşamış olan Arkeopteriks (Archaeopyterix - eski
kanatlı)'dir. Bu hayvanın pterozorlardan değil, uçamayan
dinozorlardan evrimleştiği sanılmaktadır. Gövdesi ve
kanatları tüylü olan arkeopterik, yaklaşık bir karga
büyüklüğündeydi. Arkeopteriks tahminlere göre pterodaktil gibi
uçamıyor, sadece güçlü arka bacaklarıyla zıpladıktan
sonra tüylü kanatlarıyla havada süzülüyordu. Dişleri ve
ağaçlara tırmanmaya yarayan kanatları vardı. Günümüze
Güney Amerika'da yaşayan hoatzi kuşunda, erişkin hale
geçtiğinde kaybolan kanat pençeleri vardır.
|

|
Kuşlarda uçmaya yönelik adaptasyonlar
nelerdir ?
- Kuşlar, uçma yeteneğine sahip tek
omurgalı sınıfıdır.
- Uçma yetenekleri sayesinde birbirinden oldukça
uzakta bulunan bölgelere erişebilirler ve bu alanlar
yaşamlarının belirli evrelerinde kullanabilirler.
- Çoğu kuş türünde göç
davranışı görülür ve yılın belirli dönemlerinde
beslenme, barınma ve üreme için yeğledikleri alanlar
farklıdır.
- Uçmaya yönelik geliştirilen en önemli
adaptasyon tabi ki kanatların gelişimidir. Kanatlar, özel
yapıları sayesinde su ve havayı geçirmeyecek şekilde
oluşmuştur. Bu da, uçuş sırasında kuşlara
büyük kolaylık sağlar.
- Kanatların :
- Kuşun göğüs kemiğine sağlam
şekilde tutturulması,
- Kuşu havaya kaldırmaya, havada
dengesini ve her yöne hareketini sağlamaya elverişli olması,
- Biçiminin kuşun
ağırlığına ve gövde yapısına göre
ayarlanması,
- Kuşun kanat ve kuyruk tüylerinin hafif,
esnek ve birbiriyle orantılı bir yapıda olması,
- Yani sonuç olarak, uçuşa olanak sağlayan
mükemmel bir aerodinamik yapıda olması gerekir.
- Kanat hareketleri ve özellikle uzun mesafe
uçuşları, büyük miktarda enerji ve kas gücü gerektirir. Bu amaçla
kuşların göğüs kemikleri (sternum) genişlemiş ve
diğer omurgalılara göre çok daha sağlam bir yapı
kazanmıştır. Göğüs kemiğine bağlanan çok
güçlü kaslar da, kanat hareketlerine yardımcı olan diğer bir
adaptasyondur.
- Vücutta enerji üretimi solunum yoluyla
gerçekleştirilir. Kuşların uçarken nefes nefese
kalmamalarının tek sebebi de, dolaşım sistemlerindeki
farklılık sayesinde, aynı anda hem nefes alıp hem
verebilmeleridir.
-
Tüm bunlara ek olarak, uçuş sırasında vücut
ağırlığının azaltılması için,
belirli yapılarda körelmeler görülür. Dişler bu amaca yönelik
olarak yokolmuştur. Gaga ise, uçuş sırasında dengenin
sağlanmasında kuyrukla birlikte işlev görür.
-
Derilerinde hiçbir salgı bezinin bulunmaması (su
kuşlarındaki kuyruk dibi yağ bezi hariç), kemiklerin içinde
hava boşluklarının bulunması, iç organların
arasında ek hava keselerinin varlığı, idrar keselerinin
olmayışı, sağ ovaryum (yumurtalık) ve sağ
yumurta kanalının körelmiş olması, üreme
organlarının üreme dönemi dışında küçülmesi ve
tabi ki tüylerin hafifliği, vücut
ağırlığını azaltmaya yönelik
adaptasyonlardır.
-
Sıcak kanlı oluşları, yüksek enerjili besinlerle
beslenmeleri, sindirim, solunum ve boşaltımın oldukça
hızlı ve etkin olması ve yüksek metabolizma
hızları, uçuş sırasında güçlerinin
korunmasına yardımcı olur.
-
Vücudun aldığı şekil de, uçma sırasında
sürtünmeyi en aza indirecek şekildedir. Ayrıca yine bir uçma
adaptasyonu olarak, büyük ve gelişmiş kasların çoğu
vücudun arka bölümünde yerleşmiştir.
-
Uzun mesafe göçleri öncesinde yağ depolama hızlarını
arttırarak vücut ağırlıklarını
yaklaşık üç katına çıkarmaları da bir başka
adaptasyondur.
|
|

|
Uçuş şekilleri
-
Kuşlar kanat çırparak, süzülerek ya da hava
akımlarını kullanıp önce yükselik sonra süzülerek
uçarlar.
-
Bazı türler havada asılı kalabilirler.
-
Kanat çırparak uçarken, aşağı doğru kanat
çırpma sırasında havayı itip kendini öne çekmek için
primerleri düz tutarak kanatlarını öne ve aşağı
doğru hareket ettirir. Yukarı doğru çırpma
sırasında ise, primerleri aralarından hava geçebilecek
şekilde açık tutarakkanatlarını yukarı ve geriye
doğru kaldırır.
-
Kolibriler kanatlarını hiç durmadan sekiz şeklinde
hızla hareket ettirerek havada sürekli asılı kalabilirler.
-
Kuşlar süzülürken hava akımlarını yakalamak için
kanatlarını gergin tutarlar. Önce yükselip sonra süzülmek için
dikey hava akımlarını kullanırlar. Güneş
toprağı ısıttığı zaman, sıcak hava
dönerek yukarı çıkar. Buna "yükselen sıcak hava
akımı" (termal akım) denir. Büyük yırtıcı kuşların
çoğu uzun kanatlarını açarak sıcak hava
akımlarıyla yükselirler. Kuş kendini sıcak hava
akımına bırakarak, kanatlarını hiç çırpmadan
gökyüzüne yükselir. Kuş termalin en yüksek noktasına
eriştiğinde süzülerek aşağı iner ve bu kez
başka bir akıma binerek tekrar yükselmeye başlar. Bu yolla
hiç yorulmadan saatlerce gökyüzünde kalabilir ve büyük mesafeler
katedebilirler.
-
Koşarak havalanmak : Büyük kuşlar ağır oldukları
için sıçrayarak havalanamazlar. Havalanmadan önce uzunca bir süre su
üzerinde koşarak hız almaları gerekir (flamingo, pelikan,
kuğu, ...)
-
Karabataklar, güçlü deniz
rüzgarlarının estiği kayalıkların tepesinde yaşarlar.
Uçuşa geçecekleri zaman rüzgarın onları yükseklere
taşıması için kanatlarını açarak kendlerini
boşluğa bırakırlar.
|
|

