FOTORİTİM E_FOTOĞRAF DERGİSİ - KUŞLARIMIZ ÖZEL SAYI - OUR BIRDS SPECIAL ISSUE -

Editör – Kazım ÇAPACI

Kazım Çapacı “Kuşlarımız” Önsöz

http://www.kazimcapaci.com/capaci_dosyalar/c48.jpg

KUŞLARIMIZ

1259874552kazim-capaci-2

“Bu kadardık”

Kuşların büyülü dünyasına hoş geldiniz J

Fotoritim’in “Kuşlarımız” özel sayısında sizlerle birlikteyiz. Ülkemizin değişik bölgelerinden, değişik kuş fotoğrafçılarının, beğeneceğinizi umduğumuz yazı ve fotoğraflarla.

Çok değil bundan 5-6 yıl önce böyle bir özel sayıyla karşınıza çıkmamız olası değildi. On yıl öncesine kadar ülkemizde kuş gözlemcilerin sayısı çok az, fotoğrafçılarının sayısı ondan da azdı. Son yıllarda çok keyif verici bir şekilde gözlemcilerin sayısı arttı. Dijital fotoğraf makineleri sayesinde fotoğrafçılarının sayısı çığ gibi büyüdü. Ülkemizin kuşlarının birçoğunun harika fotoğraflarını elde edip, sizlerle paylaşabilir hale geldik böylelikle.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259874540kazim-capaci-3.jpg

“Kuşların yaşam alanları hızla yok edilse de, tehditler artarak sürse de, onları gözlemeye devam ediyoruz.”

Kuşları ve geniş anlamda doğayı korumak, sevmekle başlar. Tanımadığımızı sevmeyiz, sevmediğimizi korumayız. Bunun için hadi kuşlarımızı tanımaya başlayalım. Bir kuş gözlem kitabı edinelim. Çocuklarımıza kuş gözlem kitabı ve dürbün hediye edelim. Hafta sonlarımızı değerlendirmek için harika bir hobiye yelken açarak, doğanın korunması için minik damlalar şeklinde katkıda bulunmaya başlayalım.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259874569kazim-capaci-4.jpg

“Hızla çoğalıyoruz”


Bu özel sayıda, olabildiğince fazla arkadaşımızın seçkin fotoğrafları, ilgi çekici yazılarıyla karşınızdayız. Pek çok arkadaşımız yoğun işleri nedeniyle aramızda olamadılar. Unuttuğumuz arkadaşlarımız da oldu mutlaka. Size bütün güzellerimizi birden göstermemek, ilgi ve merakınızı canlı tutmak için bir kısmını da bir sonraki kuşlarımız özel sayısına bıraktık
J

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259874519kazim-capaci.jpg

“Ülkemizde kuş gözlemciliğini başlatan ve yaygınlaştıranlara, saygıyla”

Ülkemizin ilk kuş gözlemcilerinden, izinde yürümeye çalıştığımız duayenimiz, Sayın Tansu Gürpınar, ülkemizde kuş gözlemciliğin dünü-bugününü her zamanki keyifli üslubuyla aktararak bizi onurlandırdı.

Değerli katkılarıyla bu sayının oluşmasını sağlayan tüm dostlarıma çok teşekkür ederim.

Hepinize bol kuşlu günler dileriz”

Sevgiyle,

Kazım ÇAPACI
www.kazimcapaci.com

 

Tansu Gürpınar : Türkiye’de Kuş Gözlemciliğinin Tarihçesi

https://scontent-a.xx.fbcdn.net/hphotos-xaf1/v/t1.0-9/386564_10150411986713248_1096899102_n.jpg?oh=248b09a6d1549e2c442eb32fbe758153&oe=54F24D30


Kuş gözlemciliği kuşlarla ilgili uğraşı alanlarından biri, ama hiç kuşkusuz en yaygın olanı. Kuşlarla ilgili başka uğraşı alanları da var. Bunların çoğu kuş gözlemciliğinden eski, fakat hiçbiri kuş gözlemciliği kadar popüler değil. Boynuz kulağı geçer diye boşuna söylememişler.

Avcılık amaçlı yırtıcı kuş eğitimi olan Doğancılık, Atmacacılık, belirli kurallara bağlı olarak, günümüzde de yapılıyor. Orta Asya’daki Türk Devletlerinde bu amaçla kartallar eğitiliyor ve onlarla, tilki büyüklüğündeki hayvanlar bile avlanabiliyor.

Güvercin yetiştiriciliği bazı yörelerimizde günümüzde de canlılığını sürdürüyor. Daha çok gösteri amacıyla beslenen güvercinler, bazen haberleşme ve gübre üretimi için de kullanılıyor.

Güzel seslerini dinlemek amacıyla yapılan ötücü kuş yetiştiriciliği de oldukça yaygın bir uğraşı.

Az sayıda olmakla birlikte, mayıs, haziran aylarında, henüz gün doğmadan bülbül sesi dinlemek için koruluklara, bağlara, bahçelere giden küçük guruplar var.

Ördekleri ve keklikleri aldatarak kolayca avlamak için canlı mühre yetiştiriciliği, yasa dışı olmasına karşın yine de yapılıyor.

Keza, yasadışı başka bir uğraş olan saka, iskete, gibi küçük ötücülerin ökse ile yakalanıp satılması da, azalmış olmakla birlikte, hala mevcut.

Kuş avcılığı ise ayrı bir konu. Avcılık ülkemizde yaygın olarak yapılıyor ve ne yazık ki büyük çoğunlukla atışların hedefi kuşlar oluyor. Bilinçli ve yaptığı işe saygılı olan avcılar dışındakiler av kuşu olup olmadığına bakmaksızın önlerine çıkan her kuşa ateş ediyorlar.

Göçmen ve yerli kuşların havacılıktaki uçuş güvenliğine oluşturdukları tehlikeleri önlemeye yönelik çalışmalar özellikle kuş göçlerine sahne olan havaalanlarında, farklı disiplinlerden uzmanların koordinasyonu ile gerçekleştiriliyor.

Kuşlarla taşınan hastalık ve parazitler konusunda kuşçularla sağlık personeli işbirliği yapıyorlar.

Toplumumuzda kuşlara ilgi eski zamanlardan beri mevcut. Dilimizde çok kullanılan “kuşku”, “konut” gibi sözcüklerimiz kuşların yaşamlarıyla ilgili. Onlarla ilgili özdeyişlerimiz var. Kuşlar diğer hayvanlardan ayrı bir yerdeler. Kuşların uçma eylemiyle gerçekleştirdikleri özgür davranışlara hep imrenerek bakılıyor.

Cumhuriyet döneminde Türkiye’de kuş gözlemciliğinin kiminle başladığını bilmiyorum; ancak 1930’lu yılların ikinci yarısında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi, Zooloji Enstitüsünde görev yapan Prof. Dr. Curt Kosswig ve ekibi ile ivmelenmiş olduğunu biliyorum. Prof.Dr. C. Kosswig, Hitler rejiminden kaçış yolları ararken, Kemal Atatürk’ün önerdiği imkanları kabul ederek Türkiye’ye gelen bir gurup Alman bilim insanından biriydi. Türk meslekdaşları ile birlikte, o yılların kısıtlı imkanları ile ülkenin çeşitli yerlerini gezmiş, gözlemler yapmış, örnekler almış ve Türkiye faunasına yeni türler kazandırmıştı. Asıl branşı genetik olmakla birlikte zoolojinin bütün dallarında yetkindi. Asistanlarından Dr. Saadet Ergene (Bayramoğlu) kuşlar konusunda incelemeler yapıyordu. “Türkiye’nin Kuşları” kitabı o yıllarda yapılan çalışmalardan sonra yayınlanmış ve Kosswig’e ithaf edilmiştir. Keza o dönemde Dr. Melekper Öktay’ da kuşlarla ilgileniyordu.

Prof. Dr. C. Kosswig ve meslektaşlarının doğayı bütün olarak incelediklerini, o ekipte bulunan ve ileriki yıllarda A. Ü. Fen Fakültesinde bana hocalık yapmış olan akademisyenlerle yaptığımız gezilerde fark etmiştim. Karada, suda, havada hareket eden her canlıyı tanırlardı. Sadece hayvanları değil, ağaçları, çiçekleri de genel hatlarıyla bilirlerdi. Jeolojik oluşumlara da yabancı değildiler. Kuşları sadece görünüşünden değil ötüşlerinden de ayırt ederlerdi. Böyle bir ekibin üyelerinin yaptıkları yurt gezilerinde kuşlarla ilgili gözlem yapmış oldukları aşikar. Kayıtlarını, büyük bir olasılıkla, o sırada kuşlar konusunda çalışan Dr. Saadet Ergene’ye veriyorlardı. Kısacası, kuş gözlemciliği, 1930’lu yıllarda İstanbul’daki bir gurup akademisyen tarafından yapılıyordu ve biraz önce değindiğim gibi gözlem kayıtlarının “Türkiye’nin Kuşları” kitabına katkı sağlamış olması ihtimali oldukça yüksekti.

Prof. Dr. C. Kosswig ve eşi Leonora Kosswig ile 1966 yılında, fiilen yönetimi ile görevlendirilmiş bulunduğum, Kuş Cenneti Milli Parkında tanıştım. 1938 yılı ilkbaharında keşfettikleri ve çok sevdikleri Kuş Cenneti’ne her yıl geliyor, yaşatılması için ilgi ve katkılarını sürdürüyorlardı. Biyolog olduğumu öğrenince hocalarımı sordu. İsimleri öğrenince “sen benim ilmi torunumsun, çünkü hocalarından bazılarını ben yetiştirmiştim” dedi. O’nun ilmi torunu olmak büyük bir bahtiyarlıktı. Tıpkı şimdilerde çoğu rahmetli olmuş değerli hocalarımın öğrenicisi olmak gibi. O yıllarda milli parka komşu Sığırcı Atik köyünde yaşayan ve Kuş Cenneti’nde laborant olarak görev yapan Ali Kızılay iyi de bir kuş gözlemcisiydi. Milli parkta bulunmadığım zamanlarda olanı biteni ondan öğrenirdim.

Her ilkbaharda sekiz on gün kaldıkları Kuş Cenneti’nde Kosswig’leri ağırlamak benim için sevinç ve bilgi kaynağı oluyordu. Gözlemleri birlikte yapıyor, akşam sofralarında günlük değerlendirmelerin yanı sıra Anadolu’ya yapmış olduğu yolculuklara dair anlattıklarını da dinliyordum. Türkçeyi çok iyi konuşuyordu. Anadili dışında İngilizce ve Fransızca da biliyordu. Çok bilgili, bilgili olduğu kadar da alçakgönüllü bir bilim insanıydı. Bizleri ve bu ülkeyi severdi. Ramsar Sözleşmesinin başlangıcını oluşturan 1967 yılında Ankara’da yapılan Uluslararası Sulak Alanlar Teknik Toplantısında bazı bürokratlarımız tebliğlerini İngilizce sunarken Prof. Dr. C. Kosswig sunuşunu Türkçe yapmıştı.

1967 Yılı sonbaharında Ali Kızılay’la birlikte Kuş Cenneti’nin batı kıyılarında pelikanlar için bir yuva hazırladık. Bir söğüt ağacının üst dallarını budadık ve yatay bir zemin oluşturduk. Üzerine yere düşmüş balıkçıl yuvalarındaki malzemeleri serdik. Ağacın üzerinde 8-9 metrekarelik bir platform oluşturmuştuk. 1 Nisan 1968 günü, Kosswig’lerin Kuş Cenneti’ni keşfinden tam otuz yıl sonra, 26 tepeli pelikan bu yuvaya yerleşti. Kosswig’ler ay sonunda geldiler. Kuluçkadaki pelikanları görünce çok sevindiler ve Kuş Cenneti’ne verilen büyük bir armağan olarak yorumladılar.