|
Tembel uçucular
-
Sülünler uçmayı pek sevmezler. Ancak bir şeyden korktukları
zaman, geniş kanatlarını açarak, neredeyse dikey bir
doğrultuda havalanırlar. Kısa kanatları sayesinde
uçarken ağaç dallarına çarpmazlar.
|
|

|
Hava tahmincileri
-
Kuşlar gökgürültülü ve şimşekli fırtınaların
yaklaşmakta olduğunu insanlarda çok önce algılayabilirler.
Saniyenin onda biri kadar dalga boyu olan sesleri duyabilmeleri
yanında, bu sesleri içi boş olan telekleriyle de
algılayabilirler. Martılar,
kırlangıçlar ve ardıçlar da hava
basıncına duyarlıdırlar ve fırtınalı
hava yaklaşırken uçmaktan çok tüneyip konlayı
yeğlerler.
-
Yaban kazları uçarken,
havanın yoğun olduğu yükseklikleri seçerler; çünkü,
düşük yoğunlukla havanın kaldırma gücü de azdır.
Buna göre, basıncın yüksek olduğu açık havalı
günlerde kazlar için uygun katmanın çok yükseklerde olmasına
karşın, alçak basınçlı hava kitlelerinin hareketleri
sırasında, bu kuşların rahatça uçabilecekleri katman
yere çok daha yakındır. "Uçan kazların sesleri
yakından gelirse hava iyi, uzaktan gelirse hava kötü olacak
demektir" halk deyişi de bu olgudan kaynaklanmaktadır
|
|

|
Dala konmak
-
Bütün kuşlar güvenli bir şekilde konabilmek için yavaşlamak
zorundadır. Şakrak kuşu konmak için inişe geçerken
kuyruk tüylerini yelpaze gibi açar. Tüyler fren görevi yaparak kuşun
uçuşunu yavaşlatır. Kuş konmak üzereyken
ayaklarını öne doğru uzatır. Kanatlarını
birkaç kez öne ve arkaya çırparak daha da yavaşlar. Konma
anında kaymamak için pençeleriyle dalı sıkıca kavrar.
Dala iyice yerleştikten sonra kanatlarını ve kuyruk
tüylerini kapatır.
|
|

|
Su yüzüne konmak
-
Pelikanlar ve kuğular suyun yüzeyine konarlar. Konarken hız
kesmek için büyük ve perdeli ayaklarını açarak suya dalarlar. Bu
sırada su kayağı yapıyormuş gibi görünürler.
|
|

|
Kanat şekilleri
-
Kanat şekilleri onların kullanımını gösterir.
Hızlı uçuş genellikle dar yüzeyi (doğanlar), yavaş uçuş ise geniş
kanat yüzeyi (kızkuşu)
gösterir.
-
Farklı uçma şekillerine
uygun dört temel kanat şekli vardır :
1.
Atmacalar, alakargalar ve pek çok tüneyici kuş ağaçlar
arasında uçabilmeye uygun kısa, geniş ve yuvarlak
kenarlı kanatlara sahiptir.
2.
Ebabiller, kırlangıçlar ve doğanların, yüksek
hızda uçmak, geriye doğru ani dönişler yapabilmek için sivri
uçlu vardır.
3.
Albatroslar
ve yelkovanlar gibi uzun süre
süzülerek uçankuşlar, uzun, dar ve sizri uçlu kanatlara sahiptir.
4.
Kartallar, akbabalar ve leyleklerin,
çentikli dış primerleri olan büyük ve geniş kanatları
vardır. Bu kanatlar, düşük hızda süzülmek ya da önce
yükselip sonra süzülmek için uygundur.
|
|

|
Tüyler
-
Tüyle keratinleşmiş deri hücrelerinden oluşur. Telek
adı verilen kanat ve kuyrukta yer alan büyük tüyler uçmaya ve dönmeye
yarar. Gövdeyi bir örtü gibi kaplayan dış tüyler ise kuşu
ıslanmaktan korur; alttaki yumuşak ve ince tüyle ise vücudun
ısı kaybetmesini önler.
-
Kuşlar bütün türlerini genellikle yılda bir kez, bazı türler
iki kez değiştirir. Tüy değiştirme yavaştır,
1-3 ay sürer. Bu sayede kuşların çoğu tamamen
çıplak kalmaz ve uçma yetemeklerini kaybetmez. Kaz, ördek, kuğu,
turna ve bazı bataklık kuşları uçma teleklerini birden
döktüklerinden birkaç hafta uçamazlar.
-
Kuşlar günlük etkinliklerini sürdürüken tüyleri kirlenir ve
dağılır. Tüylerini sık sık gagalarıyla
taramaları onların iyi durumda kalmasına yardımcı
olur.
-
Tüylerini aga ucuyla tararken, kuyruk ucunda bulunan yağ bezinden
aldıkları yağı tüylerine yayarlar. Bu sayede, tüylerin
su geçirmemesini sağlarlar.
-
Yıkanma ise, kan emen ya da tüyleri yiyen bit, akar, pire gibi
asalakların uzaklaştırılmasına ve tüylerin
temizlenmesine yardımcı olur.
|
|

|
Tüy örtüsü gelişimi
-
Genç kuşların,
kendilerini sıcak tutmaya yarayan, hav tüylerinden oluşan bir
örtüsü vardır. Büyüdükçe uçmak için gerekli olan ilk tüyler çıkar
(gençlik tüy örtüsü). Bunların rengi, genellikle
erişkinlerinkinden farklıdır. Gençlik tüy örtüsü sonbaharda
dökülür ve ergin tüy örtüsü gelişir. Bazı büyük
kuşların ergin tüy örtüsünün gelişmesi iki ya da daha fazla
yıl alır. Kuzey gümüş martısında bu süre dört
yılı bulur.
|
|

|
Uçamayan kuşlar
-
Bazı kuşların uçamayışı evrim kuramı ile
birlikte yer alan bazı prensiplerle açıklanabilir.
Kullanılmayan karakterlerin evrim süreci içinde körelmesi
mantığına dayanan kurama göre, canlının yaşam
süreci boyunca gereksinim duymadığı ve bu nedenle
kullanmadığı karakterler, zamanla tamamen ya da kısmen
körelmeye uğrar.Emu ve devekuşunda da yaşam tarzları
nedeniylekanatların pek fazla bir görei kalmamıştır.
Belirli bir alanda çok izole olarak yaşayan bir kuş türü (sadece
Avustralya'da yaşayan emu, Galapagos adalarındaki uçamayan
karabatak gibi) doğal düşmanlarıyla çok fazla
karşılaşmayacaktır. Alanda kendisine yeterli beslenme,
basınma be üreme koşullarını da bulabiliyorsa, göç
etmesine de gerek kalmayacaktır. Bunun sonucunda, çok da gereksinim
duymadığıkanatları, zaman içinde körelecek ve uçma
işlevini yitirecektir. ancak bu körelme, her zaman bir organın
tamamen yok olması ya da işlevini tamamen yitirmesi anlamına
da gelmez. Tavuklarda da kanat, uçma yetisini büyük ölçüde kaybetmiş
olmasına karşın, kısa mesafelerde halen uçma
yeteneği göstermektedir.
|
|

|
Beslenme
-
Sıvacı kuşları
ve ağaçkakanlar sert
kabuklu yemişleri sabit durmaları için ağaç
kabuklarındaki çatlaklara sıkıca yerleştirdikten sonra
güçlü gaga darbeleriyle açarlar. Çatlakların içinde yarısı
yenmiş yemişler ya da yemiş kabukları bulunabilir.
-
Tırmaşıkkuşları
ağaçların gövde ve kalın dalları üzerinde koşar,
çatlak ve yarıklarda bulduğu larva, tırtıl ve
böceklerle beslenir.
-
İnsanlardan farklı olarak kuşlar dişlere sahip
değildirler ve bu nedenle yiyecekleri çiğneyemezler.
Kuşların çoğu besinlerini bütün olarak yutarlar. Kemik,
kürk, tüy ve böceklerin sert kısımları gibi sindiremedikleri
bölümler, daha sonra öksürerek topaklar halinde geri
çıkarılır. Bunlara kusuk (peled)
adı verilir. Sığırcıkların
da dahil olduğu 330'dan fazla bahçe kuşu kusuk çıkarır.
Bu topaklar genellikle dökülenlerin aksine kurudurlar. Bunları elinize
almak tehlikesiz, incelemek ise büyüleyici olacaktır. Bunları
didiklediğiniz zaman kuşun tam olarak ne yemiş olduğunu
rahatlıkla anlayacaksınız.
-
Karga kusuklarında küçük
taşlar, böcek ve bitki parçaları bulunabilir. Küçük memelilerle
beslenen bir karga, içinde kemikler bulunan daha sert ve koyu renkli bir
kusuk çıkarır. Karga kusukları tarlalarda ve yuvalanma
alanlarının yakınlarında bulunabilir.
-
Yırtıcı kuşların kusukları eski binalarda,
elektrik direklerinin dibinde, tünek yerlerinin altında bulunur. Bu
kuşlar avlarının kürkünü ve etlerini
parçaladıklarından kusuklarındaki kemikler genellikle
kırıktır.
-
Martılar değişik
besinlerle beslenirler. Çöp yığınlarında beslenenler
her şeyi yerler. Kusuklarında plastik ve metal parçaları,
büyük kemikler, hatta cam parçaları bile bulunabilir.
-
Arıkuşları,
arıları yemenin güvenli bir yolunu bulmuşlardır.
İğnesini dışarı çıkarmak ve kırmak için
arıyı gagalarıyla bir dala bastırırlar.
-
Bazı örümcekkuşu türleri,
avlarını daha sonra yemek üzere bitkilerin dikenlerine ya da
tellere takarlar. Bu nedenle eti kancayla asıp, gereğinde kesen
kasaba benzetilerek "kasap kuşu" adını da
almışlardır.
-
Gökdoğan av ararken
yüksekte daireler çizerek uçar. Avını gördüğünde
kanatlarını gövdesine yapıştırarak çok büyük bir
hızla avına dalar. Hedefine ulaştığında
ayaklarını hızla öne uzatır ve avına vurur. Bu
hızdaki çarpışmanın etkisiyle sıklıkla bir
tüy yumağı haline gelen avını pençeleriyle kolayca
yakalar.
|
|

|
Ayaklar
-
Tüneyen kuşların parmakları dalları kendiliğinden
sıkıca kavrar. Böylece bir kuş daldan düşmeden
uyuyabilir. Parmaklarının dizilimi yerde de serbestçe hareket
etmesini sağlar.
-
Kuşları çoğunda her ayakta dört parmak vardır, ama
bazılarında üç parmak bulunur (üç parmaklı ağaçkakan).
Ayağında iki parmak olan tek kuş, devekuşudur.
-
Genellikle parmakların üçü önde, biri arkadadır. Ancak
papağan ve ağaçkakanlarda, ağaçlara rahat tırmanmak
için iki parmak önde, iki parmak arkadadır.
-
Sık yüzen kuşlarda ayaklar perdeli bir kürek şeklini
almıştır. Martılar ve su kuşlarının öne
dönük üç parmağının arası perdelidir.
-
Batağanlar ve sakarmekelerin
yuvarlak uçlu parmakları ve her parmağın ayrı bir
perdesi vardır.
-
Yılanboyun ve aynı aileden diğer kuşlarda dört parmak
birbirine perdeyle bağlıdır.
-
Saz tavuklarının çamurda
ya da su bitkileri üzerinde yürüyebilmeleri için birbirinden ayrık,
uzun parmakları vardır.
-
Balıkçıl, leylek gibi kuşlar
ırmakların ve göllerin çamurlu kıyılarında bulunan
küçük balıklar, kerevit, karides ve yılanlarla beslenirler.
Yiyecek aramak için zamanlarının büyük kısmını
serin sularda gezinerek geçirirler. Kemikli bacaklarında yalıtkan
tabaka olmadığından çok ısı kaybederler. Bu
kaybı en aza indirmek için ayaklarını sırayla
karın tüyleri arasında ısıtırlar.
-
Yalıçapkınının
ayakları pullu bir deriyle kaplıdır.
|
|