Kuşlar hakkındaki ilk bilgilerimi henüz beş yaşımdayken babamdan almıştım. Yaz eğitim kursları için gittiğimiz Van’da tepemizde sürekli dolaşan kartalları, şahinleri, atmacaları ondan öğrenmiştim. Fakülte yıllarında ise hocalarımdan Prof Dr. Mithat Ali Tolunay, Prof. Dr. Bahtiye Mursaloğlu ve Prof. Dr. Remzi Geldiay’dan ornitoloji branşında ders ve bilgiler almıştım. Kuş Cenneti’ni de milli park ilan edilmeden önce, öğrenicilik yıllarımda görüp incelemiştim. Mezuniyet sonrası Milli Parklar Dairesinde göreve başladıktan sonra Kuş Cenneti Milli Parkının yıllık yönetim planlarının hazırlama görevi bana verildi. Her mevsim Kuş cennetine gidip gözlem ve etütler yapıyor, kayıtlar alıyor ve yılsonunda yönetim raporumu Türkiye’de milli parklar doğa koruma sisteminin kurucusu olan Daire Başkanım M. Zekai Bayer’e sunuyordum.

Milli Parklardaki görevim Kuşcenneti ile sınırlı değildi. Başta nesli tehlikede olan türlerle, tehdit altındaki yaşama ortamlarının korunması ve kurtarılması olmak üzere çeşitli projelerde çalışıyor, tasarı milli park alanlarının fauna incelemelerini de yapıyordum. İğneada’dan Yüksekova’ya, Datça’dan Borçka’ ya kadar her yere koşuyordum. Dairede Nihat Turan ve Avni Nebioğlu yakın mesai arkadaşlarımdı. Zaten 1960’lı yılların ikinci yarısında bu konularda çalışan başka kimse de yoktu. Nihat Turan memeliler konusunda kendisini yetiştirmişti. Avni Nebioğlu av ve yaban hayatı yönetiminde uzmanlaşmıştı. Yine o dönemde Avrupa ülkelerinden gelen kuş gözlemcileri ile birlikte sonbaharda Çamlıca tepelerinden İstanbul Boğazı göçlerini gözlemliyor, ocak ayında da Uluslararası Su Kuşları Araştırma Bürosunun (IWRB) Avrupa ölçeğinde yürüttüğü su kuşları kış ortası sayımlarının Doğu Akdeniz bölgesini yapıyordum. 1970 li yılları başında İsmet Özer de ekibe katıldı. O da kuşlara ilgi duyuyordu. Yeri geldikçe kuş gözlemlerini birlikte yapıyorduk. Sultan Sazlığı’na beni ilk kez o çağırmıştı. Genç yaşta vefatı büyük kayıp oldu. 1970’lerin ortalarında ise Sabit Tarhan ekibe dahil oldu.

Bu arada zaman zaman Avrupa’dan gelen kuş gözlemcileri ve doğa korumacılarla da beraber çalıştım. Richard Porter, Ian Willis, David Lea, Hayo Hoekstra, Mörzer Bryuns, Peter Baum, Paul Geroudet, Udo Hirsch bu bağlamda aklıma gelen isimler.

Bilinen anlamda kuş gözlemcisi olmamakla beraber kuşlara ilgi duyan ve onların korunması için çalışanlar da vardı. Türkiye’nin kuş ressamı olarak tanınan Salih Acar ve eşi Belkıs Acar (Balpınar) kuşlar konusunda yararlı olmak için gayret gösteriyorlardı. Nergis Yazgan, avcılığı ile ünlü babası Şadi Yazgan’ın aksine tam bir doğa korumacıydı. Kelaynakların korunması için yapılan çalışmalarda aynı amaç için çalışan Redhouse Yayınevinden Edmonds ailesi ve Sait Sermet de vardı. Yetmişli yılların ortalarında Şahika Ertan ve eşi Asaf Ertan, Doğal Hayatı Koruma Derneği bünyesinde koruma çalışmalarına katıldılar. Ankara’da Türkiye Tabiatını Koruma Cemiyeti Hasan Asmaz başkanlığında erozyonun önlenmesine ve kuşların korunmasına özel önem atfediyordu. 1967 yılındaki uluslararası sulak alanlar toplantısının düzenlenmesinde büyük gayretleri olmuştu.

Gerçek anlamda kuş gözlemcileri yetmişli yılların ikinci yarısında kendilerini gösterdiler. Kayseri Fen Lisesinden Uygar Özesmi Sultan Sazlığı’nda yaptığı araştırma ile TÜBİTAK Bilim Teşvik Ödülü’nü almıştı. Ankara Fen Lisesinden Can Bilgin, Reşit Akçakaya, Serdar Omay ve Alparslan Kütükçü kuşlara ve doğaya ilgi duyan insanlardı. Onlara “genç ornitologlar” diyordum. Yaz tatillerinde Kuş Cenneti’nde ve Sultan Sazlığı’nda kamp kurarak gözlemlerini makaleler halinde yayınladılar. Varlıkları benim için umut ve sevinç kaynağı oluyordu. Çamlıca tepelerinden göçleri izlerken Türkçe konuşabileceğim kimse olmaması bana ağır gelmişti. Bu nedenle bu genç kuşağın değerini çok iyi anlıyordum. Yetmişli yılların ikinci yarısıyla, seksenli yıllar, kuşlar konusunda ciddi olarak çalışmaya başlayan genç insanların seslerini duyurmalarına tanık oldu.

Ankara’dan Kerem Ali Boyla, İlhami Kiziroğlu, Cem Orkun Kıraç, Sühendan Karauz, Serhan Oksay, Aygün Kılıç, Max Kasparek; İstanbul’dan Murat Yarar, Asaf Ertan, Selim Somçağ, Gernant Magnin; İzmir’den Mehmet Sıkı, Güven Eken, Kazım Çapacı; Samsundan Sancar Barış, ilk akla gelen isimlerdi. Sonraki yıllarda ise kuş gözlemcilerinin sayısı hızlanarak arttı. Kentlerimizde, üniversitelerimizde kurulan kuş gözlem gurupları, doğa toplulukları ilginin yayılmasında etken oldu. İyi gözlemciler yetişti.

2009 yılı sonu itibariyle ülkemizdeki kuş gözlemcisi sayısının beş binlere yaklaşmış olduğunu tahmin ediyorum. Eskiyle kıyaslandığında çok iyi bir değer; ancak Türkiye avifaunası ve sahip olduğu dinamikler ve özellikler dikkate alındığında daha gidilecek çok yolumuz var.

Gidilecek yolu kolaylamak için son yirmi yıldır kayda değer çalışmalar yapıldı. Doğal Hayatı Koruma Derneğinin başlatıp Doğa Derneğinin sürdürdüğü “Türkiye’nin Önemli Kuş Alanları” kitapları serisi ayakları yere basan çalışmaların ürünü. Saha kılavuzu olarak Kerem Ali Boyla’nın çevirisi ve Doğal Hayatı Koruma Derneği’nin desteği ile yayınlanan Collins Yayınevinin “Türkiye ve Avrupa’nın Kuşları” kitabı kuşçular için bir vazgeçilmez bir yapıt.

Yine kuşlar konusunda Cavit Bilen, Asaf Ertan, Selim Somçağ, Prof. Dr.İlhami Kiziroğlu tarafından yayınlanan kitaplar bu alanı zenginleştiriyor. Haberdar olmadığım yayınlar da vardır sanırım. Kuşlar konusundaki kayıtların veritabanının hazırlanmasında Dr. Uygar Özesmi ile Dr. Güven Eken’in büyük emekleri var. Kuşçuların aralarına iletişim kurmalarında Bahtiyar Kurt ve arkadaşlarının rolü önemli. Kuş koruma projelerinin hayata geçirilmesinde Osman Erdem ilk akla gelen isimlerden. Akademik olarak Prof. Dr. Can Bilgin, Prof. Dr. İlhami Kiziroğlu ve Prof. Dr Mehmet Sıkı yıllardır bu alanda çalışıyorlar.

Kuş fotoğrafçılığının geldiği yere ise inanamıyorum. 1968 Yılında Almanya’dan 400 mm lik Novofleks objektifimi aldığımda Türkiye’de aynından bir de bir spor muhabirinde vardı. Bu objektifin özelliği netlemeyi tabanca kabzasını andıran bir mekanizma ile yapması ve dolaysıyla biraz daha hızlı olmasıydı. Şimdilerde bakıyorum son teknojilerle üretilmiş güçlü teleobjektiflerden yüzlercesi kuş fotoğrafçıların elinde. İşin daha da güzeli, makinelerin, objektiflerin hakkını tam anlamıyla veriyorlar. Sanal ortamda çok iyi fotoğraflara rastlıyorum ve kuş gözlemciliği, doğa fotoğrafçılığı adına seviniyorum.

Yaban hayatı fotoğrafçılığının Türkiye’de revaç bulması elli yıl kadar gecikmiş. Yeri gelmişken olayın hikayesine değinmek istiyorum.

1950’li yılların ikinci yarısında DDT’nin doğa üzerindeki kalıcı ve zehirleyici etkisinin emareleri görülmeye başlanmıştı. ABD de durumun vehametini anlayıp topluma duyuran Rachel Carson isimli bayan biyolog olmuştu. Aynı zamanda kuş gözlemcisi olan Carson, DDT nin kuşlarda yumurta kabuğunun incelmesine neden olarak üreme zayıflıklarına sebep olduğunu anlamıştı. 1965 yılında yayınladığı “Sessiz İlkbahar – Silent Spring” adlı kitabında insektisitler başta olmak üzere bütün pestisitlerin ipliğini pazara çıkarmış, nelere sebep olduklarını uzman bir kimyacı yetkinliğiyle anlatırken, bunun gerçek hayattaki yansımasını herkesin anlayabileceği bir dille çarpıcı tablolar halinde vermişti.

Kitabın etkisini ne denli büyük olduğunu o yıllarda ABD de doktora çalışması yapan arkadaşlarımdan dinlemiştim. DDT karşıtı hareketlere ilkokul çağlarındaki çocukların bile katıldığını söylemişlerdi. EPA’nın (Çevre Koruma Ajansı - Environmental Protection Agency) güçlü bir kurumsal yapıya kavuşması da bu hareketlerden sonra olmuş.

Olayın yaban hayatı fotoğrafçılığıyla ilgisine gelince: Olaylar, doğa korumacılığın bir bütün olarak ele alınmasını benimseyen görüşleri güçlendirmiş. Korumacı ve özgürlükçü akımlar avcılığa olan yaklaşımları olumsuzlaştırmış. Durumu dikkatle izleyen Japon’lar avcılık yerine geçebilen bir uğraş için slogan çıkarmışlar. “Onları canlı olarak geri getirin. – Bring them back alive.” Amerikalılar sloganı çok sevmişler. Bir tavşanı, bir ördeği canlı geri getirmek tabii ki onların fotoğrafını çekerek oluyor. Japon optik sanayi durumu iyi değerlendirerek doğa ve kuş koruma dernek üyelerine uygun fiyatla dürbün pazarlamışlar. İnsanlar doğa ile daha çok ilgilenince dürbünün arkasından fotoğraf makinesi, onun arkasından da teleobjektifler gelmiş. Önceleri sadece çok ilgili olanların uğraşı olan yaban hayatı fotoğrafçılığı giderek yaygınlaşmış. İyi de olmuş tabii; çünkü insanlar doğayı, yabani hayvanları daha iyi tanımak fırsatını bulmuşlar. Tanıyınca da sevmişler.

Trakuş çatısı altında faaliyetlerini sürdürenler zor fakat doğru bir hedef için ilerliyorlar. Katkı koyanların hepsi yüz akımız. Ankara’da da mükemmel fotoğraflar üreten guruplar var. Ornithofoto bunlardan en bilineni. İzmir, Samsun gibi merkezlerde de ileri düzeyde kuş fotoğrafçılığı gerçekleştiriliyor.