|
Gagalar
-
Gaga, besinin tutulması, yakalanması, taşınması,
parçalanması gibi işlemlerin yanı sıra düşmanlara
karşı bir savunma aracı olarak ya da kur
sırasında da kullanılır. Tüylerin düzeltilmesinde,
yuva yapımında ve daha bir çok işte kullanılır.
Dolayısıyla kuşlarda yaşam biçimine uygun gaga
biçimleri gelişmiştir.
-
Keratinden oluşan gaga üst ve alt gaga olmak üzere iki bölümdür. Üst
gaga, üst çene ve burun kemiklerinin, alt gaga ise alt çene kemiklerinin
birleşmesinden meydana gelir. Üst gaga burundan itibaren devam eden
sırt kısmı, genellikle az veya çok eğik olan gaga ucu
ve keskin gaga kenarlarından oluşur. Gaga kenarlarında
diş şeklinde çıkıntılar veya testere gibi
tırtıklar bulunabilir.. Alt gaga ise her iki alt çene kemiği
uçlarının birleştiği gaga ucu ile çene kemikleri
arasını örten, bazı türlerde yumuşak bir deriden
oluşan gaga altından oluşur. Birçok kuşta üst gaga
dibinde yumuşak ve genellikle sarı renkte bir deri vardır.
Ceroma adı verilen bu kısım sinirlerle
donatıldığından dokunmada önemli görevler
üstlenmiştir. Bir kısım bataklık ve su
kuşlarında bu deri bütün gagayı örter. Burun delikleri
ceromanın kafatası ile birleştiği yerden ya da
ceromanın içinden açılır.
-
Çene kemiklerinin üstü, ince, hafif, boynuzumsu bir tabakayla
kaplıdır. Gaga sürekli büyüyerek, yıpranma ve zedelenmelerin
etkisini giderir.
-
Değişik besinlerin tenmesi için farklı gaga şekilleri
gelişmiştir :
.
Böceklerle beslenenlerin, sözgelimi bülbüllerin yapraklardaki ve ağaç
kabuklarındaki böcekleri toplamak için genellikle ince ve sivri uçlu
bir gagaları vardır.
.
Tohumlarla beslenenlerin, sözgelimi ispinozların tohum ve
yemişlerin sert kabuklarını açmak için güçlü, kısa ve
kalın gagaları vardır.
.
Karatavuk, böcekler, kurtlar ve
meyvelerden oluşan karma beslenmeye uygun, genel amaçlı bir gaga
şekline sahiptir.
.
Etle beslenenlerin, sözgelimi örümcekkuşlarının,
baykuşların, korsan
martıların, yırtıcı kuşların
avlarını parçalamak için kanca şeklinde bir üstçeneleri
vardır. Kerkenezlerin üst
çenelerinde "gaga dişi" adı verilen çentikli iki
çıkıntı vardır.
.
Kazlar, kuğular ve ördeklerin
çoğu su yüzeyindeki tohumları, bitkileri ve küçük hayvanları
toplmaka için oldukça yassılaşmış gagalara sahiptir. Bu
kuşlar, geniş gagalarıyla sudan ve çamurdan besinleri
süzebilir. Bazıları, derin sularda beslenirken baş
aşağı dururlar.
.
Balözüyle beslenenlerin, boru şeklindeki çiçeklerin dibine
ulaşmak için uzun, genellikle aşağı kıvrık
gagaları ve balözü emmeye yarayan fırçaya benzer dilleri
vardır.
.
.Balıkçıllar, leylekler, turnalar, yalıçapkını
ve sumruların balık
yakalamaya çok elverişli uzun, düz, kama şeklinde gagaları
vardır.
.
Pelikanın gagası alt
çenedeki esnek derisiyle kocaman bir kepçe gibidir.
.
Yeşil ağaçkakan ağaçları oyarken, gagası saatte 1300 km hızla
çalışır. Ama kiraz büyüklüğündeki beyni
sarsıntıdan etkilenmez. İki vuruşu arasındaki
zaman farkı saniyenin binde birinde azdır. Ağaçkakanın
sırrı, boyun kaslarındadır. Vurmaya
başladığında baş ve gaga tam bir doğru
üzerinde gelir. Bu doğrudaki en küçük bir sapma beyin
zarının yıryılmasına neden olur.
.
Sıvacı kuşu, ceviz,
fındık ve fıstıkları ağaç
yarıklarına ve dal çatallarına sıkıca
yerleştirdikten sonra, güçlü gaga darbeleriyle açar.
.
Her gruptaki (tohumcullar, böcekçiller,...) farklı kuş türlerinin
gagaları büyüklük ve şekil bakımından çeşitlilik
gösterir. Aynı zamanda çok incelikli uyumları vardır. Bu,
çok sayıda kuş türünün aynı besin türü için rekabet etmesini
önler. Sözgelimi, tohumlarla beslenen ispinozgillerin
çok çeşitli gaga şekilleri vardır : Çaprazgaga,
tohumları almak için gagasının çapraz biçimdeki ucuyla çam
kozalağının pullarını ayırabilir. Saka, devedikeninin
tohumlarını almak için sivri uçlu, ince gagasıyla delikler
açar. Kocabaş, güçlü, geniş gagasıyla zeytin ve kiraz
çekirdeklerini kırabilir.
.
Kıyı kuşlarının, kumlu ve çamurlu yumuşak
kıyılarda besin aramak için özelleşmiş ince
gagaları vardır. Bu grupta yer alan kuşların, özellikle
gaga uzunluklarındaki çeşitlilik, birçok farklı türün
aynı ortamda birbiriyle rekabet etmelerine gerek kalmadan
beslenmelerini sağlar. Poyrazkuşları
uzun ve güçlü gagalarını midyeleri açmak için kullanır. Kılıçgagalar,
sığ sularda ince, uzun ve kıvrık gagalarıyla bir
yandan bir yana süpürme hareketi yaparak küçük kabukluları yakalarlar.
Taşçevirenler, küçük
yengeçleri ve kum böceklerini bulmak için kalın, kuvvetli
gagalarıyla taşları hareket ettirirler. Kervançullukları, solucanları ve diğer
canlıları bulmak için gagalarıyla derin delikler açarlar. Kızılbacaklar ise
solucanları ve küçük kabukluları bulabilmek için orta uzunluktaki
gagalarıyla çamurun içinde delikler açabilirler.
-
Flamingo ile balina
arasındaki benzerlik : Her ikisinin de ağızları
elek gibidir. Üst çeneleri alt çenelerinden daha dardır. Etli dilleri
alt çenenin dibinde yer alır. Ağız dolusu
aldıkları suyu süzüp içindeki besinleri aldıktan sonra, su
bu elek gibi ağızlarında kolayca süzülür. Bu durum,
aynı atadan olduklarını, fakat milyonlarca yıl içinde
değişim göstererek bugünkü biçimlerine
ulaştıklarını düşündürmektedir.
|
|

|
Gözler
-
Kuşların yaşamlarını sürdürebilmelerinde görme
duyuları çok önemlidir.
-
Kuşları görüşü çok güçlüdür. Atmaca gibi bazı türler, insandan on kat daha iyi
görürler.
-
Kuşların gözleri vücutlarına oranla çok büyüktür.
Gözkürelerini bizim gibi hareket ettiremezler, ama başlarını
bunun etkisini giderebilecek ölçüde daha çok döndürebilirler.
-
Kuşları gözü hem teleskop, hem de mikroskop özelliği
taşır. Görme keskinlikleri inanılmaz derecede fazla
olup, bazen insanın 1oo katına ulaşmaktadır. Bu sayede
insanın 1 metreden zor görebileceği bir tohumu 1oo metreden
görebilmektedir. Bu benzersiz görme yeteneği bir gereksinimden
doğmuştur, çünkü kuşların koku duyuları çok az
gelişmiştir.
-
Bir çok kuşun gözü geniş bir görme alanı sağlayacak
şekilde başın iki yanına yerleşmiştir.
İki gözün görme alanlarının kesiştiği dar bir
alanda üç boyutlu görebilirler. İki gözle (üç boyutlu) görme,
kuşların uzaklıkları doğru belirlemelerini ve avlarının
yerini kesin olarak saptayabilmelerini sağlar.
-
Baykuş gibi avcı
kuşlarda gözler yüzün önündedir. Bu görme alanını
daraltır, ancak avlanma sırasında işlerine yarayarak
geniş bir üç boyulu görme alanı kazandırır.
Baykuşlar, göz kürelerini hareket ettiremezler, ama
boyunlarını çok fazla hareket ettirebilirler.
-
Çulluklar gibi kıyı
kuşlarının gözleri, beslenirken bile her yönü görmeyi
sağlayan bir konumdadır (başlarının
arkasını bile). Görme alanları 360 derecedir.
Başlarının arkasında ve galarının ucundaki
alanı üç boyutlu olarak görebilirler.
|
|

|
Uyum
-
Yaşamlarının çoğunu suda ya da su kenarında
geçiren su kuşlarının, derin sularda besin
ararkenişlerine yarayan uzun bacakları vardır. Ayakları
kavrama becerileri büyül ölçüde kaybetmiştir. Türlerin çoğunda
arka parmak küçülmüştür ve yere deymez. Bazılarında ise
tamamen yok olmuştur.
-
Uzunbacaklar, gövde
büyüklüğü ile bacak uzunluğu karşılaştırıldığında
en uzun bacaklı kuşlardır. Arka parmağı yoktur.
Parmakları, çamur ve kumda yürümeyi kolaylaştıracak
şekilde birbirinden ayrıktır.
-
Havada uyuyanlar : Ebabiller,
yaşamlarının büyük bir bölümünü havada geçirirler. Yuvalanma
zamanı dışında bacak ve ayaklarını çok az
kullanırlar. Bacakları ve ayakları öyle
kısalmış ve zayıflamıştır ki,
yürüyemezler, dallara ya da tüneklere tüneyemezler. Keskin
tırnaklı dört küçük parmaklarıyla yuvalarına girerken
binalara ve kayalara tutunabilirler.
-
Uzaktan görülemeyenler : Deniz kıyılarında yaşayan
yarım perde ayaklı halkalı
cılıbıt, gerçekte göz alıcı deseni
olmasına karşın, uzaktan bakıldığında
kumsaldaki çakıl taşlarından ayırt edilemez.
-
Kocagöz, yere
yapışmış gibi yatarak kendini olduğundan küçük
gösterir. Bu konumda gölgesi de olmayacağından
düşmanlarının onu görebilmesi iyice zorlaşır.
-
Kulaklı orman baykuşu,
kanatlarını açıp tüylerini kabartır ne görünüşünü
normal büyüklüğünün iki katına çıkararak
düşmanlarını korkutup kaçırır.
|
|

|
Geçmişte kalan kuşlar
-
Bir zamanlar, Afrika kıyıları açıklarındaki
Madagaskar adasında fil
kuşları ve komşu Mauritus adasında dodo kuşları
yaşardı. Kanatları çok küçük olduğundan uçup
avcılardan kaçamıyorlardı. İnsanlar buralara
yerleşince bu kuşları avladılar,
yumurtalarını çaldılar. Bu nedenle bu iki ilginç kuş
türü artık ortadan kalktı.
|
|