Kuş gözlemciliğinin sağladıklarına gelince: Doğada yapılan her aktivitede olduğu gibi açık havada, arkadaşlarla birlikte olmak ruh ve beden sağlığı için yararlıdır. Doğanın en hareketli yaratıkları olan kuşlar aynı zamanda doğal alanların ne denli sağlıklı olduklarının ekolojik göstergeleridir. Sistemli yapılan gözlemler göstergeleri okuyabilmemizi sağlar. Kuş gözlemciliği kişiye gözlem ve dikkat disiplini kazandırır. Gözlemlediğimiz kuş türünü tanımak için dikkatimizi onun belirgin özelliklerini gösterdiği noktalara yoğunlaştırırız. İlk zamanlar biraz çetrefilli gelse de sonraları alışırız. Dikkat edeceğimiz noktalara bakmak meleke haline gelir. Ancak kuş gözlemcisinin bir türü tanımak için yanına gidip dikkatlice bakmak, ya da eline alıp evire çevire incelemek lüksü yoktur. Bazı durumlarda kuşu görmemizle kaybetmemiz bir olur. Bazen de ters ışıkta sadece siluetini seçeriz. Renk, doku hak getire tabii. Yakınımızda olsalar bile dallar üzerinde devamlı hareket eden, bir görünüp beş kaybolan küçük ötücüler ise kök söktürürler. Özetlemek gerekirse, çoğu zaman elverişsiz koşullarda ve kısa süreler içinde gördüğümüz kuşları tanımak için bilgilerimizin sağlam, dikkatimizin bilenmiş ve değerlendirmelerimizin ışık hızında olması gerekir. Böylesine becerilere sahip olmaksa pek tabii ki imrenilecek bir durumdur. Uzun lafın kısası; kuş gözlemcileri, kuş fotoğrafçıları yaptıkları işle gurur duymalı ve mutlu olmalıdır.

Tansu GÜRPINAR

 

Burak Doğansoysal : Manyas Kuş Cenneti

Adını duyduğum yıllarda ne kuşlarla ne de fotoğrafla ilgileniyordum. Yine de adıyla beni çeken, büyülü bir ortam hissi yaratan bu yeri görmek için büyük bir istek vardı içimde. İstanbul’da yatılı okuduğum yıllarda hafta sonları Bursa’ya gelir, haftanın yorgunluğunu ailemin yanında atardım. Bu hafta sonlarından birinde, bir cumartesi babam işten erken gelip “Haydi, Manyas Kuş Cenneti’ne gidiyoruz” deyince inanılmaz heyecanlandım ve hemen hazırlanıp dışarı çıktım.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259888086img7437copy.jpg

Üreme platformlarında pelikanlar

Yaklaşık 2 saatlik bir yolculuğun ardından vardık Manyas’a ve aracımızı park edip milli parkın kapısından girdik. Uzaktan gelen belli belirsiz sesler vardı ama burası ne cennete benziyordu ne de henüz bir kuş görmüştük. Park giriş ücretlerimizi ödeyip milli park görevlileri tarafından verilen dürbünleri boynumuza taktıktan sonra gözlem kulesine doğru yürüdük. Tahta kuleyi tırmanıp en üstteki gözlem bölümüne ulaşınca dürbünüm ile çok uzaklarda kurulmuş platformların üstünde oturan ve çılgınca bağıran beyaz kalabalığı fark ettim.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260103630img7440copy.jpg

Üreme kolonisinde karabataklar

Sonradan ak pelikan olduklarını öğrendiğim bu beyaz kuşlar beni etkilemeyi başaramamıştı ve yıllardır kafamda canlandırdığım “Kuş Cenneti” imajı yerle bir olmak üzereydi. Yaklaşık yarım saat süren “sıkıcı” gözlemden sonra milli parkın bahçesinde biraz oturup eve geri döndük. Annem nasıl geçtiğini sorduğunda yanlış hatırlamıyorsam “Eeeh” diye cevap verdim. Bu geziden yaklaşık 12-13 yıl sonra Manyas Gölü ve Milli Parkı’nın hayatta en sevdiğim yerlerden biri olacağını tabi ki bilemezdim.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259887656arikusu0042.jpg

Arıkuşu

2004 yılıydı, yatılılık günleri sona ereli 10 sene olmuş, üniversite bitmiş ve çalışmaya başlamıştım. Lisedeyken ilgilendiğim fotoğraf hobime geri dönmüştüm ve artık tatillerimi, hafta sonlarımı fotoğraf çekerek geçiriyordum. İş için gittiğim Afrika seyahatlerinden birinde toplantı sonrası 2-3 günlük bir tatil amacıyla çıktığım safaride ise hayatım değişti. Tek başıma olduğum için beni içinde 75 yaş ortalamalı 6 İsviçrelinin olduğu bir araca verdiler. Önümüzdeki 3 günü hem arazide hem de konakladığımız tesiste birlikte geçireceğim bu sıcakkanlı insanlarla hemen kaynaştık. Rehber özellikle ilgilendiğiniz bir şey var mı diye sorduğunda leopar demeye niyetlendim ama hem yaşlarına saygımdan hem de çoğunluk olmalarından ilk sözü İsviçreli dostlarıma verdim. Kuş görmek istiyoruz dediklerinde başımdan aşağı kaynar sular aktı ve rehberimiz Lawrance “haydi o zaman, gidelim” deyince Afrika’ya gelip karga ve serçe peşinde koşacak olmanın verdiği hayal kırıklığı ile biraz keyfim kaçtı.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259887700balikcilgri0021.jpg

Gribalıkçıl

Yanıldığımı anlamam çok uzun sürmedi. Karga gibi ses çıkartan bir kuş duyarak durduk ve Lawrance hemen elindeki kalın kitabın bir sayfasını açtı ve bana uzatarak parmağıyla “öten kuş bu, haydi bulalım onu” dedi. Gözlerime inanamıyordum; gösterdiği kuş hayatta gördüğüm en güzel şeylerden biriydi. Pembe ve mavinin her tonuna sahip bu kuşu bir ağacın dalına tünemiş çığlık çığlığa öterken bulduk. Hayranlık ve heyecandan fotoğrafını çekmeyi akıl edemediğim bu muhteşem kuşu seyahatimiz boyunca birbirinden güzel yüzlerce tür kuş izledi. Daha önce benim için karga, serçe ve martıdan ibaret olan kuş dünyası tamamen şekil değiştirmiş, hayranlığım ve şaşkınlığım öylesine büyük olmuştu ki seyahatimin kalanında gördüğüm aslanlar ve leoparlar ile yeterince ilgilenememiştim.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259887760cilibit0031.jpg

Halkalı küçük cılıbıt

Türkiye’ye döndüğümde hala Afrika’daki kuşları düşünüyor, keşke bizim ülkemizde de karga ve serçeden başka kuş olsa diyordum. Döndükten bir hafta sonra geldiğim İzmir Atatürk Organize Sanayi bölgesindeki işim erken bitince gelirken yolda gördüğüm kuş cenneti tabelasından girdim ve burada müthiş bir keşif yaptım: Afrika’da gördüğüm flamingolardan burada da vardı. Etraflarında da bugüne kadar hiç görmediğim beyaz, gri, siyah birçok farklı kuş türü dolaşıyordu. Gözlerime inanamadım ve bu kuşları keşfetmiş olmanın verdiği heyecanla yüzlerce fotoğraf çektim. Türkiye’de keşfettiğim bu muhteşem kuşlar bilim camiasında çığır açacak diye düşünüyordum.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259887893gokkuzgun0111.jpg

Gökkuzgun

Ertesi gün İstanbul’a döndüğümde internetten bulduğum sayfaları okurken hayretim katlanarak artıyordu. O kuşların orada olduğu zaten bilindiği gibi bir de Türkiye’de irili ufaklı 450 civarında kuş türü varmış! Keşfettiğim kuşların zaten keşfedilmiş olmasına biraz üzüldüm ama o hafta sonu hemen Manyas Kuş Cenneti’nin yolunu tuttum ve kuş fotoğrafçılığı serüvenim böylece başlamış oldu.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259888005img02241.jpg

Arıkuşu

Manyas Gölü’ne yaptığım o seyahatin ardından bu göl ve kuzeydoğu köşesinde yer alan milli park yaban hayat tutkumun ve kuş sevgimin ayrılmaz parçalarından biri oldu. İstanbul’dan gelen feribotların yanaştığı Bandırma feribot iskelesine 16 km uzaklığı, Bursa’ya 98 km uzaklığı Manyas’ın kolay ulaşılabilir bir yer olmasını sağladığı için yıllar içerisinde düzenli olarak gitme fırsatı yakaladım. Artık her ay en az bir kere ziyaret ettiğim, göl civarında yaşayan yüzlerce tür kuşun fotoğrafını çektiğim, moralim bozuk olduğunda gidip kuş seslerini dinlediğim ve saatlerce kamuflaj altında beklediğim bir yer olmuştu Manyas benim için.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259888053img0740-copy1.jpg

Tepeli toygar

Balıkesir’in Manyas ilçesinde yer alan Manyas Gölü, barındırdığı kuş türleri ile Türkiye’nin en önemli sulak alanlarından ve göç yolundaki kuşlar için hayati duraklardan bir tanesi. 1938 yılında Alman bilim insanı Prof. Curt Kosswig tarafından tesadüfen keşfedilen kuş cenneti bugün dünya çapında tanınan, her sene 67 ülkeden 80 bin civarı ziyaretçinin uğradığı bir park. Her sene yaklaşık 2 milyon kuşun gelip geçtiği, 66 farklı tür kuşun ürediği Manyas Gölü görmesi çok zor olsa da memeliler açısından da zengin bir bölge. Yaban domuzu, çakal, tilki, yaban kedisi Manyas civarında görülebilecek türler.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259888173img7788-copy1.jpg

Uzunbacak

Göl ve milli park ile ilgili belki de en çarpıcı özellikle pelikanlar için yapılmış üreme platformları. 1950′li yıllarda Tansu Gürpınar Hoca’nın üstün gayretleriyle oluşturulan proje dünyada eşi benzeri olmayan, son derece başarılı bir doğa koruma projesidir. Bugün gölün su kaynağı olarak hoyratça kullanılmasına rağmen platformlar pelikanların neslini devam ettirebilmesi nispeten iyi bir koruma sağlamaktadır.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259888251img7808-copy1.jpg

Tepeli pelikan

Manyas Kuş Cenneti’ni gerçek anlamda anlamak ve hissetmek için fotoğraflarına bakmak yetmez; orada olup çığlık çığlığa bağıran pelikanların, balıkçılların ve karabatakların seslerini dinlemek, çamurla karışık gölün kokusunu içimize çekmek ve mutlaka elimize dürbünü ya da fotoğraf makinelerimizi alıp gölün asıl sahiplerinin büyüleyici hayatlarını seyretmek gerek. Bu saydıklarımı bir kez yaptığınızda göl ve kuşları sizi de büyüleyecek ve Manyas civarında görüşeceğiz demektir”¦

Burak DOĞANSOYSAL

www.dogansoysal.com

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259888305img7877-copy1.jpg

Sığır balıkçılı

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259888330img7941-copy1.jpg

Çeltikçi

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259888372img7968-copy1.jpg

Alaca balıkçıl

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259888413karabatak0032.jpg

Karabatak

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259888479kasikci0031.jpg

Kaşıkçı

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259888550sahin0061.jpg

Şahin

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259888630sakarmeke0021.jpg

Sakarmeke

Hakan Perek : Riva’nın Kuşları

İstanbul’a sadece 35-40 kilometre uzaklıkta şirin bir sahil beldesi. Karadeniz’e kıyısı olan ve içinden Riva deresi geçen bir inci.