|
Ötüş
-
Bilinen 8500 kuş türünün yaklaşık yarısı ötücü
kuş grubuna girer. Geri kalanlar ise, ister erkek, ister dişi
olsunlar, yıl boyunca sadece kısa çığlıklar
atarlar. Oysa ötüşler uzun, incelikli çağrılardır.
Üreme dönemi boyunca öten erkek ötücüler, bu dönem dışında
diğer kuşlar gibi çığlıklar atarlar.
-
Birçok türde sadece erkek kuşlar öter. Yaşam alanını
belirlemek, sahip olduğu yaşam alanını korumak, ve
eş çekmek için çoğunlukla üreme dönemlerinde öterler.
-
Bir ötüş günde binden çok kez yinelenebilir.
-
Kendi türüne özgü ötüşün çok sayıda çeşitlemesini yapabilen
erkek kuşlar kısa sürede eş bulurlar. Eş bulabilen
kuş ya daha az öter ya da hiç ötmez.
-
Bülbüller, kendi türlerine özgü
yüzlerce ötüş yaparlar. Gün boyunca gizlendikleri yerde öterlerken,
geceleri diğer kuşların tünediği sırada da
öterler. Bazı kuşlar ise (szg kaktüs
çıtkuşları)yaşadıkları alanı savunmak
için yıl boyu sürekli öterler.
-
Bazı türlerin erkekleri yaşama alanlarındaki TV antenleri,
çatılar, çitler ya da telefon direkleri gibi göze çarpan yerlerde
öterler.
-
Bir kuş genellikledüzenli olarak aynı ötüş tüneklerini
kullanır.
-
Karabaşlı ötleğenler
ve çalıkuşları ise ötme tüneği olarak genellikle gözden
uzak yerleri kullanırlar.
-
Kuşlar kendi türlerinin temel ötüş/sesleniş yeteneğiyle
doğarlar. Daha karöaşık ötüşler, ilk yıl içinde
ana-baba ve diğer kuşlardan öğrenilir.
-
Ötüşler aynı tür içinde bile değişilkikler gösterir ve
farklı yöre kuşları "farklı lehçelerde
şarkı söylerler."
-
Bazı türler sadece kendi türüne ait ötüşleri öğrenirken,
bazıları ise "yanlış" ötüşleri
öğrenirler.
-
Bir alanı ele geçiren bir kuş hemen ötmeye başlar. Bu,
diğer kuşlara açık bir mesajdır : "Benim
alanıma giren kuşun vay haline!"
-
Erkek ve dişi kuşların ses organı aynıysa da,
sadece erkek kuşlar öterler. Bu seranatlar ne kadar farklı
olurlarsa olsunlar hepsinin anlamı aynıdır :
"Bekarım, hayatımın baharındayım ve bir parça
toprağım var."
-
Bu şarkılar sayesinde dişiler, yuva kurmak isteyen erkekleri
bulur.
-
Çıt kuşlarının etkeği bu mesajıgünde 2340
kez, ağaç incirkuşu
ise 3377 kez tekrarlar.
-
Kuş şarkılarının gelişiminde özellikle
cinsiyet hormonları rol oynar. İlkbahar
şarkılarını başlatan neden de cinsiyet hormonundaki
mevsimsel değişikliktir.
-
Kanarya beynindeki şarkı denetleyen alanların mevsime uyarak
daralıp genişlediği, iki beyin yarımküresinin
farklı işlevler üstlendiği, şarkı söyleme
merkezinin insanda da konuşma merkezinin bulunduğu sol
yarımkürede olduğu saptanmıştır. Kanarya beyninde
şarkı söyleme alanıyla şarkı sayısı
arasında da bağlantı bulunmuştur.
-
Kanaryalar her mevsim ötüş repertualarını
değiştirirler. Nöronlarının her yıl yenilenerek
eski hücrelerin yerini almasına bağlı olduğu
düşünülen bu işlem, kanaryanın yaşamı boyunca
sürmektedir.
-
Bölgemden uzak dur !
-
Bir kuş genellikle kendi türünden diğer kuşlara seslenmek
için öter. Komşusunun ötüşünü duyan ve mesajı alan kuş
diğerinin bölgesine girmemeye dikkat eder. Martı ve benzeri kuşlar "burası
benim bölgem" mesajını vermek için basit bir ses
çıkarırlar. Karatavuk
ise bu amaçla daha karmaşık ötüşlere başvurur.
-
Her kuş tütünün kendine özgü bir uyarı ötüşü vardır. Bu
görev genellikle erkek kuşlar tarafından yerine getirilir. Erkek
kuş bu ötüşü, daha küçükken erişkin kuşları
dinleyerek öğrenir. Kuş kendi bölgesine sahip olacak kadar büyüdüğünde
bu ötüşe yeni notalar da ekler ve böylece "uzak dur!" mesajını
daha da güçlendirir.
-
Uyarı sesleri
-
Uyarı sesleri, bu sesleri çıkaran kuşun yerinin belli
olmaması için genellikle kısa ve keskindir. Alarm sesi, alarm
veren kuşu ele vereceğinden çoğu kez ustalıkla
oluşturulur. "Dikkat et" seslenişi öylesine tiz bir
ıslık şeklinde yapılır ki, baykuş ya da tilki
gibi düşmanların küçük kuşların yerini bulması pek
mümkün olmaz.
-
Bir ses genel bir uyarı olabilir ya da ötücü kuşlarda genellikle
yırtıcı kuş tehlikesini belirtir.
-
Bazı kuşlar bir tehlike sezdikleri zaman
çığlığa benzer yüksek bir ses çıkarırlar.
Korkulacak bir şey olduğunu anlayan diğer türdeki
kuşlar da onlara katılırlar.
-
Bir karga uzaktan bir insanı gördüğünde uzun bir
"ka-a-a" sesiyle takırdar ve anında tüm kargalar
havalanır. Bir avcı ormana girer girmez tüm saksağanlar
gevezeliğe başlar. Kuşlar tehlikeyi diğer hayvanlara da
haber verirler, bunun için kısa aralarla kısa sesler
çıkarırlar.
-
Çeşitli türdeki ötücü kuşlar kimi zaman tohumlar ve
böğürtlen benzeri meyveler aramak için biraraya gelirler.
Ötüşleriyle yiyeceğin nerede olduğunu söyler ve birbirlerini
düşmanlara karşı uyarırlar.
|
|

|
Alan Koruma
-
Yaşadığı alana başka kuşların girmesini
istemezler. Bu alan çok geniş olabildiği gibi, çok küçük de
olabilir. Bir martı, ortasında yuvası bulunan küçük
çaplı bir dairenin içinde yaşar. Bu dairenin çapı,
martının yuvasından ayrılmadan bir başka
martıyı gagalamasına yetecek kadardır. Ketenkuşu benxeri bazı küçük
kuşlar 10-250 metrekarelik alanları korurlar. Bülbülün alanı
daha da geniştir : 1200-2000 metrekare.
-
Kızılgerdanlı incirkuşları, davetsiz
konukları komşularının yardımıyla kovar.
-
Ak kuyruksallayanlar da büyük bir
dayanışma içindedir. Her alanda bir erkek yaşar, henhangi
bir alan "saldırı" olursa, komşu alandaki erkekler
uçarak gelir ve birleşerek düşmana saldırır.
-
Bir erkek ağaçkakan yüksek
bir tak tak tak sesi çıkararak bölgesini belli eder. BU sesi,
gagasını içi boş bir dala ya da ağaca vurarak
çıkarır. Ağaçkakan bu mesajı vermek için
gagasını saniyede 25 kez ağaca vurur. Beslenme sırasındaysa
sadece birkaç kısa tak tak sesi çıkarır.
|
|

|
Güzel kuşlar
-
Çoğu zaman dişilerden daha göz alıcı olan erkek
kuşlar, parlak renkli tüylerini dişilere gösteri yapmak için
kullanırlar. Güzellik ve renklilik en geçerli iletişim
araçlarından biridir. Dost ve düşmana büyüklük, güç, yaş ve
cinsiyet konularında fikir verir.
-
Erkek kuşların çoğu, dişilere çekici görünmelerini
sağlayan parlak renklere sahiptir. Bu, erkek ve dişilerin üreme
amacıyla biraraya gelmesine yardımcı olur.
-
Erkek kuş çok belirgin şekilde daha güzeldir. Büyüklük, güçlülük
ve hepsinden önce renk görkemiyle dişisinden farklıdır. Bu
gerçeğin altındaki neden ise gösteriş ve etkileme arzusudur.
Bu arzu genellikle bir sürü üzerinde egemenlik kurmak ya da rakiplere
karşı bölgeyi korumak gerektiğinde kendini gösterir.
-
Dişi kuşların renkleri ise sade ve gösterişsizdir. Bu
da, yuvadaki yumurtaların ya da yavruların yanında kalan
dişinin düşmanların dikkatinin yuvaya çekilmemesini
sağlar. Dişi öncelikle kuluçkayı düşünmeli, yavrusunun
korunmasıyla ilgilenmeli, yani olabildiğince sade görünmelidir.
-
Erkek kuşların güzelliklerine bu kadar düşkün
olmalarında erkek cinsiyet hormonu testesteronun büyük rolü
vardır. Erkek ve dişi kuş arasındaki renk
farklılığı üreme döneminde en üst düzeye çıkar.
Erkek kara tavukların gagalarının testesteron enjekte
edildikten sonra iyice sarılaştığı
gözlenmiştir. Erkek ördekler, cinsel hormonları yapan
organları alındıktan sonra dişi ördekteki tüy örtüsüne
bürünmüşlerdir.
-
Erkek kuşun parlark renkleri dişileri olduğu kadar
düşmanları da çeker. Gözalıcı renklere bürünen erkek
kuşlar düşmanları tarafından da kolayca fark edilirler.
Bir eş bulduktan sonra ise, üreme örtüsündeki parlak renklerini terk
ederek bir sonraki üreme dönemine dek öyle kalırlar.
"Damatlıklar çıkarılmıştır
artık.".
|
|

|
Kur
gösterileri - Çiftleşme
-
Bazı türlerde kur gösterileri sadece birkaç dakika sürer.
Bazılarındaysa çok uzun, karmaşık, görsel ve sesli gösteriler
şeklindedir.
-
Kur döneminde pek çok kuş eş çekmelerine yardımcı
olacak renkli bir tüy örtüsüne bürünürler.
-
Kur yapmanın amacı, aynı türe ait kuşların
çiftleşmesini sağlamaktır. Başlangıç hareketleri,
genellikle kuşların aynı türden bir kuşa kur
yaptıklarını anlamalarına yardım eder.
-
Özel sesler ve hareketlerden
oluşan kur gösterileri esas olarak renkli tüy örtüsünü kullanan erkekler tarafından
yapılır. Gösteriler, eş çekmeye çalışmaktan
başka, kuşun bir yuva yeri bulduğunu da belirtmeye yarar.
-
Bazı türlerde erkekler gösteri yapmak için her yıl
"lek" adı verilen toplanma bölgelerinde bir arayagelirler
(döğüşken kuş, toy). Her erkek, küçük bir alana sahiptir.
Daha yaşlı erkeklerin alanları leklerin merkezindedir.
Gürültülü ve enerjik gösteriler saatlerce sürer. Dişiler
geldiklerinde, çiftleşmek için merkeze yönelirler. Eşler
arasında bağlılık yoktur.
-
Erkek döğüşken kuşlar
her bahar toplanarak tüylerini kabartır ve birbirleriyle
döğüşürler. Bu gösteriyi izleyen dişiler, en iyi
döğüşen erkekleri kendilerine eş olarak seçerler.
-
Erkek ve dişinin benzer görünüşlü olduğu türlerde hem erkek
hem de dişi, karada, suda, hatta havada, dansa benzeyen uzun
gösteriler yaparlar. Bu, eşler arasındaki
bağlılığı güçlendirir ve kuşları
çiftleşmeye hazırlar.
-
Kuğularda her yıl üreme
dönemi yaklaşırken zarif kur gösterisi törenlerini tekrarlarlar.
-
Üreme döneminde bahrileri kur
dansı gerçekten görülmeye değerdir. Eşi olmayan bir bahri,
eş aradığını duyurmak için yüksesk sesler
çıkararak etrafta yüzer. Eşlerden biri,
kanatlarını açıp kıvırarak ve kendini suyun içine
batırarak diğerine yaklaşır. Kuşlar yüz yüze
dururlar ve başlarını sallarlar. Gösteri boyunca bu, birkaç
kez yinelenir. Çift bazen ot çıkarmak için suya dalar. Sonra birlikte
yüzer ve otları birbirlerine sunmak için yükselirler. Vücudun düz
uzatılması şeklindeki gösteri yuvanın yanında
yapılır. Bu, kuşun çiftleşmeye hazır olduğunu
gösterir. Çiftleşme, genellikle kuşların dal ve otlardan
yaptığı yüzen sal benzeri bir yuvada gerçekleşir.
-
Dişiye hediye sunmak da sık görülen bir kur
davranışıdır. Küçük kerkenezde böcek olan bu hediye,
sumrularda güzel bir balıktır.
-
Kur gösterileri, genellikle 1o saniyeden kısa süren çiftleşmeyle sona erer.
Bu sırada erkeğin spermleri dişiye aktarılır.
Erkek dişinin sırtına konar ve dengesini sağlamak için
kanatlarını çırpar. Dişi kuyruğunu yana çekerek
kloak adı verilen açıklığının
erkeğinkine değmesini sağlar. Ördeklerdeyse çiftleşme suyun içinde
gerçekleşir ve dişinin sırtına binen erkek onu suya
batırır.
-
Birkaç tür kuş, her üreme döneminde birden fazla eşle
çiftleşir. Ama genellikle herüreme döneminde bir eşleri olur. Kuğu, angıt gibi bazı türler ise
yaşamları boyunca aynı eşle yaşarlar. Ama her
üreme döneminde çiftleşmeden önce kur törenin tekrarlarlar. Bu durum,
eşler arasındaki bağlılığı
arttırır. Sibirya
kazları da tek eşlidir. Tek eşliliğin en önemli
nedeni türün devamını garantiye almaktır. Kutup bölgesinin
dayanılmaz kışlarından uzaklaşmak için binlerce
kilometre yol almaları gerekir. Aşırı soğuk
nedeniyle yumurtlayacakları kutup yuvalarına erken gelemezler.
Öte yandan, sonbahar başlarında da güneye göç
başlamalıdır. Bu nedenle çiftleşmek, yumurtlamak, yavru
çıkarmak ve onlara uçmayı öğretmek için çok az
zamanları vardır. Başlangıçta bir eş seçip, bu
birliği sonuna dek sürdürmek, çok zaman alan eş bulma
girişiminden daha güvenli ve türün devamı için çok önemlidir.
-
Besinlerden gelen renkler : Flamingo yavruları kirli gri
renkteyken, gençlerde
renkleri giderek açılır ve açık gri-beyazımsı hale
gelir. Erişkin hale
geldiğinde ise renkleri parlak pembe hale gelir. Bu işin
sırrı beslenmelerinde gizlidir. Su bitkilerinde bulunan karoten
adlı bir boya maddesi bu renklemenin nedenidir. Flamingolar karoten
içeren su bitkilerini yiyen artemisya türü deniz kabuklularıyla
beslendiklerinden "yedikçe pembeleşirler". Hayvanat
bahçelerindeki flamingolar, genellikle doğadakiler kadar pembe
değildir. Bunun nedeni besinlerinde yeteri kadar karoten
olmamasıdır.
-
Yanar döner tüyler : Kuşların çoğu canlı ve
parlak renklere sahiptir. Bazı türlerde güneş ışığının
geldiği yöne göre tüyleri renk değiştirerek mavi ya da yeşil olur.
-
ALbinizm : Bazı kuşların tüyleri melanin maddesinin
eksikliğinden dolayı bembeyaz olur.
|
|