Bundan üç sene önce ilk kuş fotoğraflarımı çekmeye başladım. İlk önceleri semtimde bulunan parklarda çekim yapıyordum. Daha sonra kuş fotoğrafçılığında çok şey öğrendiğim Ertuğrul Birel ile tanıştım. Ertuğrul Birel’le tanışmam aynı zamanda Riva’yla da tanışmam demek oldu. İlk arazilerimi Ertuğrul Birel’le beraber Riva’da yapmaya başladım. Her seferinde Riva bana daha cömert davranmaya başladı. Çektiğim yaklaşık 250 türün %80’nini burada çektim.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260022617ala-sigircik.jpg

Ala sığırcık

Riva coğrafik konumu nedeniyle kuşlar için çok önemli bir yerde. Yaptığım gözlemlerde kuşların göç zamanı konakladıkları ve beslendikleri en önemli alanlardan bir tanesi. Denize kıyısı olması, içinden dere geçmesi su kuşları için de oldukça önemli bir yer teşkil ediyor.

Bundan üç sene önce Riva deresinin kenarında olan bir gölette (su birikintisi demek belki daha doğru) Yalı çapkınından, çıkrıkçına, yeşilbaş ördekten erguvani balıkçıla kadar hatırı sayılır bir türü burada fotoğraflamıştım. Tam kare balık kartalı, ne olduğunu Ekrem Yanık’tan öğrendiğim ala sığırcığı, İstanbul’da il kaydını benim yaptığım dağ cılıbıtını hep Riva’da fotoğrafladım.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260022623aladogan.jpg

Ala doğan

Arazinin büyüklüğü ve kuşların istediği bir habitatta olması, burayı çok çekici kılıyor. Sadece kuşlar değil, bunun yanında karaca, çakal, tilki, yaban domuzu gibi yaban hayvanları da buradan nasiplenenler arasında.

Bu kadar güzel bir tabiata sahip olması tabii ki sadece hayvanların ilgisini çekmemiş. Geçen üç senede bu saydığım sulak alanlar ve meralar şimdi insan baskısı altında. Yapılan siteler, yazlıklar ve piknik alanları buranın doğal dengesini tamamen bozma noktasına getirdi. Her sene azalan miktarda kuş görmeye başladım. Eskiden bir hafta kalan kuşlar şimdi bir günü zor geçiyorlar.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260022629arikusu.jpg

Arıkuşu

Dere de yapılaşmadan nasibini alarak oldukça kirleniyor. Bu da doğal dengenin her geçen gün daha da bozulmasına sebep oluyor.

Riva artık geri dönülmez bir yolda. Çok büyük bir holdingin ve bir spor kulübümüzün orada bulanan arazileri de yapılaşmaya açıldığında geriye maalesef bir şey kalmayacak.

Hakan PEREK

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260022639balik-kartali.jpg

Balık kartalı

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260022647dag-cilibiti.jpg

Dağ cıbılıtı

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260022656dsc50861.jpg

Alaca balıkçıl

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260022665gokkuzgun.jpg

Gökkuzgun

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260022672kara-kizilbacak.jpg

Kara kızılbacak

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260022679kara-kizilkuyruk.jpg

Kara kızılkuyruk

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260022687kocagoz.jpg

Kocagöz

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260022695kukumav.jpg

Kukumav

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260022703kumru.jpg

Küçük Kumru

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260022710leylek.jpg

Leylek

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260022717saka.jpg

Saka

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260022725saz-tavugu.jpg

Saz tavuğu

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260022730tarla-kirazkusu.jpg

Tarla kirazkuşu

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260022736yalicapkini.jpg

Yalıçapkını

Kamil Öge : Mogan Ana

Ne gariptir ki doğma büyüme Ankara’lı olan ben, Mogan Ana’yı İzmir’li dostum Kazım Çapacı sayesinde öğrendim. Bu biraz da benim Mogan Ana ile tanışmamın öyküsü olacaktır.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/12598749491.jpg

“Küçük akbalıkçıl Mogan’da hemen her mevsim karşılaşabileceğiniz bir türdür. Zarif hareketleri, alımlı yapısı bu kuşu her daim favorilerden biri haline getirir. Eğer yaklaşmaya kalkarsanız en fazla 25-30 metreye kadar yaklaştırır ama siz araç içinde dururken yanınıza gelip konabilir, işte o zaman poz vermekte çok cömerttir. Çekimkerinizi muhakkak spot ölçümle yapın, unutmayın beyaz ve siyah en zor detay alınan renklerdir. Sert ışıkta polarize filtre kullanırsanız daha rahat çekim yapabilirsiniz.”

Konya yolundan Ankara’yı güney doğuya doğru terk edip Kepekli’den Konya’ya doğru aşağı sallanınca (Bodrum’lu bir bıçkının tarifidir bu) karşınıza Gölbaşı kasabası gelir. Ankara’lılar Mogan’ı bilmezler, o “Göl” dür kasaba da Gölbaşı”¦ Haymana yolu Gölbaşı’nın girişinde Konya yolundan ayrılır, kasabanın kenarından dolaşarak göl kıyısına gelir. Ankara’lı aşıkların bir zamanlar romantik anlar yaşadıkları, şimdilerin lokanta ve eğlence yerleri kaplı tepeciklerinden “Göl”, Mogan Ana görünür.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/12598751052.jpg

“Alaca balıkçıl: Bahar ve erken yaz döneminde Mogan’da her an karşılaşabileceğiniz bir türdür. Ağustosta genç bireylere de rastlayabilirsniz. Bu da küçük ak gibi sizin yanınıza gelirse poz vermekte çok cömerttir. 10 metreden daha fazla yaklaşmanız zordur ama bir anda aracınızın dibine gelip konabilir. Bu fotoğraftaki alaca bir saat onbeş dakika poz vermişti.”

Bu noktadan itibaren 4-5 kilometre kadar gölle birlikte seyreder yol, sonra bozkıra dalar gider.

8 Nisan 2006 Tarihinde idollerim Özlem Karacasu ve Kazım Çapacı ile aynı anda tanıştım. O gün çamura saplanmayı, mavi gerdanı, telli turnaları, Eymir’deki balık ekmeğin tadını öğrendim. O gün Mogan Ana, Anam oldu, tutkum oldu, yalnızlığımın ortağı, dostum oldu.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/12598751343.jpg

“Belki de bahrilerin en güzel pozları Mogan’da çekilir. Mogan’a tam üreme mevsiminde gelirler, süslü kızıl tüylerini jöleleyip kur danlsarını yaparlar. Haziran başında yavrularının sesleri tüm gölü kaplar. Dişilerin sırtlarında yavrularla fotoğraflanması çok nadir değildir.”

Biz bir avuç “Mogan kuşçusu” için Mogan’da araziye çıkmak belli ritüelleri gerektirir. Bu ritüeller, Ankara’nın sınırlarını aşmış, Mogan’a gelen her dost için yaşanması gereken bir süreç olmuştur. Mogan kuşçuları için fotoğraf çekmek üçüncü, dördüncü planda kalan bir eylemdir. Mogan arazisi bir muhabbet, bir sevgi, bir dostluk seyahatidir.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/12598751494.jpg

“Bahrilerin kur danslarını fotoğraflamak mı yoksa seyretmek mi daha etkileyici bilmiyorum. Yeni nesil makinalardaki video özelliğini sadece bu dansları kaydetmek için istiyorum.”

Arazi mutlaka ama mutlaka 24 saat açık kasaba pasta fırını Ages’te ocaktan indirilip daha buharı tüterek yenen suböreği ve çayla başlar. O saatte o cenahta sadece Mogan Kuşçuları ve misafirleri bulunur, bir de sabahın nemli soğuğunda ikram çaylarını içen temizlik işçileri.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/12598751875.jpg

“Şanslıysanız ve eğer balaban nasıl bir koştur biliyorsanız görebilirsiniz. Nadir de olsa sadece otla kaplı yerlerde kendini kamufle olmuş zannederek açıkalanda poz verebilir. Yürü pozuna çok rastlamadım, genellikle başı yukarı doğru dikilmiş olarak sazlıklarda fotoğraflanır. Bir kere gördüğünüz yerde birkaç kere daha görme şansınız oldukça fazladır.”

Çay ve börek bitip ışık kıvamına gelince ekipler ayrılır. Nasıl olsa yine karşılaşılacaktır, ben öndeyim, sen öndesin, burası benim yerimdi gibi konuşmalar hiç olmaz. Mogan kuşçuları bilir ki, kuş fotoğrafçılığı bir nasip/kısmet işidir. Öndeki araçtan kalkan bir kuş, eğer nasibinizse gelip sizin dibinize konar.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/12598753116.jpg

“Ankara dışından gelen kuşçu dostlarımızın en çok fotoğraflamayı istediği türdür. Sazlıklarda yaygın olmasına rağme Mogan’da yanlarına yaklaştırmaya çok rahat izin verirler. Her mevsim görebileceğiniz belki de Mogan’ın simgesidirler.”

Nedendir bilinmez, hep kukumav evi bir kez ziyaret edilir, belki de dünyanın, evet abartmıyorum dünyanın, en çok fotoğrafı çekilmiş olan kukumavına mutlaka “günaydın” denir. Eğer yoksa, nerde diye merak edilir. Beklenir, tekrar eve gelinir, taa ki sağlığının sıhhatinin yerinde olduğu anlaşılana kadar.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/12598753347.jpg

“Bıyıklı deyince bıyıklı kamışçın da özellikle ilkbahar-yaz geçiş döneminde sazlıkların dibinde görebileceğiniz ve eğer sabrınız varda gigabytelar doldurabileceğiniz bir türdür. O dönem hemen her tür kamışçını sazlarda görebilirsiniz.”

Mogan kıyısında derme çatma, kamyon dorselerinden yapılmış kaçak lokantacıklar vardır. Bunların en meşhuru “Azo Dayı’nın” yeridir. Azo Dayı”¦ Rahmetli Azo Dayı, genç yaşta enfarktüse yenilen dost Azo Dayı”¦ Hepimiz bir çayını içmişizdir, varlığından güven duymuşuzdur”¦ Artık yok.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/12598753508.jpg

“Bıyıklı baştankaraların dişileri zerafetleri, erkekleri ise bıyıkları ile meşhurdurlar. Bu fotoğraf bende hep masum ve utangaç bir bayanla gururlu eşi duygusunu uyandırır.”

Mogan kıyısındaki yolumuzdaki nirengi noktaları hep çektiğimiz kuşlarla tanımlanır, Mogan kuşçusunun GPS’e gereksinimi yoktur Mogan’da. Melih’in balabanı çektiği yer, Macarların tepesi, dikkuyrukların gölü, bahri havuzu, Azo Dayı geçen battığımız yer”¦ Bunların hepsi Mogan kuşçuları tarafından gayet iyi bilinen noktalardır.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/12598753629.jpg

“Mogan kuşçular arasında çeltikçileri ile de meşhur bir göldür. Tek veya sürüler halinde görüldükleri gibi göl üzerinde dakikalarca uçan sürülere de rastlamak mümkündür. Uçan sürüyü takip ederek onları konmuş olarak görüntüleme şansınız vardır.”

Mogan Ana ziyaretçilerinin gelme zamanlarını da hemen hepimiz biliriz. Mavi gerdan zamanı, fotoğrafını çekebilsek te çekemesek te mutlaka mavi gerdanı görürüz. Yalıçapkınını da, balık kartalını, bozkır delicesini, gökdoğanı da”¦

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/125987537410.jpg

“Çulha kuşu yanık yüksek freknslı sesiyle görülmekten ziyade duyulan bir kuştur. Sesini duyduğunuz zaman sese en yakın yerde bekleyin, mutlaka birkaç poz için imkan tanıyacaktır.”

Mogan Ana ziyaretçilerini hiç boş bırakmaz, mutlaka ilk ziyarete gelene en güzel türlerini gösterir. En meşhur türü de tabii ki bıyıklı baştankaralardır. Bir dönem Atlas’taki fotoğrafı ile bıyıklı, Melih Özbek’le özdeşleşmişti. Bıyıklı fotoğrafı çekmek isteyenin Melih’le arazi yapması şart olmuştu”¦

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/125987538711.jpg

“Mogan’da sık rastlanan fakat fotoğraflanması zor bir türdür çıvgın. Bir an bile durmadan dvamlı bir devinim halindedir. İki gözle takip edebilirseniz fotoğraflamanız daha kolay olacaktır.”

Bahrilerin belki de en güzel zamanları Mogan’da oldukları zamandır. O müthiş kızıl tüylerini kabartıp kur dansı yapmalarını seyretmek Mogan’daki vazgeçilmez ritüellerden biridir.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/125987539912.jpg

“Kuyruksallayanlardan en sık sarı, sarı başlı ve ak kuyruksallayan rastlarsınız. İlkbahar ve sonbahar göç zamanlarında tarlalarda sürüler halinde görebilirsiniz. Yaz başında ise genç bireyler size korkusuzca poz verirler.”

Şöyle bir geriye dönüp baktığım zaman, sevgim, endişem, tutkum hiç azalmamış Mogan Ana’ya”¦ 40 derece ağustos güneşinde de -10 derece şubat ayazında da, siste de yağmurda da mutlaka gitmişim Mogan Ana’nın ziyaretine.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/125987541114.jpg

“Mogan güzellerinden önemli biridir elmabaş patka. Sazlarda gediklere saklanarak 300 mm ile bile rahatça fotoğraflayabileceğiniz bir türdür. Beyaz ve koyu renk tüylerinin olması nedeniyle ışık ölçümü problemlidir. Ben genellikle bu türü center weighted ölçümle görüntülerim.”

Çevredeki yapılanma, Mogan Ana’nın besleyici derelerini kesen yol çalışmalarına rağmen, yavrularının süslerinin kesilip yakılmasına rağmen Mogan Ana o asil sabrı ile yavruları ve kuşçularına her daim sevgiyle kucak açmaktadır.

Her zamanki gibi, SEVGİYLE KALIN

Kamil ÖGE

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/126011196213.jpg

Dikkuyruklarınyazladığı ve ürediği bölgelerden biridir Mogan. Temkinli bir ördektir, diğer tüm ördeklerde olduğu gibi. Nadir de olsa arada bir yakınlaşabileceğiniz bir türdür.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/125987542215.jpg

“Sazların üzerinden her an bir erguvani veya gri balıkçıl çıkabilir, buna yönelik dikkatli olmanız gerekir. Bazan üzerinizden geçer, bazan ise sizi gördüğü anda akrobatik bir hareketle gözlerden kaybolur.”

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/125987543416.jpg

“Anadolu’nun her kerpiç köyünde olduğu gibi Mogan’da da metruk binalarda kukumavlar yerleşmiştir. Son derece serinkanlı ve meraklı bir kuştur, çekimi kolaydır.”

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/125987546717.jpg

“Değişik zamanlarda değişik formlarında çekebileceğiniz bir türdür küçük batağanlar. Balık veya kurbağa yakalayıp avlarıyla görüntüleyebilme imkanınız varır.”

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/125987548818.jpg

“Kız kuşları erken yaz döneminde tek tek veya 15-20 birelik guruplar halinde görebileceğiniz bir türdür. Sizden ürküp uçsa da bekleyin, kısa bir süre sonra daha yakınınıza konacaktır”

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/125987550019.jpg

“Sonbahar-kış geçişinde ve tüm kış boyunca sazlıklar ve çöp dökülmüş bölgelerde nasiplenen kızılgerdanların gözlenmesi ve görüntülenmesi imkanı vardır. Fotoğraf makinanızın sesi ile iletişim kuran ve sesle ürkmek bir yana yaklaşıp ne olduğunu anlamaya çalışan bir türdür.”

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/126011197020.jpg

“Mogan’da, insanların yem attıkları yol kenarlarında bile görebileceğiniz bir türdür Macar ördekleri. Uçar çekmek isteyenlerin çiftler halinde çekebilecekleri nadir ve güzel bir türdür.”

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/125987551321.jpg

“Macar ördekleri, yüksek hızla geçtikleri için yakın çekimleri oldukça zordur. 300-400 mm lik objektifler ve hızlı makinalar gereklidir.”

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/125987552622.jpg

“Özel bir türdür mavi gerdan. Sonbahar ve ilkbaharda sadece 10 gün kadar dinlenir uzun göçü sırasında. Şansınız varsa güzel poz verir. Sazlıkta gördüğünüz zaman orada bekleyin, mutlaka gelecektir”

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/125987555023.jpg

“Tüm kuş kitaplarında “gizemli” diye yazar su kılavuzları için, evet gördüğünüz zaman neden gizemli dendiğini anlarsınız. Kıyıda beslenerek dolaşır, beslendiği için sizden ani bir hareket gelmezse uzun süre poz verir.”

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/126011197824.jpg

“Telli turna”. Özlem Karacasu, Kazım Çapacı, Mehmet Gürbüz ve ben bir arada olunca görülebilecek bir türdür, şansınızı zorlamayın” J

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/125987557125.jpg

“Turnalar, göç mevsimi, yani eylül ve ekim aylarında her an karşınıza çıkabilir. Genellikle sürüler halindedir ama bazen sürüsünü kaybetmiş bireyleri bir başka göç sürüsünü beklerken görebilirsiniz.”

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/125987558526.jpg

“En zarif türlerden biridir uzunbacak. Yaz aylarında hemen her pozunu yakalyabilirsiniz. Sizden ürküp kaçarlarsa da bekleyin mutlaka gelirler”

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/125987559627.jpg

“Yalıçapkınının en değişik pozlarını yakalayabilirsiniz Mogan’da. Bu fotoğraf kışın -5 derecede ve siste çekilmiştir, kırağılı daldaki nadir yalıçapkını fotoğraflarından biridir sanırım. Büyülü bir kuştur ve görmedikçe inanılacak bir tür değildir.”



Kürşat Akın Karaman : Toroslar


Çok kalabalık bir ailenin çocuğu olmam sebebiyle küçük yaşlarda anneannemin bakması için köye gönderildiğim çocukluk yıllarımda hep kuşları izlediğimi hatırlarım hayal meyal. Şehirden köye gelen küçük bir çocuk için Toros dağlarının kâh karlı, kâh dumanlı güzelliği, ardıç ve çam ağaçlarının yeşilliğine fon yapan ötücü minik kuşları”¦

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260023002akn8546.jpg

Neredeyse tüm hayatım yaşadığım coğrafyayı gezmekle ve her gittiğimde Orta Toroslar’ı keşfetmekle geçti. Haliyle içimdeki kuş sevdası da sürekli olarak ateşlendi. İlgim hep minik sevimli ve masum yanları olan ötücü kuşlardaydı. İsimlerini bilmesem de onlarla kendi aramda bir bağ oluştu.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260022982ak-yanakli-bastankara-2.jpg

Ak Yanaklı Baştankara

Şehirdeki kuş açlığımı güvercin besleyerek giderdim. Saatlerce yumurtası üzerinde sessizce oturan bir güvercinimi izlerdim. Zaman kavramım kaybolurdu güvercinlerle birlikte iken. Kuşlar her zaman bana özgürlüğü hatırlatırdı. İlk çocukluk meslek hayalim de haliyle pilotluktu. Zamanla doğaya ve kuşlara olan ilgim beni bir okul bitirmek, havalı bir meslek sahibi olma hayallerini kafamdan aldı götürdü. Ortaokul ve lise yıllarımı hapishane gibi algıladığım okulun bitmesini ümit ederek geçirdim. Baba mesleğim olan gözlükçülüğü yapmak bana yetecekti nasıl olsa.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260023044ben.jpg

İş hayatımdan arta kalan zamanlarımda hafta sonları dağ yürüyüşleri ve bisikletle ilgilendim. Tabi o dönemlerde de fotoğrafla tanıştım. Zor ve masraflı bir işti. Filimli bir canon t50 ile manzara fotoğrafları çekmeye başladım. Zamanla kuşların inanılmaz fotoğraflar verdiğini fark ettim. Bir dal veya likenli bir taş üzerinde kuşu gördüğüm zaman kafamda oluşan kuş kompozisyonlu fotoğrafları ne yazık ki teknik yetersizlikler sebebiyle hayata geçiremedim. Neyse ki imdadıma dijital dünya yetişti. Her kuş fotoğrafçısının yaşadığı teknik başarısızlık dönemini yaşadım. Ekipman yetersizliği ve kuşların kadrajda küçük kalması” Bu durum beni yıldırmadı ve daha hırslandırdı. İnternet ortamının dünyayı ayağıma getirmesinin avantajıyla Türkiye’deki kuş gözlemcileri ve fotoğrafçılarıyla irtibat kurmaya başladım. İlk ciddi ekipmanın bir nikon d70s -sigma 50-500 oldu ve hayatım yeni bir döneme girdi”

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260022988ak-yanakli-bastankara-3.jpg

Ak Yanaklı Baştankara

İlk başladığım dönemlerde kuş fotoğrafçılığında bir şeyler hep eksik gibiydi benim için. Neredeyse her gün doğa fotoğrafları inceledim. Ülkemizde de emekleme döneminde olan kuş fotoğrafçılığında daha ziyade kadrajda kuşun tamamının olması yeterliydi. Bu nedense beni tatmin etmiyor ve birbirini yineleyen fotoğraflara bakmak rahatsız ediyordu. Zamanla kuşları tanıdıkça yaklaşmayı öğrendim ve kendimce kadrajlar geliştirmeye başladım. Fotoğrafik değeri olan insana baktığı zaman bir şeyler hissettiren fotoğraflar çekmeye çalıştım. Özellikle kadraj seçiminin tamamen kontrol dışı olduğu bir alanda kendimce kadrajlar geliştirmenin zorluğu… İlk başta yadırgansa da fotoğraflarım zamanla “kürşatizm” J akımı adıyla kabullenildi.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260023035baba-oglu.jpg

Benim için kuşla göz teması en gerekli kuralım. Çekimlerimde Body olarak Nikon d300 ve objektif olarak sigma 300-800 f5,6 kullanmaktayım. Çekimlerimde stüdyomsu havayı sevdiğim için mutlaka flaş kullanırım. Haliyle oldukça masraflı bir tripod, gimbal kafa vs. yanımda olmakta. Fotoğraf alanı olarak en büyük sevdalarımdan olan orta Toroslar’ı hedef seçtim kendime. Mutlaka sabah yayla suyunda demlenmiş çayımı içmeden çekime başlamam. Çayımı içerken özellikle Toroslar’ın ardıçlı sedirli, bazen kayalık, bazen kır çiçekleriyle bezeli o güzelim manzarasıyla kendimi terapi ederim. Sabah ve akşam ışığı haricinde fotoğraf çekmediğim için dik ışık saatlerinde bölgedeki kuşları incelerim. Genellikle yüksek irtifa ötücüleri ve orman sınırı sonu küçük ötücü türlerine odaklandım. Fotoğrafladığım kuş türleri içerisinde Alamecek ve Kar serçesi yüksek irtifa türleri olarak dikkat çekmekte. Toroslar’ın ağaç sınırı yüksek irtifa bölgelerinde yaşayan baştankaralar benim en sevimli türlerim. Büyük, çam, mavi, akyanaklı ve uzun kuyruklu baştankaraları fotoğraflamak inanılmaz bir eğlence. Ülkemiz sembollerinden Anadolu sıvacı benim için masum bakışı ve kıvraklığıyla özel bir yerdedir. Diğer sıvacı ve ötüşüyle kayalıkları inleten kaya sıvacı kuşunu da unutmamak gerekir. Kırmızı listede olan ve nesilleri tehlikede olan küçük kerkenez ve küçük akbabalar favori fotoğrafladığım yırtıcılar oldu son dönem.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260022995ak-yanakli-bastankara.jpg