|
Yuva
-
Kuşlar yuva yapma konusunda en usta canlılar olarak bilinirler.
Her kuş türünün kendine özgü yuva teknikleri vardır ve hiç
şaşırmadan, kolaylıkla bu kusursuz yapıları
inşa ederler. Kuşların yuva yapmalarının en önemli
nedeni yumurtalarının ve daha sonra bu yumurtalardan çıkacak
olan yavrularının son derece savunmasız
olmalarıdır.
-
Bazı kuşlar üreme dönemlerinde dişilerine gösteri yapmak
için çeşitli yuvalar kurarlar ve bu yuvaları çekici hale getirmek
için süslerler.
-
Yeni Gine'de yaşayan çardak kuşları dişilerine
gösteriş yapmak için yuva yaparlar. Dişilerine
yaptıkları gösterilerde tüylerini kabartmak yerine, küçük
çardaklar kurar ve buldukları "değerli" şeyleri
sergilerler. Erkek çardak kuşu, dişi kuşu çekmek için kuru
dallardan bir çardak yapar ve bunu çevrede bulduğu deniz
kabukları, çiçekleri, çeşitli renkli ve parlak nesnelerle süsler.
Her çardak kuşu türünün seçtiği belli bir renk vardır. Ama
genellikle parlak mavi renkli cisimleri seçerler. Belli bir renkte
olması koşuluyla sopa, taş, çiçek, tohum ya da o renkte
herhangi bir şeyi süs eşyası olarak kullanırlar.
Dişi çardak kuşu eş seçmeden önce en az iç kez çardağı
ziyaret eder ve em güzel çardağı yapan erkeği seçer. Bir
dişi çardağa yaklaşırken, erkek nesnelerden birini
gagasıyla tutar ve çalımla gezinip gıdaklayarak ve
ıslık sesleri çıkararak gösteri yapar. Daha sonra erkek ve
dişi kuş birlikte yuva yaparlar.
-
Avustralya'daki erkek beşik kuşu, önce uzun otlarla sivri
şapka şeklindeki yuvayı kurar. Sonra, etli küçük
yemişleri pençeleriyle ezerek bunlardan mor bir özsu
çıkarır. Gagasında tuttuğu bir ağaç kabuğunu
ressam fırçası gibi kullanarak hazırladığı
yuvayı ve kendi göğsünü boyar. Ardından dişinin
karşısında uzun bir düğün dansı yapmaya
başlar. Bunun üzerine dişinin bu çekici adayı kabul edip
yuvaya yerleşmesine de pek şaşmamak gerekir.
-
Hindistan'da yaşayan terzi kuşları gagasını
dikiş iğnesi gibi kullanır. İplikleri ise örümcek
ağlarından elde ettikleri ipek, tphumlardan
oluşturdukları pamuk, ağaç kabuklarından
kopardıkları liflerdir. Yuvalarını yaparken
ağaçtaki gelişmekte olan yaprakları seçerler ve
kenarları üst üste gelecek şekilde bu yaprakları çekerek
şekle sokarlar. Sonra her yaprağın kenarına
gagasıyla bir delik açar. Sonra örümcek ağı, lifleri
gagasıyla güzelce delikten geçirir ve her ilmiği düğümler.
Aynı işlemi diğer uçta da yaparak iki yaprağı
birbirine diker. Diktiği yaprakları kendi etrafında
doluşturarak oluşturduğu kesenin içini çimlerle doldurup
döşer. Bu kesenin içine dişinin yumurtalarını
koyacağı gizli bir yuva daha yapmayı ihmal etmez.
-
Dokumacı kuşları bitki liflerini, ip olarak
kullanabilecekleri bitki saplarını "dokuma"
şeklinde örerek çok sağlam yuvalar yaparlar. Yeşil ve taze
yapraklardan ince uzun şeritler keser ya da yaprakların orta
damarlarını alırlar. Kuş öncelikle çatallı bir
dala, bir yapraktan kopardığı uzun bir lifin ucunu sararak
işe başlar. Bir ayağıyla lifin ucunu dalın
üzerinde tutarken, diğer ucunu gagasıyla idare eder. Liflerin
düşmelerini engellemek için onları düğüm atarak birbirine
bağlar. İlk olarak bir çember oluşturur. Bu
yuvasının girişidir. Daha sonra gagasını mekik
gibi kullanarak yaprak liflerini diğer liflerin üstünden ve
altından sırayla geçirir. Dokuma işlemi sırasında
her lifin ne kadar çekilmesi gerektiğini de hesaplayabilmelidir.
Çünkü, eğer okuması gevşek olursa yuva hemen çöker.
Ayrıca yuvanın son halini zihninde canlandırabilmelidir ki,
duvarların ne zaman kavisleneceğine ya da dışarı
doğru çıkıntı verileceğine karar versin.
Girişi dokuduktan sonra yuvanın duvarlarını dokumaya
başlar. Bunun için baş aşağı durur ve içerden
çalışmaya devam eder. Gagasıyla bir lifi diğerinin
altına sokar ve sonra hassas bir şekilde dışarıda
kalan ucunu tutar ve sıkıca çeker. Böylece son derece mükemmel
bir dokuma oluşturur.
-
Yavrular için yapılan yuvaların en önemli amaçlarından biri
de, yavruları soğuktan korumaktır. Yavrular tüysüz
doğarlar ve pek hareket edemedikleri için de kaslarını hiç
çalıştıramazlar. Bu nedenle yavruların donmamak için
soğuktan izole edilmi# | |