Ak Yanaklı Baştankara

Tamamen planlı çekimler yaptığım için fotoğrafladığım türleri rahatsız etmemekte ve kamuflaj veya çadır kullanmaktayım. Doğal hayatın korunmasının geleceğimiz için ne kadar değerli olduğu ve dünyayı onlarla paylaştığımızı unutmama adına bir çaba benimki”

Kürşat AKIN KARAMAN
www.dogalsanat.com

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260023009alamecek.jpg

Alamecek

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260023018anadolu-sivacisi-2.jpg

Anadolu Sıvacısı

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260023026anadolu-sivacisi.jpg

Anadolu Sıvacısı

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260023053benekli-sinekkapan.jpg

Benekli Sinekkapan

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260023061buyuk-bastankara-2.jpg

Büyük Baştankara

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260023069buyuk-bastankara.jpg

Büyük Baştankara

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260023077cam-bastankarasi-2.jpg

Çam Baştankarası

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260023086cam-bastankarasi.jpg

Çam Baştankarası

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260023094karabaslikiraz.jpg

Karabaşlı Kirazkuşu

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260023104karabasli-otlegen.jpg

Karabaşlı Ötleğen

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260023124keten-kusu.jpg

Keten Kuşu

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260023131kucuk-akbaba.jpg

Küçük Akbaba

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260023141kucuk-kerkenez-2.jpg

Küçük Kerkenez

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260023150kucuk-kerkenez.jpg

Küçük Kerkenez

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260023158leylek.jpg

Leylek

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260023165mavi-bastankara.jpg

Mavi Baştankara

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260023172toygar.jpg

Toygar

M.Ergün Turan : Bir Balıkçılın Peşinde Nallıhan Kuş Cenneti

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260025331img3120-01.jpg

Yoğun geçen bir çalışma haftasının ardından doğayla, kuşlarla baş başa olmak için bulunmaz bir fırsat hafta sonları Nallıhan Kuş Cenneti… Havalar artık soğudu, aman şimdi kim erken kalkacak, yola çıkacak demeyin. Arayın sizin gibi doğaya meraklı dostlarınızı, alın kamuflajları, makinenizi, dürbününüzü yanınıza; koyulun yola… Doğru Nallıhan’a!

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260025362img4202-01.jpg

Ankara’ya 120 km. mesafede, tarihi İpek Yolu üzerinde, Sakarya Nehri Havzası’nda bulunan Nallıhan Kuş Cenneti, Davutoğlan Köyü sınırları içerisinde yer alıyor. Türkiye’de 70 kuş cennetinden biri olma özelliği ve 150′yi aşkın kuş türüyle “Nallıhan Kuş Cenneti“, 1994 yılında Milli Parklar, Av ve Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü tarafından koruma altına alınmış.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260025339img3128-01.jpg

Özellikle kuşların bir yerden başka bir yere göç zamanları olan ilkbahar ve yazın ilk aylarında Nallıhan Kuş Cenneti’nde görsel bir şölen yaşanıyor. Sulak alanları, ağaçlık, bozkır bölgeleri ve kayalıkları ile göç eden, kışlayan ve yavrulayan kuş türlerinin mekanı olan bölgenin en meraklı misafirleri ise bizim gibi buraya kuşları ve bölgenin jelojik yapısını gözlemlemek, fotoğraflamak için gelen doğa ve yaban hayat meraklıları… Buradaki kuş türleri kadar bölgeyi ziyaret eden fotoğraf ve doğa meraklıları da ayrı bir araştırma konusu olur herhalde…

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260025355img3173-01.jpg

İç Anadolu’nun en önemli sulak alanlanı olarak kabul edilen bölge, İstanbul ve Çanakkale Boğazları’ndan gelen kuş göç yolu üzerinde bulunuyor. Ankara-Bolu-İstanbul hattında yer alan Nallıhan Kuş Cenneti’ne giderken ilk dikkati çeken dağlar, renk renk platolar, ıssızlık oluyor. Yeşilin olmadığı bozkır alanlardan geçip su kıyısına vardığında insan sanki bir anda başka bir boyuta geçtiğini düşünüyor.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260025392img9684-01.jpg

Göl çevresinin müdavimleri balıkçıllar ve kara leylekler… Sadece onlar mı? Şahin, doğan, kartal, Mısır akbabası, alaca balıkçıl, kaşıkçı, yeşilbaş, karabatak, kılkuyruk, turna, keklik, çulluk, bıldırcın, kaz, su tavuğu… Kimimiz sazlıklar arasına, kimisi kayalıklarda.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260025371img9644-01.jpg

Sulak çayırlık alanlar, su kıyıları ve bataklıkların sivri gagalı, uzun boylu, ince bacaklı kuşu balıkçıl… Ülkemizdeki 6 balıkçıl türünün tamamını burada görmek mümkün. Tek ayağı üzerinde uyurken ve boynunu S harfi biçimine getirerek uçuşu sırasında yarattığı o eşsiz görüntüyle biz yaban ve doğa hayat fotoğrafçılarının en güzel kareleri arasına giren balıkçıl kuşları belki de tamamına yakın türünü gözlemlemek, fotoğraflamak için en doğru adreslerden birisi Nallıhan Kuş Cenneti.

 

M. Ergün TURAN

www.ergunturan.com




http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260024803img0135-01.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260024811img0272-01.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260024817img0583-01.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260024825img0605-01.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260024835img0617-01.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260025151img1769-01.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260025161img1808-01.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260025171img2013-02.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260025183img2111-01.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260025215img2119-02.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260025226img2181-01.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260025234img2416-02.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260025241img2419-01.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260025254img2435-02.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260025260img2455-01.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260025272img2462-01.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260025279img2473-01.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260025292img2698-01.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260025301img2713-02.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260025316img2767-01.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260025379img9645-01.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260025385img9655-01.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260025399img9706-01.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260025406img9721-01.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260025413img9838-01.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260025422img9853-01.jpg

 

Mehmet Çetinkoç : Değil mi ?

Tek siyah beyaz kanallı yılların bir Pazar sabahı, gri pembe panteri izledikten sonra başlayan kovboy filmini, babasıyla beraber izleyen ne kadar küçük çocuk varsa şimdi kırk yaşına yaklaşan, çok iyi hatırlar bataklık sahnelerini. Tam başkahraman bataklıkta kaybolmak üzeredir ki bir kement yetişir imdadına. İşte o günlerde ve o şartlarda tanışmıştım bataklıklara, haliyle nefret etmiştim. Ne o öyle hayat barındırmayan bilakis hayat karartan, soğuk ıssız yerler, batsındı bataklıklar bitsindi bataklıklar”¦

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/12598811181846.jpg

Bir küçük çocuk yine, hayatında ilk defa köye gitmiş, her tarafta kuzular falan. Sık rastlamadığı akrabaların şımartan ikramları ile harika bir ilk gün. Ardından geçirilen gecenin sabahında minik yüzünde saydığı 22 tane sivrisinek ısırığı. Tatlı canı yanmakta ve söylenir kendince “Allahım neden yarattın bu sivrisinekleri, kime ne faydaları var?”. Hatta o günlerden kalma nefretiyle, ilk çıktığı günlerde sivrisinek kovucu matların, yüzyılın buluşu olduğunu düşünür yıllar sonra “yok mudur bunların sokak için çalışanını icat edecek biri?”

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259881176bahcecint...jpg

Daha sonraki yıllarda, bir doktor muayenehanesinin ızdıraplı bekleme odasında taş kırma seansından az önce, geçmek bilmeyen vaktin geçmesi için okunan 10 yaşındaki bir derginin yıpranmış sayfalarında yazıyor, “”¦Önümüzdeki yıl işleme alınacak drenaj kanalları ile, Sultan Sazlığı’nın kurumasından endişe ediyoruz”¦”. Sultan sazlığı kuruyalı yıllar olmuş bu eski haberi okuduğumda. Makaleyi hazırlayan kişinin tüm endişeleri gerçek olmuş, kaybedilen birinin en güzel günlerini hatırlayıp içinin titremesi duygusu sarıyor yüreğimi. On yıl önce okusaydım ne düşünürdüm acaba? Ne kadarını okurdum bu yazının?

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259881260enez1.jpg

Yine ilkokul sıraları, öğretmen hayat bilgisinde anlatır, fundalık ve makiliklerin bir değeri yoktur. Hele ki bataklıkların olsun, boş yere suyu vardır alıp şu suları buraları tarla yapsak ne de bereketli olur. Oysa bir gün koca adam olduğunda bir makalede okursun Konya ovasının sulama projesini yapan Alman mühendisin, bu gün hala verdiği derslerde, o yıllarda yaptıklarını nasıl da yanlış yapılmış çalışmalara örnek olarak verdiğini”

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259881325img0343f1.jpg

Şimdi bütün bunları dile getirmekle hemen her şey hallolacak mı? Hayır ne mümkün. Gidip sigara içen bir arkadaşınıza “sigara kansere neden olur hadi bırak” deyin bakalım bırakacak mı? Bizimki de o hesap bir boş salatası olmasın diye, önce fotoğraflarla renkli medya havası yaratıyoruz, hatta 3.sayfa güzellerimiz, bol bol kan revan aksiyonlarımız bile mevcut, hırsız polis kovalamacalarından tutun da yemekteyiz programlarına kadar her şey var. Yeter ki kendi başımıza gelen şeyin bir başka insanın başına gelme olasılığını ufak da olsa artırma şansımız olsun.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259882605img29551.jpg

Biz bu sevdaya düşmeden bunlardan bihaberdik, bihaber olmak ayıp da değil ama yine de bu sevda bir şeyleri fark etmemizi sağladı. Şimdi çevresel peygamberliğe soyunmaya kaptırmadan, alttan alttan, yavaş yavaş, hayatımızı keyifli kılan bu uğraşla barışık, kanatlı güzellikler üzerine bir farkındalık yaratırsak, ne hoş bir seda bırakmış oluruz şu canım kanatların çırptığı gökkubbede” Değil mi?

 

Mehmet ÇETİNKOÇ

www.cetinkoc.com

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259882776img49221.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259882845img49552.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259883026img54231.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259883078img57161.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259883264img6286.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259883719img81612f1.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259883896img8488xf1.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259884265img87722f1.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259884338img8953f22.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259884633img95931kopya.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259884683img9849.jpg

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259884694img9860.jpg

 

Okan Bilge : Digiscoping

Digiscoping tekniği 2000’li yılların başında Laurence Poh adlı Malezyalı bir kuş gözlemci ve fotoğrafçısı tarafından geliştirilmiş. Kuş gözlemi için sürekli yanında teleskopuyla dolaşan Poh, çok uzakta ağaca konmuş bir yırtıcının ayırıcı tanımını yapamayınca yanındaki Olympus C-900 Zoom kamerayı teleskopun okülerine dayayarak fotoğrafını çekmiş ve bir anlamda “Digiscoping’in babası” sıfatını hak etmiştir. Bu makine ile mükemmellikten çok uzak, kötü sayılabilecek kalitede fotoğraf elde edilebilmesi üzerine, tekniği geliştirme çabaları içerisindeyken aynı yıl piyasaya sunulan Nikon CoolPix 950 sorunların büyük bölümünü halletmiş. Bu makine hareketli gövde yapısı, internal netleme, diyafram öncelikli mod ve daha birçok özelliği ile digiscoping tekniğinin gereklerini karşılamaktaydı. İlk zamanlar Poh fotoğraf makinesini kendi el yapımı adaptörleri ile teleskopa monte ederken, günümüzde gittikçe artan oranlarda büyük firmalar kendi adaptörlerini üretir oldular. Hatta bazı firmalar (örn. Nikon) gerek kompakt gerekse D-SLR fotoğraf makineleri ile teleskoplarını birleştiren orijinal adaptörlerin seri üretimine geçtiler. Şu anda internette neredeyse her makinenin her teleskopa uygunluğunu sağlayabilecek adaptörler ve mekanizmalar mevcut.

Ülkemizde pek yaygın olmayan bu teknik aslında yurt dışında, özellikle kuş gözlemciler arasında oldukça popüler. Peki neden?

Yine yurt içinde pek fazla sayıda olmasa da, yurt dışındaki kuş gözlemcilerinin çoğunun gözlem sırasında kullandığı bir teleskopu var. Genellikle de iyi kalitedeler. Dolayısıyla donanımın büyük bir bölümü zaten ellerinde mevcut. Yapacakları tek şey bir kompakt makine almak ve bunu teleskoplarına tutturmak! D-SLR donanımları ile kıyaslandığında oldukça masrafsız sayılabilecek bir ekipmanla 1700 – 2800 mm’lik büyütmeye eşdeğer bir fotoğraf makinesine sahip oluyorlar.

Digiscoping tekniğinin en belli başlı sorunları şöyle:

Vignetting: yani fotoğrafın merkezinden kenarlara doğru gittikçe artan parlaklık, netlik ve renk doygunluk kayıpları. En önemli nedeni ise digiscoping tekniğine uygun olmayan fotoğraf makinesi seçimi. Genel kullanım için seçilen kompakt makineler büyük objektifli ve geniş açılı iken bu teknik için olumsuz özelliklerdir. Vignetting sorununun iki önemli sebebinden birisi fotoğraf makinesinin objektifinin teleskopun okülerinden (exit pupil değerinden) daha geniş çapa sahip olması, diğeri ise okülerin “eye relief” değerinden daha uzakta konumlanmış olmasıdır. Bu nedenle digiscoping için küçük objektifli makineler tercih edilir. Ancak, küçük objektifli ve yüksek zoomlu bazı “cep” makineleri hareketli objektiflere sahip olduklarından zoom değerinin yükseltilmesi ile beraber objektifin okülerden uzaklaşması ile vignetting sorunu yine ortaya çıkacaktır. Bu problemi aşmanın en iyi yolu donanımı oluştururken birbiriyle uyumlu seçimlerin yapılmasıdır. Ancak, eldeki donanımı değerlendirmek isteyip de vignetting sorunu ile karşılaşanlara önerim, digital ortamda fotoğraf işleme programlarından birisini (örn. Photoshop) kullanarak ve boyut kaybını göze alarak fotoğrafı kırpmaktır.

Kaliteli fotoğrafta birden fazla etkenin rol oynadığı bu teknikte başlıca maddeler şunlar:

1- Fotoğraf makinesi (FM):

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259885689image003.jpg

DS ilk denemelerinde bu iş için uygun olan FM’leri nikon coolpix 900 serisi gibi, bugüne göre düşük pikselli makinelerdi. Bugünlere birçok firma üstün özelliklere sahip kompakt makineler yapmaktalar ve 10 mp ve üzerinde çözünürlüğe ulaşmaktalar.

DS için makine seçerken,

-En az 4.0 mp çözünürlükte olmalı. 6 ve üzeri mp tercih edilmeli çünkü bir miktar kırpma mutlaka gerekecektir ve görüntü kalitesinden minumum kayıp yüksek mp ile sağlanabilir.

-Optik zoom değeri çok fazla olmamalı. Bunun sebeplerinden bir tanesi DS te en sık rastlanan sorun olan “vignetting” yani kenarlarda oluşan siyah gölgelenmedir. Optik zoom ile bu gölgelenme tamamen ortadan kalkabildiği gibi yüksek optik zoomlarda yeniden oluşabilmektedir. Bu nedenle 3x-4x makineler tercih edilir.

-FM objektif çapının, kullanılacak teleskopun okuler (eyepiece, EP) çapından büyük olmaması hatta küçük olması gerekir. Bu şekilde vignetting’in büyük ölçüde önüne geçilmiş olur.

-FM teknik özellikleri DSLR makinelere yakın olmalıdır. İyi kalitede yüksek ASA çekime, manuel kullanıma uygun olmalı. Çünkü DS tekniğinde mevcut ışık oldukça azalarak FM ne ulaşır. Zaten çok yüksek yakınlaştırma değerlerine ulaşılan bu teknikte bir de ışık sorunu yaşanırsa net fotoğraf almak güçleşir.

-Yeri gelmişken eklemek gerekir. Harici flaş takılabilen makineler ile ışık problemi bir oranda telafi edilebilmektedir.

-Hareketli ve büyük LCD ekran tercih sebebidir, özellikle açılı teleskop kullanılacaksa ( ben vizörü kullanmayı tercih ediyorum). Netliği manuel olarak yapacağınızdan görüntü detaylarının iyi izlenmesi için büyük LCD ekran ya da çok iyi çözünürlüklü vizöre sahip bir makine olmalıdır. Bazı DS kullanıcıları LCD ekran üzerine büyüteç takarak bu sorunu halletmektedir.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259885748image009.jpg

-Bazı markaların sunduğu uzaktan kumanda (remote control) bazı durumlarda çok işe yaramaktadır. Yine remote control’un eş zamanlı çalışır olması tercih sebebidir –ki bazı markalarda 2 sn kadar bir gecikme ile çekim yapılıyor.

-FM nin ön bölümünde (objektif çevresinde) adaptör takılabilmesi için “filter thread” denen yiv bulunması, teleskopa tutturma konusunda avantaj sağlamaktadır. Gerçi yivli olmayan makinelerin de birçok farklı dizaynı yapılmış olan sehpalarla teleskopa tutturulabileceğini de eklemek gerekir.

2- Teleskop:

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259885703image005.jpg

-İyi kalitede, optik bileşenleri uygun değerlerde olan (APO ya da benzeri ED, HD”¦), çapı mümkün olduğunca büyük (80 mm ve üzeri tercih edilir), mümkünse su geçirmez ve netleştirme düğmesi rahat ulaşılabilen ve yumuşak olan. Kişisel tercihe göre düz ya da açılı olabilir. Düz teleskoplarla nesneyi bulmak, odaklanmak ve takip etmek daha kolay ancak açılı olanlarla da daha konforlu bir çekim yapılabiliyor oturduğunuz yerden havadaki ya da yüksekteki nesneleri kolayca çekebiliyorsunuz ama oryante olmak için çok zaman geçirmek ve pratik yapmak lazım.

En favori teleskoplar: Leica apo televid 77, Swarowski 80 HD ve Carl-Zeiss diascope 85 T* FL.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259885716image006.jpg

- Okuler (EP): en az teleskop kadar önemli hatta daha fazla. Çünkü makinenin çekeceği görüntüyü asıl oluşturan EP’tir. Ne kadar az optik bileşeni varsa o kadar iyidir (genelde 5). Genellikle sabit büyütmeliler tercih edilir (20x, 28x, 32x) çünkü sabit EP’ lerin AFOV (apparent field of viev / görüş açısı denebilir) değerleri ve exit pupil değerleri büyüktür. Ayrıca eye relief denen bir değer daha vardır onun da uzun olması tercih edilir. Yine geniş çaplı olması tercih edilir, vignetting sorununu ortadan kaldıracağı için.

3- Stabilizasyon:

DS tekniği ile büyük büyütmelerde fotoğraf çekilir. Bu nedenle stabilizasyon çok çok önemli. Kompakt makinelerin hızlarını da düşünürsek ki genelde 1/1500 sn yi aşamıyorlar net bir fotoğraf için iyi bir tripod şart. Daha önce de bahsettiğim gibi, uzaktan kumanda deklanşör ya da kablo deklanşör ve tripod kombinasyonu yeterli keskinlikte fotoğraf çekmek için ideal ortamı sağlıyor.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259885518mahmuzlu-kizkusu.jpg

Mahmuzlu kızkuşu: uzaklık 10 metre

Ekipmanınızın toplam ağırlığı tripod seçimindeki en önemli etkendir. Tripotun taşıma kapasitesi yeterli olmalı ve ağırlığı sizin ekipmanınızın en az iki katı olmalıdır.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259885780image013.jpg

En çok sorulan sorulardan bir tanesi DS ile ne kadar büyütme elde ettiğiniz ya da kaç mm lik objektife denk geldiğidir. Basitçe anlatacak olursam:

Kullandığınız kompakt makinenin 35 mm’ lik bir objektife denk gelen değerlerine bakın. Mesela benim kullandığım Nikon cp 8400 ‘ün değerleri 24-85 mm ye denk geliyor. Tam zoom da önüne 20x telekonvertör takıldığını düşünün 85*20=1700. Evet 1700 mm ye eşdeğer bir büyütme elde etmiş oluyorum 20x değerindeki bir oküler ile. Ancak 20x bir EP 60 mm lik bir teleskopta 20x büyütme sağlarken 80 mm lik bir teleskopta 24x 100mm lik bir teleskopta ise 28x büyütme sağlamaktadır. Bu nedenle benim ekipmanım 85*24= 2040 mm lik objektife eşdeğer büyütme sağlamaktadır.

Benim tecrübem daha çok kuşlar üzerine. Kuşların büyüklükleri ile en iyi görüntünün alınabileceği uzaklık bire bir ilişkili. Büyük bir kuşun (örn: flamingo, pelikan vb.) 30 metreden portresini çekebileceğiniz gibi, serçe büyüklüğünde bir kuşun aynı mesafeden sadece iyi tanısal fotoğrafını alabilirsiniz.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259885467flamingo.jpg

Flamingolar: uzaklık 20 metre civarı

İyi bir kamuflaj yada şans yardımı ile teleskopunuzun minimum netlik mesafesinde (benim 5-6 metre arası) bulunan ufak bir kuşun da portresini çekebilmeniz mümkün.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259885596tarla-kirazkusu.jpg

Tarla kirazkuşu: Uzaklık 6-7 metre

Çok kaba bir hesapla küçük kuşları 10-15 metreden, çok büyük kuşları ise 50 metre ve ötesinden rahatlıkla görüntüleyebilir ve fotoğrafını veya videosunu çekebilirsiniz.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259885486kuyrukkakan.jpg

Kuyrukkakan: uzaklık 15 metre

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259885624tepeli-pelikan.jpg

Tepeli pelikan: uzaklık 100 metreden fazla

PS ta 1/3′e yakın krop, levels, sharpness ve NI kullanıldı.

Mesafe arttıkça, hava şartları da fotoğraf kalitesini ve netliğini etkileyecektir. Sıcak havalarda buharlaşan su veya soğuk havalardaki pus 30-40 metredeki objenin görüntüsünü çok olumsuz etkilemese de 100 metreden sonra ciddi sorunlar ortaya çıkarır. Bu koşullarda çekilen fotoğraflar iyi tanısal özellikten öteye geçemezler.

Birçok fotoğrafçı için kuvvetli ışık sorun oluştururken, digiscoping tekniğinde daha elverişli bir ortam olarak değerlendirilir. Benim kullandığım fotoğraf makinesinin yüksek ISO değerlerinde “kumlanma” (gren) sorunu nedeniyle, 50 ISO en çok kullanmak istediğim değer. Ancak bu değerde hız azaldığı için kuvvetli ışık olan ortamlarda kullanabiliyorum. Genel olarak 100 ISO ile daha fazla çekim yapabiliyorum, oluşan kumlanmayı ise Photoshop ortamında yok ediyorum.

Fotoğraflarımı RAW olarak çekiyorum ve daha sonra kullanım amacına göre Photoshop CS2 programında işliyorum. Web üzerinde yayınlanacak olan fotoğrafları Jpeg olarak işliyor, büyük boy baskılarımı ise ya yüksek çözünürlükte Jpeg yada TIFF olarak işliyorum.

DS’in artıları ve eksileri

JÇok yüksek büyütme oranına daha kolay, hafif ve ucuz bir şekilde ulaşırsınız. Ucuz derken D-SLR objektife kıyasla söylüyorum. Yoksa iyi bir teleskop yurt dışında 1000 USD den başlıyor. Bununla kalmıyor iyi bir EP (400 USD civarı), makine (800 USD), adaptör, tripod vs derken yine toplamda 2500 USD yi buluyor.

JEğer kuş gözlemcisiyseniz önünde sonunda bir teleskop alacaksınızdır, böylece bir taşla iki kuş vurmuş (!) olursunuz.

JSadece kuş değil özellikle ürkek olan sürüngen ve memeli fotoğrafları, ayrıca çiçek, böcek, gökyüzü ve hatta mimari fotoğrafları için de çok uygun bir teknik.

JBenim en sevdiğim özelliklerden bir tanesi ise, aynı ekipmanla video çekimi yapabiliyor olmam. Bu sayede azımsanmayacak bir arşivim oluştu.

LDSLR ler kadar hızlı olamazsınız, uçan kuşları seyretmeye alışırsınız, ancak yine de ekipmana alışmanız hızınızı olumlu yönde etkileyecek ve tümünü olmasa bile uçan kuşların da bir bölümünü yakalayabileceksiniz.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259885437biyikli-sumru.jpg

Bıyıklı sumru: uzaklık 10 metre

LGenelde tripoda bağlısınızdır, hareket kabiliyetiniz fazla olmaz.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259885762image011.jpg

LManuel netleme alışana kadar çok zaman ve poz kaybına neden olacaktır.

Türkiye’de teleskop pazarı çok dar olduğu için her yerde gidip, her modeli deneme şansınız yok maalesef. Bu da ekipman seçiminde oldukça önemli bir handikap oluşturuyor. Aynı şekilde adaptör seçimi hatta satın alımı imkansız gibi çünkü ülkemizde pazarı olmadığı için ithal edilmiyor. Kendi tasarımınızı iyi bir tornacıda yaptırabilirseniz ne ala!

DS ile ilgili birçok yabancı site var. Tek yapmanız gereken arama motoruna digiscoping yazıp tarama yapmak. Benim bu yazıyı hazırlarken kullandığım ve size önerebileceklerim ise şunlar:

http://www.optics4birding.com

http://www.digiscoping.co.uk

http://www.digiscoped.com/Index.html

http://www.laurencepoh.com

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259885656okan-bilge.jpg

Okan BİLGE

www.okanbilge.com

 

Okan Koçyiğit : Yırtıcı Kuşlar

Kuşlar Aleminin Kralları

Binlerce metre yüksekten yeryüzünü seyretmek, geniş kanatlarla havayı yararcasına süzülmek, eşsiz görüş yeteneğiyle aşağılardaki en küçük bir kıpırtıyı bile fark edebilmek, öldürmek üzere şekillenmiş muhteşem gaga ve pençelerle başka canlıları avlayabilmek”

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259878391aladogan1.jpg

Ala doğan

Onlara duyduğumuz hayranlığın nedenlerini kısa bir özete sığdırmaya çalışsam da yırtıcı kuşların ihtişamını, gizemliliğini, gücünü gerçek manada anlayabilmenin en geçerli yolu onları yaşam alanlarında gözlemlemektir.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259878423aladogan2.jpg

Ala doğan

Yırtıcı kuşlar için yaşam döngülerinin sıradan davranışları, biz insanoğlu için tarihin her döneminde ilgi ve hayranlık uyandırıcı olagelmiştir. En eski çağlardan beri insanoğlunun hayranlıkla seyrettiği bu eşsiz kuşlar gücün, asaletin, ulaşılmazlığın sembolü olmuştur. Pek çok toplumun totemi, devletlerin sembolü olacak kadar ün yapmış bu görkemli canlılara yüklediğimiz şöhretin boşuna olmadığı gayet açık. Gökyüzünde tüm ihtişamıyla süzülen; dağ keçisi, tilki gibi iri avlara bile korkusuzca saldırabilen bir kaya kartalına; açıklığı üç metreye varan kanatlarıyla adeta bir planör gibi dağ yamaçlarında leş arayan bir akbabaya; saatte üç yüz kilometreyi aşan süratiyle keklik, güvercin gibi kuşların korkulu rüyası olan bir gökdoğana, sadece balıklarla beslenen ve avını yakalamak için suyun bir metre altına kadar cesurca dalış yapabilen bir balık kartalına ve her biri kendine has davranışlar sergileyen diğer yırtıcı kuşlara olan hayranlığımızın sebebi, onlara “yırtıcı” sıfatını kazandıran eşsiz özellikleridir.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259878467atmaca1.jpg

Atmaca

Kuşlar nasıl ki hayvanlar âleminin en güzel, en renkli, en ilgi çekici sınıflarının başında geliyorsa, yırtıcı kuşlar da o sınıfın en sıra dışı takımlarından biridir şüphesiz. Her şeyden önce görünüşleri ve yaşayışlarıyla diğer kuşlardan farklıdır yırtıcı kuşlar. En küçüğünden en büyüğüne kadar tümü avlarını pençeleriyle yakalar. Pençelerine bu ölümcül özelliği kazandıran ise son derece sivri ve güçlü tırnaklarıdır. Bunların temel görevi avı yakalamak ve taşımaktır.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259878511bozdogan1.jpg

Boz doğan

Yırtıcı kuşları diğer kuşlardan ayıran bir diğer özellik ise güçlü ve aşağı doğru bir çengel gibi kıvrık olan gagalarıdır. Etle beslenen yırtıcı kuşlar avlarını parçalamak için gagalarını kullanır. Yırtıcı kuşlara üstünlük sağlayan bir diğer özellikleri de son derece keskin görüş gücüdür. Bu üstün görüş gücü onlara yüzlerce metre yukarıdan küçücük bir fareyi bile görebilme yeteneği kazandırır.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259878545delicedogan1.jpg

Delice doğan

Ülkemizde bugüne kadar gündüz yırtıcı kuşlarından otuz sekiz, gece yırtıcılarından ise dokuz tür gözlenmiştir. Büyüklüğü bir kumrudan bile küçük olan bozdoğandan boyu bir metreye, kanat açıklığı üç metreye varan ak kuyruklu kartala kadar görünümleri, büyüklükleri, yaşam alanları ve avları birbirinden farklı onlarca tür”

Bunlardan bazıları yerleşik kuşlardır. Kızıl şahin, kerkenez, kızıl akbaba, kukumav gibi yırtıcı kuşlar yıl boyu gözlemlenebilir. Kimileri yaz göçmenidir. Yazın üredikten sonra kışı geçirmek üzere güneye göçer. Yılan kartalı, delice doğan, çayır delicesi bunlardandır. Büyük orman kartalı, gökçe delice gibi bazı kuzey türleri kışı ülkemizde geçirirken, balık kartalı, ala doğan gibi yırtıcılar ise sadece göç dönemlerinde görülür.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259878577delicedogan2.jpg

Delice doğan

Yırtıcı kuşların her türünü her yerde görebilir miyiz? Hayır. Kaya kartalını görmek için yüksek dağlara, atmaca ve çakırı görebilmek için ormanlara, saz delicesini görmek için içinde geniş sazlıklar barındıran sulak alanlara gitmemiz gerekir. Her bir türün yaşam alanları farklı olduğu gibi avları ve avlanma tarzları da sahip oldukları büyüklüğe ve donanıma, yaşadıkları habitata göre değişir. Kartal türleri genellikle tavşan, fare gibi memelilere yönelirken gökdoğan, bıyıklı doğan, çakır, atmaca gibi türler daha çok kuş türlerini avlar.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259878600gokdogan1.jpg

Gök doğan

Öyle özel türler vardır ki onlar belli bir avın peşine düşmek üzere uzmanlaşmıştır. Yılan kartalı neredeyse sadece yılanlarla, balık kartalı sadece balıklarla, arı şahinleri ise arı larvalarıyla beslenir.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259879746yilankartali1.jpg

Yılan kartalı

Yırtıcı kuşların üreme döngüsü ve yuva tercihleri de diğer kuşlardan farklıdır. Yılda bir kez kuluçka yapan yırtıcı kuşlar çoğunlukla ulaşılması güç kaya pervazlarını, yüksek ağaçları yuva yeri için seçer. Açık arazi kuşları olan delice türleri ise yere yuva kurar. Tüm yırtıcı kuşlar tek eşlidir. Eşlerden biri ölene dek sadakatleri sürer. Yuvanın yapımı ve onarımı eşler tarafından dayanışma içinde sürerken yavruların beslenmesi için genellikle erkek avlanır, onun yuvaya getirdiği avı dişi kuş yavrulara büyük bir özenle yedirir. Yuva ve yavrularına yönelebilecek tehditler karşısında da ebeveyn canları pahasına mücadeleye girebilir.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259878644gokdogan2.jpg

Gök doğan

İnsanoğlunun hızlı bir tükenme sürecine soktuğu doğada diğer tüm canlılar gibi yırtıcı kuşlar da maalesef bir var olma savaşı vermektedir. Hatta ülkemizde ulu doğan, akkuyruklu kartal, kara akbaba, puhu gibi türlerin sayıları ciddi düşüş göstermiştir. Bir zamanlar ülkemizde üreyen balık kartalı bugün ne yazık ki yaşam alanlarının tahribi sonucu artık sadece göç döneminde görülebilen bir tür haline geldi.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259878704karaakbaba.jpg

Kara akbaba

Yasadışı yırtıcı kuş ticareti, ormanların ve bozkırların hızla azalması, sulak alanların, doğal göllerin, vadilerin çeşitli yollarla yok edilmesi, bilinçsiz avcılarca vurulmaları, tarımda ve tabiata kurtları öldürmek için bırakılan etlerde kullanılan zehirli kimyasalları almaları gibi pek çok sebepten ötürü yırtıcı kuş popülasyonumuz her geçen gün azalmakta.

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259878761karacaylak.jpg

Kara çaylak

Doğal dengenin sağlanmasında sağlıklı bir yırtıcı kuş popülasyonunun varlığı tartışılmaz. Besin zincirinin son halkası olarak böceklerin, kemirgenlerin kontrol altında tutulmasında yırtıcı kuşlar en önemli işlevi görmekte. Endüstriyel gelişimin hızla tükettiği dünyamızda biz insanlara düşen en önemli görev doğal alanların korunması yoluyla bu eşsiz canlıların varlığını sürdürebilmelerinde onlara destek ve yardımcı olmak. Aksi halde yırtıcı kuşlarımızı gökyüzünde süzülürken gözlemleme keyfini yaşamak yerine sadece cansız fotoğraflarda görmek gibi acı bir gerçekle yüz yüze kalmak çok da uzağımızda değil.

Okan KOÇYİĞİT

www.okankocyigit.com




http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1260110198uludogan1.jpg

Ulu doğan

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259878795kayakartali.jpg

Kaya kartalı

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259878838kerkenez1.jpg

Kerkenez

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259878871kizilakbaba1.jpg

Kızıl akbaba

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259878915kizilakbaba2.jpg

Kızıl akbaba

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259878952kizilsahin1.jpg

Kızıl şahin

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259878980kucukakbaba.jpg

Küçük akbaba

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259879018kucukkerkenez.jpg

Küçük kerkenez

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259879041kucukormankartali.jpg

Küçük orman kartalı

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259879568sahin1.jpg

Şahin

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259879598sahin2.jpg

Şahin

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259879681sahkartal.jpg

Şahkartal

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259879714sazdelicesi.jpg

Saz delicesi

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259879792yilankartali2.jpg

Yılan kartalı

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259879073kukumav.jpg

Kukumav

http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1259879090pecelibaykus.jpg

Peçeli baykuş

FOTORİTİM E_FOTOĞRAF DERGİSİ - KUŞLARIMIZ ÖZEL SAYI - OUR BIRDS SPECIAL ISSUE -